Headlines News :

Popüler Yayınlar

-->

Çocuklara Kitap Okutmak

Kitap okumak; anlatılmaz ne kadar zevklidir.

Okuduğun her kitapla yeni bir dünyan olur. Yeni kelimeler,yeni yerler,yeni hayatlar tanırsın.

Her nedense çocuklara kitap dediğiniz de sanki bir canavar dan söz ediyormuş sunuz gibi tepki verirler. Belki de canavar dan söz etseniz daha çok ilgi duyarlar.

Kitap oku, kitap oku diye ısrar ettikçe ya da öğretmenin "kitap okusun dedi." gibi cümleleri kurdukça, onları bu güzelim duygudan iyice uzaklaştırırsınız.

Nasıl kötü alışkanlıkları ebebeynlerini gözlemleyerek veya rol model aldıkları büyüklerini taklit ederek kazanıyorlar sa iyi alışkanlıkları da öyle kazanacaklarını unutmamalısınız.

Siz halihazır da kitap okuyan ve bundan hoşlanan birisiyseniz, yapmanız gereken sizi kitap okurken görmesini sağlamaktır. Bir de sizin okuduğunuz kitaplar la ilgili arkadaşlarınız, eşiniz ile birlikte yorumlar yaptığınızı görmesi de yararlı olacaktır.

Ama; bak ben kitap okuyorum hadi sen de oku diye ısrarcı olmayın, kitap okumayı ödev yada zorunluluk haline getirmeyin. En önemlisi de kitap okuma ile ilgili ceza vermeyin.

Üniversite Nasıl Bir Yerdir

Daha gitmemiş olabilirsiniz üniversiteye ve ortamı merak ediyor olabilirsiniz. Nasıl bir ortam mı var? Öncelikle o lisedeki gibi, hocaların sizin sınıfa gelip de sabahtan akşama kadar aynı sınıfta ders anlattığı sistem yok. Siz hocaların peşinde koşturursunuz üniversitede. Her ders aynı sınıfta işlenmez. Yani bir derse girdiniz ve o gün başka bir dersiniz daha var diyelim. Farklı bir sınıfa geçersiniz genellikle. Hatta kimi zaman fakülte değiştirirsiniz. Sayısal çıkışlı iseniz, laboratuvar dersleri için ilgili bölümleri bulup, oraya gitmeniz gerekebilir. Örneğin; Fizik Laboratuvarı dersi için Fizik Mühendisliği'ne, aynı şekilde Kimya Laboratuvarı dersi için de Kimya Mühendisliği'ne gidebilirsiniz. Yani kampüste bir oraya bir buraya dolaşmaya alışırsınız, alıştırırlar (gideceğiniz üniversitede fakülteniz bir kampüs içerisinde ise eğer.) Kampüs ortamı yoksa da bina içerisinde çok dolaşırsınız. Moralinizi bozmak istemem fakat realist olmak gerektiğini düşünüyorum. Siz ne kadar gerçeklerden kaçsanız da onlar vardır. Fakat kimse görmek istemeyen kadar kör değildir ya hani, o misal. Görmek isteseniz de istemeseniz de bazı gerçekler, gerçekleştiğinde zaten onlarla yüzleşmek durumunda kalabilirsiniz. Ama iş işten geçmeden de tedbirleri elden bırakmamak gerekir. Daha sonra karşılaşacağınız şeylerden biri de yoklama şeklidir. Lisedeki gibi alınmaz genellikle yoklama. Bir kağıt verir hoca veya sizden ister, o kağıt dolaşır sınıfta. Kimi hocalar sınıfı saymaz ve yerine imza atma işleri o derste muhtemelen olur. Fakat eğer sınıfı sayan bir hoca denk geldiyse ve arkadaşınızın yerine imza attıysanız, fena bir durumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Hoca o fazla imzayı tespit ettiğinde cevap vermekte zorlanırsınız. Halbuki niyetiniz arkadaşınıza iyilik yapmak. Onun yüzünden riske giriyorsunuz. Arkadaşınız bunu hak etmeyen biriyse bir de... Büyüklük sizde kalmış olur, boşverin. Allah niyetinizi biliyor ne de olsa. Bir de not alıp verme konuları meşhurdur genellikle üniversitelerde. Güzel not tutanlar illaki olur. Kimi not verir, kimi de vermek istemez. Menfaat döner genellikle üniversitede. Herkes kendini düşünür çoğunlukla. Üniversite bütün olumsuzlukların yanı sıra sizi olgunlaştırır ve sosyalleştirir. Belki de daha hiç bulamayacağınız imkânları bulabilirsiniz üniversitede. Söyleşiler, seminerler, geziler, piknikler vs... Gidince göreceksiniz. Daha anlatılmayan bir sürü şey... İlginç bir deneyim...

Başarının formülü çok çalışmak mı?

Elbette hepimiz, iş yaşamımızda, aile yaşamımızda başarılı olmak, toplum içinde başarılı bir insan olarak değerlendirilmek, yani kısaca, yaşamda başarılı olabilmek isteriz. Çoğu zaman, rahat bir yaşam sürebilmemiz, hatta mutlu, sağlıklı yaşayabilmemiz bile başarılı olabilmemize bağlanır. Okulda başarılı olabilmek, iyi bir iş, iş yaşamında başarılı olabilmek, iyi bir kariyer, kariyer ise, maddi olanaklar, rahat bir yaşam ve hatta sağlık, saygınlık, gelecek güvencesi olmuyor mu yaşamlarımızda?
İlkokul sıralarından itibaren başarılı olmamız gerektiği öğretilir bize. Hemen ardından da başarılı olabilmek için çok çalışmamız gerektiği. Ağustos böceği ile karıncanın hikayesi anlatılır. Çalışkan arkadaşlar örnek verilir. Çok çalış, çalışan başarır, denir. İş yaşamında da devam eder, disiplinli, fedakar çalışma gerekliliğimize vurgular. Patronumuz, meslektaşlarımız, ailemiz, çok çalışmamızı bekler,  öğütler ve över.
Elbette, başarılı olmak için çalışmak gereklidir. Ama tek başına yeterli de değildir. Hatta bazen, tam aksine çok çok çalıştığımız için başarısız da olabiliriz. Öğrencilik yaşamında pek çoğumuzun buna benzer anıları vardır. Çok önemsediğimiz, çekindiğimiz bir sınava o kadar çok çalışırız ki, sınav sabahı yaşadığımız stres ve yorgunluk, aslında öğrendiğimiz şeyleri kağıda dökmemize engel olıur. yorgunluk demişken, tükenmişlik sendromundan da söz etmeden geçmek olmaz. Aynı iş için, uzun süreli ve yoğun çalışmalar, hele bu altından kalkmakta zorlandığımız ya da hiç bitmemesine yoğun bir iş ise, çoğunlukla tükenmişlik sendromu ile sonuçlanır. Çağımızın hastalıklarından birisi olan bu sendrom ise, aşırı yorgunluk, isteksizlik, kendine güven duygusunu yitirmek, kendini sürekli üzgün ve mutsuz hissetmek tablosu ile belirgindir. Tahmin edileceği gibi böyle bir tablo başarıyı bizden çok uzaklaştıracaktır.
Uzmanlar, başarının sırrını çalışmak kadar, dinlenmeyi bilmekte de görmektedir.  Uzun süre ve severek çalışabilmek için, bir günlüğüne, bir süreliğine değil, her zaman başarılı olabilmek için, başarının sırrını biraz da dinlenmek de aramak gerekmektedir. Tükenircesine çalışmak, bir süre için başarılı olmamızı sağlasa da, orta vadede, sıkılmamıza, işimizden soğumamıza ve hatta tükenmişlik sendromu ve depresyon gibi sağlık sorunları yaşamamıza sebep olacaktır. Bu durumda sanırız, başarısızlık korkusuna kapılmadan ve vicdan azabı duymadan, dinlenme ve hatta tatil planlarımızı yapabiliriz.Çalışan yorulur elbet. Yorulan neden dinlenmeyi hak etmesin?

İngilizce Konuşmanın Püf Noktaları ve Konuşamamanızın Sebepleri

"Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hala iş İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum." diye utanan, sıkılan, kendini yetersiz hisseden hatta suçlayan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi. Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak.

Bu bir alışkanlık mı? Neden böyle bir strateji izlenir? Bu kişiler yaptıklarının farkındalar mı? Bir kişinin Türkçe düşünüp ''İngilizce konuştuğunu nasıl anlarız? Bu kişilerin İngilizce düşünebilmek için ne yapmaları gerekir?

Ana dilde düşünme ve bunu, konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişiler konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız söz dizinleri kullanırlar. Oldukça yavaş, düşüne düşüne konuşurlar. Çoğunlukla sözcük ve cümle aralarında "aa..ıııııh..." gibi boşluk doldurucular kullanırlar, Çünkü bir yandan konuşurken diğer yandan ne diyeceğini düşünür ve orada kullanacağı sözcük veya kalıbın İngilizce nasıl söyleneceğini bulmaya çalışırlar. Sürekli "İngilizce olarak bu nasıl söylenir? Şu sözcük ne demektir?" diye düşünmektedirler.

Bu durumda zihin çok işlem yapmaktadır. Bu nedenle hem düşünceye odaklanamaz, hem de çeviri yaptığı diller -Türkçe''den İngilizce''ye- birbirinden yapısal anlamda çok farklı olduğu için gramer olarak yanlış, hatta zaman zaman gülünç ifadeler ortaya çıkabilir. Çok bilinen klişe bir örnek vardır bununla ilgili. "Morning moming where are you going?” Bu kişiyle İngilizce iletişim kurabilmek oldukça sıkıcı olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanır.

Konuşan kişi kendini yeterince ifade edemediği için ana dilinde konuşmayı yeni sökmeye başladığı yıllardakine benzer bir ruh hali yaşar. İngilizce konuşulan ortamlarda yetersizlik duygusuna kapılabilir. Bu durum bir iç çelişki yaratır. Anadil deneyimleriyle donanmış nöronlar durmadan düşünce üretirken, bunun dışa vurumu tam olarak gerçekleşemez.

Yani kendimizi dış dünyada tam olarak gerçekleştiremeyiz veya temsil edemeyiz. Bu kişilere "İngilizce düşünün."dediğiniz zaman bunu nasıl yapacaklarını bilemezler. "Nasıl yani ???." diye sormadan edemezler.
Niye İngilizce düşünmeli?

Çünkü, düşünme ve konuşma aynı sistemin parçalandır. Bir bütünün parçaları arasında uyum olmazsa, sistemde problem yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır.

Farkında Olmadan Öğrenme [unconscious learning]

Yapılan bir araştırmaya göre; “Öğrenmenin yüzde 20''si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80''i farkında olmadan yapılan bilinçdışı kayıtlar ile gerçekleşir.” Ana dilimizi de bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir. Beyin bu veriler üzerinde "aynı"," farklı", "...öyleyse…’ mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız.

Yeni bir dil öğrenmeye başladığımızda belleğimizde bu dil ile ilgili yeni bir klasör açılır. Bunu bir bölgede yer kaplayan alana benzetelim. Bölge belleğimiz olsun. Bu bölgede elbette ki anadil alanımız daha büyük yer kaplamaktadır. Sonradan öğrendiğimiz dilin kapladığı alan daha küçüktür. Düşünmek için düğmeye bastığımızı varsayarsak daha büyük olan alan daha baskın olur. Böylece düşünme anadilde gerçekleşir. Bir iletişim ortamında bize İngilizce olarak söyleneni anlarız. Ona cevap vermek için, zihnimizde anadilde düşünürüz. Sonra bu düşündüğümüzü tekrar İngilizce’ye çevirmeye kalkarız.

NELER YAPILABİLİR?

Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur: Ana dilini konuşan insanın kendisini ifade edebilmek,için çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen dil kullanılırken ise öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla seçenekler, zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade becerisinde kişi sınırlı düzeyde kalır.

Tekrar "alan" metaforuna dönersek, öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur.
Yani "farkında olmadan öğrenme" süreci zenginleştirilmelidir.

Bunun için neler yapılabilir?

Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bulunun
Bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle anadilimizi nasıl öğrendiğimizi hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıplan algılama ve bunları ayrıştırarak depolama, anlamlandırma yetisine sahiptir.

İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf etmedik. "Bilinçli öğrenme" süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın dinledik tüm söylenenleri. Böylece anadilimizi edindik..

İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi, öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta, alışverişte, otobüste her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun. Ben İngilizce dilinin konuşulduğu bir ülkeye, İngiltere''ye, ilk gittiğimde ilk şaşkınlığımı havaalanında yaşamıştım. İki temizlik görevlisi kendi aralarında konuşuyorlardı.. Açıkçası bu durum beni şok etmişti. Bizim yıllar süren çalışmanın sonunda gelemediğimiz düzeyde bir İngilizce''yi büyük bir doğallıkla konuşuyorlardı ! Bu nedenle, İngilizce öğrenmek isteyenlere önerim, İngilizce konuşulan bir ülkede kısa veya uzun bir süre kalmaları olacaktır.

İngilizce TV, film izleyin

Dinlerken mümkünse kulaklık kullanın. Böylece beyniniz, işitsel dikkatiniz dağılmadan doğrudan kayıt yapabilir. Bu sırada filmi anlamayabilirsiniz. Hiç önemli değil. Unutmayın, beyin doğal olarak dil kalıplarını bir süre sonra ayrıştırma, benzetme becerisine sahiptir. Siz dinlemeye devam edin. Bir süre sonra hiç anlamadığınız uzun bloklar halindeki söz dizinleri kendiliğinden, anlayabildiğiniz daha küçük parçalara ayrılacaktır. Film izlerken hoşlandığınız dil kalıplarını yazacağınız bir defteriniz olsun. Bunları not alın ve filmde duyduğunuz tonlamayla tekrarlayın. Bunları yeri geldikçe kullanmaya özen gösterin. Aynı filmi birden çok kez izleyin.

Filmin sesini kısın. Kişilerin ne söylediklerini hatırlamaya çalışın, seslerini zihninizde canlandırın. Filmdeki kişilerin ne dediği kadar nasıl söylediği de çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin beden dillerine, mimiklerine, tonlamalarına, özellikle dudak hareketlerine dikkat edin. Yeni öğrendiğiniz dil kalıplarını onlar gibi konuşarak yüksek sesle prova edin, tekrarlayın. Kendi kendinize konuşun. Mümkünse kendi sesinizi kaydedin.

Dinleyin. Filmdeki ile kıyaslayın. Mükemmelliği yakalayana kadar devam edin. Film ekranını görmeyecek şekilde oturun. Sadece sesleri dinleyin. Seslerden hangi sahne olduğunu zihninizde canlandırmaya çalışın. Çıkaramadığınız durumlarda ekrana bakabilirsiniz. Tüm bu alıştırmalar keyifle tek başına yapabileceğiniz alıştırmalardır.

İngilizce Şarkılar Öğrenin

Şarkı sözlerinin anlamlarını araştırın, öğrenin. Şarkı sözlerini yazın. Ezberleyin. Birlikte söyleyin. Söylerken anlamını düşünün. Ne kadar çok şarkı öğrenirseniz dil alanınızın sınırlarını o kadar geliştirirsiniz. Özellikle sağ beyin işlevi olan ritim/müzik zekası ve ritim hafızası, sol beyin işlevi olan sözel zeka ve hafıza ile birlikte tetiklendiğinde öğrenme çok uzun dönemli olarak gerçekleşir. Bu anlamda, şarkılar ile dil becerinizi geliştirmek sizin için hem çok zevkli, hem de beyin uyumlu bir tekniktir. Sonuç ise mükemmeldir.

İngilizce Konuşabileceğiniz Ve Duyabileceğiniz Ortamlarda Bulunun
Ülkemiz bu açıdan bir cennet. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarımız bu açıdan bize çok zengin seçenekler sunuyor. Plajda gözlerimizi kapatıp güneşlenirken alfa duruma geçmiş beyin dalgalarımız, dışarıdan gelen İngilizce konuşmaları hiç tereddüt etmeden beyne kaydeder.

Okuyun

İngilizce kitap, dergi, gazete, broşür ne bulursanız okuyun. Yanınızda tıpkı film seyrederken olduğu gibi küçük bir cep defteriniz olsun. Beğendiğiniz ve kullanabilmeyi istediğiniz dil kalıplarını, sözcükleri içinde bulunduğu cümle ile birlikte defterinize yazın ve tekrarlayın. Bir kalıp veya sözcüğün sizin olması demek, onu uzun dönemli hafızaya atmış olmanız demektir. Bellek ile ilgili araştırmalar, yeni bir bilginin uzun dönemli belleğe yerleşebilmesi için en az 7 kez tekrar edilmesini gerektiğini belirtir.

Sözlük Kullanmayı Öğrenin

Mutlaka İngilizce''den-İngilizce''ye sözlük kullanın. "Nasıl olacak?" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü bu, benim çok sık karşılaştığım bir sorudur. Öncelikle seviyenize uygun bir sözlük alın. Evde bulunan herhangi bir sözlük işe yaramayabilir. Sözlük, dil seviyenizin çok üzerinde olursa bir sözcüğün çok farklı anlamlan ile karşılaşabilirsiniz. Hatta açıklamasını anlamak için tekrar sözlüğe gerek duyarsınız. ''Bu nedenle pek çok kişi, İngilizce karşılıklı sözlüğe bakmaktan nefret eder. Çünkü anlamaz. Oysa seviyeye uygun sözlük alınırsa bu durum oltadan kalkar.

Sözcüklerin yanında parantez içinde phonetic transcription (ses alfabesi) vardır. Bu bilgi, genelde sôzlük1erin ön sayfasında açıklamalı olarak verilir. Bunu iyi kullanırsanız, öğrendiğiniz yeni sözcüğün nasıl telaffuz edildiğine de vakıf olursunuz. İngilizce, yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığı gibi vurgulaması da ana dilimizden farklıdır. Yanlış vurgu, sözcüğün anlamını değiştirebilir. Bir kelimenin anlamına bakarken, vurgunun hangi hece üzerinde olduğuna dikkat edin. Örneğin çok temel sözcükler olduğu halde hala bazı sözcükler vurgu hatası yüzünden çok yanlış söylenmektedir. Bear-beer hatası oldukça yaygındır. Denemek için isterseniz bir sözlüğe bakın. Bakalım siz vurguyu doğru kullananlardan mısınız?

Kelimenin tekil, çoğul hali, yapım ve çekim ekleri, hangi sözcük öbeğiyle kullanıldığı gibi çok değerli bilgileri de sözlükte bir bakışta görebilirsiniz. Sözcüğün İngilizce açıklamasıyla birlikte örnek cümle verilmesi, öğrenen kişinin yazının başında vermiş olduğum bölge-alan metaforunda sözü edilen İngilizce alanını genişletecektir.

OLUMSUZ İNANÇ VE DİL KALIPLARI

Olumsuz inanç ve sınırlayıcı dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim, arkadaşların yapılan hataya gülmesi, öğretmenin hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi, hatanın düzeltilme biçimi, anne babanın "Bu kadar para verip özel okula gönderiyoruz, hala konuşamıyorsun." şeklinde konuşması gibi farkında olmadan yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve kendine güvenin yitirilmesine yol açar.

Kağıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler İngilizce konuşmak için ağızlarını açtıkları zaman herkesin kendilerini dinlediği, hatalarını bulacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar. Ağızları kurur, zihinleri dağılır, kalp atışları hızlanır, ve İngilizce konuşmak çok sıkıntı veren, bunaltıcı bir deneyim olur. Bu tür korkulan aşmak için hataya bakış açısını değiştirmek gerekir.

“Hata yapmak , öğrenme sürecinin doğal sonucudur.” İlkesini kabul edersek, hatalar bizi geliştirir. Bu durumda “Hatalar” rehber görevi üstlenir. Bizi yönlendirir. Hangi “alanda” hata yapılıyorsa “o” alan güçlendirilecek “öncelikli alandır”.

Bu arada, beyin tesadüfi hatalar yapar. Bu çok doğaldır. Bunları bir süre sonra kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz beyne doğru kayıtlar vermeye devam edin.

ASLA PES ETMEYİN...


NASIL SU GİBİ İNGİLİZCE KONUŞULUR?

Amsterdam’dan bir arkadaşa ’‘Nasıl oluyor da tüm Hollandalılar su gibi İngilizce konuşuyor?’’ diye sordum. ‘‘Çok basit! Konuşmazsak dünyanın hiçbir yerinde ne yemek sipariş edebiliriz ne de yolumuzu bulabiliriz... Kimse Hollandaca bilmiyor ki!’’ diye cevap verdi. Bu bizim için de aşağı yukarı öyle diye düşündüm; ama Hollanda’da İngilizce konuşanların oranı ve konuşulan İngilizce’nin seviyesi şaşırtıcı derecede yüksekti.

‘‘Peki hangi yaşta ve nasıl öğrendin İngilizceyi’’ diye sorunca arkadaşım uzun bir soluk alıp ‘‘bilmem okulda öğrenmeye başladım, küçüktüm hatırlamıyorum’’ dedi. İçimden bu birinci neden diyerek saymaya başladım. ‘‘Sonra Hollanda’da tüm yabancı filmler İngilizce yayınlanıyor televizyonda, sadece Hollandaca alt yazı ekliyorlar, çeviri yapmıyorlar. Onun da çok faydası oluyor’’ diye ekledi. Neden iki...

‘‘Bir de tabii çocukken okul turlarıyla İngiltere’deki müzeleri gezmeye giderdik. İyi bir pratik imkânıydı bu turlar’’ dedi. Neden üç!

Farkettim ki üç nedenden ikisi pratiğe dayalıydı.

Sonra kendimi düşündüm. 10 yaşında kolejde İngilizce öğrenmeye başlamış, lisede devlet okuluna geçince bildiklerimi unutmamak için ayrıca İngilizce kursuna yazılmıştım. Hatta 18 yaşında 15 günlüğüne İngiltere’ye gitmiştim. Yine de 23 yaşında Londra’ya okumaya geldiğimde İngilizcem hiçbir Hollandalı kadar iyi değildi. Gramerim Upper-Intermediate ya da Advanced çıkıyor ve hocalarım ekstra ders almama gerek olmadığını söylüyordu; ancak aksan problemlerinden dolayı insanlar beni, ben de insanları anlamakta zorlanıyordum.

Şimdi ise Hollandalı arkadaşım bana ‘‘sen burda büyüdün ama değil mi?’’ diye soruyordu. Tüm turistler beni peynir beyazı olmayan tenime rağmen İngiliz sanıyor, Türkler İngilizce konuşunca Türk olduğumu anlamıyordu. Nereden ve ne çabuk kapmıştım bu aksanı? Burada 25 yıldır yaşayan, elinde İngiliz pasaportuyla gezinen ama tek kelime İngilizce bilmeyen Türkler de vardı. Nedendi bu fark?

Düşününce, cevabı yine o üçte ikilik kısımda buldum: Pratik!

‘Dil yerinde öğrenilir!’ sözü çok doğru ama tam değildi. Londra’da koleje ilk başladığımda Film ve Medya Bölümü’ndeki tek Türk bendim. Sınıfımızda da tek bir İngiliz vardı. Geri kalanlar ya Uzak Doğulu ya da Hintliydi ve de kendi aralarında gruplaşmayı tercih ediyorlardı. Ben de bu İngiliz arkadaş ve de Hintliler grubuna katılmak istemeyen bir Hintli çocukla zaman geçirmeye başladım. Tek ortak noktamız hepimizin Londra’ya yeni olmasıydı. Farkımız ise İngilizce seviyelerimizdi. Aralarında en kötü İngilizce de benimkiydi.

Dediklerinin çoğunu anlıyor ama istediğim hızda ve şekilde cevap veremiyordum. Sanki dilsizmişim gibi hissediyor, sohbetlere tam katılamamnın sinir bozucu eksikliğini yaşıyordum. Emindim ki eğer herkes yazarak konuşsaydı herşeyi anlayacaktım, ama aksan farkları beni çaresiz bırakıyordu. O zamanlar bu durumun bugünler için en iyi yatırım olduğunu bilmiyordum.

Okulda işletme, iktisat ve pazarlama bölümlerinde okuyan 8-10 Türk kız vardı. Her cumartesi kafeteryada buluşurlar saatlerce Türkçe sohbet ederlerdi. Türklerle zaman geçireceksem İngiltere’de olmanın manâsı ne diye düşünüp, Londra’da kalacağım süreden tam olarak faydalanmaya karar verdim ve onlara katılmadım. Yerine, İngilizcesini sırf benim değil İngiliz arkadaşın da zor anladığı fotoğrafçılık hocasının tekrar dersine giriyordum.

Zamanla tüm arkadaşlarım ya İngiliz ya da hayatının çoğunu İngiltere’de yaşamış yabancılardan olmaya başladı. Tanıdığım Türkler zaten Türkiye’ye geri dönüş yapıyordu.

İngilizcesi çok iyi olan insanlarla sürekli vakit geçirmenin dil öğrenmedeki avantajını bugün görüyorum ama dezavantjları da zamanında az değildi. Grupta İngilizcesi en kötü olan hep ben oluyordum. Yapılan esprileri çoğu kez kaçırıyordum ve İngilizcem hiç gelişmiyormuş gibi geliyordu.

Pes etmek yerine yanlış yaptığımda beni düzeltmelerini istedim. Elimde İngilizce telaffuz kitapları fonetik alfabeyi öğrendim.

Bugün benden daha çok yurtdışında kalmış birçok kişiden daha iyi İngilizce konuşabiliyorum. Sürekli bana soruyorlar: ‘‘Nasıl yaptın?’’. ‘‘Pratikle’’ deyince de inanmak istemiyorlar; çünkü onlara fazlasıyla basit bir cevapmış gibi geliyor. İşin doğrusu hiç de basit bir süreç değil ama denemedikleri için bilmiyorlar.

İngilizceyle haşır neşir olanlar bilir. İngilizceyi zor yapan gramatik yapısı değil, sonsuz kelime sayısı ve ‘hello’ bile deyince sizi ele veren aksan farklılığıdır. Yoda yürüyen ve doğru aksanla konuşan İngilizlerin çoğu, proficiency (uzman) seviyesinde gramer bilmemekte, kendileri hatalar yapmaktadır. Onların avantajı doğru aksan kullanmalarıdır. O yüzden en üst seviyede İngilizce bilip de doğru düzgün konuşamamaktansa, orta seviye de İngilizce bilip iyi bir aksanla konuşmanız daha önemli.

Aksan nasıl mı düzeltilir? Pratikle!

Gerek Türkiye’de gerekse yurtdışıdayken yabancı arkadaşlar edinin, yabancı radyo kanallarını dinleyin ve yabancı filmleri İngilizce olarak, Türkçe altyazıyla izleyin.

Türkiye de Doğal Afetler ve Korunma Yolları

Doğal afet nedir?

Doğal afet, büyük oranda veya tamamen insanların kontrolü dışında gerçekleşen, mal ve can kaybına neden olabilecek tehlikeli ve genellikle büyük çaplı olay. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Bazı afetlerin yeryüzünün nerelerinde daha çok olduğu bilinmektedir. Örneğin deprem, heyelan, çığ, sel, donma gibi bazı afetlerin sonuçları depremde olduğu gibi doğrudan ve hemen ortaya çıkar. Ama kuraklıkta olduğu gibi bazılarının sonuçları ise uzun bir zaman sonra ve dolaylı olarak görülür
Doğal afet türleri
Jeolojik kökenliler: Bunlar doğrudan doğruya kaynağını yer kabuğu ya da yerin derinliklerinden alan doğal afetlerdir. Bunlar şunlardır:
1- Deprem
2- Heyelan
3- Yanardağ patlamaları
4- Tsunami
Meteorolojik kökenliler: Atmosferdeki doğa olayları sonucunda meydana gelirler. Bunlar şunlardır:
1- Sel
2- Su taşkını
3- Çığ
4- Fırtına
5- Kuraklık
6- Orman yangını
7- İklim değişiklikleri
8- Hortum
Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan temel etkenler atmosfer kökenli olmasına rağmen, bazılarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de etkili olmaktadır. Sel, çığ ve sis buna örnek olarak verilebilir.

Ülkemizde Yaşanan Doğal Afetler

Çevre sorunları, insanların yaşadıkları doğal ortamı bozmaları ile ortaya çıkar. İnsanlar kendilerine daha iyi yaşama koşulları sağlamak için çevreye zarar verirler.

Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt kullanımından dolayı hava kirliliği meydana gelmektedir. Fabrikalardan ve evlerden çevreye atılan bazı maddeler (poşet gibi) toprak kirliliğine neden olur.

Özellikle sanayi bölgelerinin yakınındaki kentlerin kanalizasyonları akarsular, deniz ve göllerin kirletilmesine neden olmaktadır. Ayrıca gemilerden boşaltılan bazı maddeler ve deniz kazaları bu kirlenmeyi artırmaktadır.

Su ve toprak kirliliğine neden olan maddelerin bir kısmıda katı atıklardır. Katı atıklar; plâstik maddeler, cam ürünleri, metalik maddeler (konserve ve meşrubat) ve ağaç ürünleri (kağıt, karton gibi).

Özellikle büyük kentlerde arabaların motor ve klakson gürültüleri ile bazı eğlence yerleri ve bazı iş yerleri de gürültü kirliliğine neden olmaktadır.

Çevre sorunlarının çözümünde bize ve devlete düşen görevler;

-Ormanlarda izinsiz ağaç kesmeyip, ateş yakmamalıyız.

-Fabrikaların zehirli atıkları ve kanalizasyon suları akarsulara, göllere ve denizlere akıtılmamalıdır.

-Çöpleri rastgele çevreye, akarsulara, göllere ve denizlere atmamalıyız.

-Kaliteli yakıtlar kullanmalıyız.

-Çevre sorunlarının çözümü için sivil toplum kuruluşlarına yardımcı olmalıyız.

-Çevre sorunlarının önlenmesi için devletin çeşitli zorunluluklar getirmesi gerekmektedir.

-Çevre bakanlığı daha aktif bir şekilde çalışmalıdır.

-Yerel yönetimler çevre sorunlarına daha fazla ilgi göstermelidir.


2. Doğal Afetler ve Korunma Yolları

Doğal afetler, insanları olumsuz etkileyen doğal olaylardır. Büyük oranda can ve mal kaybına neden olurlar. İnsanlara ve ülkelere büyük zarar verirler. Doğal afetlerin kontrol altına alınıp durdurulması da mümkün değildir. Bazı doğal afetleri şöyle sıralayabiliriz;


a. Depremler

Yer kabuğunda meydana gelen ani sarsıntılara deprem denir. Yeryüzünün belirli yerlerinde sıklıkla görülür. Buralara deprem kuşakları denir.

Bunların en önemlisi Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı’dır. Bu kuşak Saros körfezinden başlayarak Marmara denizinin kuzeyinden İzmit körfezi ve Karadeniz Bölgesi’ndeki sıradağların arasındaki çukurluklardan Van gölünün kuzeyine kadar ulaşır.

Ülkemizdeki deprem alanlarının dağılışı
Ülkemizdeki deprem alanlarının dağılışı

Deprem öncesi alınması gereken önlemler;

-Deprem kuşağına yerleşim yeri kurulmamalıdır.

-Zemini sağlam olmayan yerlere yerleşilmemelidir.

-Binalar yüksek katlı olmamalı ve inşaat tekniklerine uygun yapılmalıdır.

-Halka deprem konusunda eğitim verilmelidir.



Deprem sırasında yapılması gerekenler;

-Soğukkanlı davranılmalıdır.

-Balkon ve pencereden atlanmamalıdır.

-Elektrik sigortası ve hava gazı vanası kapatılmalıdır.

-Bina içinde sağlam eşyaların yanında çömelmiş durumda bulunulmalıdır.

-Sarsıntı biter bitmez binadan çıkılmalıdır.

Ülkemizin büyük bir kısmı deprem tehlikesi altında olduğu için depreme karşı her zaman hazırlıklı olmalıyız. Kısacası depremle yaşamayı öğrenmeliyiz.


b. Erozyon

Sel suları ve rüzgârlar tarafından aşındırılarak taşınan toprakların barajlara, göllere ve denizlere biriktirilmesine erozyon denir.

Yurdumuz yarı kurak bir iklime sahip olduğu için önemli bir kısmı bitki örtüsünden yoksundur. Aynı zamanda yurdumuz çok engebeli bir araziye sahiptir.

Bunlardan dolayı ülkemizde çok şiddetli erozyon meydana gelmektedir. Sağanak yağışlar, orman ve otlakların tahribi ile arazilerin yanlış kullanımı da erozyonu artıran faktörlerdendir.

Erozyon sonucunda toprağın en verimli olan kısmı taşındığı için tarım alanlarında azalma meydana gelir. Taşınan toprağın bir kısmı baraj göllerine dolarak barajların kullanım sürelerinin kısalmasına neden olur.

Toprak erozyonu ülkemiz için çok önemli bir sorundur. Çünkü tahrip edilen toprakta bitkiler yetişmeyecektir. Bu yüzden topraklarımızda tarım yapmak zorlaşacaktır. Bu durumda ülkeler açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirler.

Erozyonla mücadele için özel bir kuruluş olan TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) kurulmuştur. TEMA erozyon konusunda eğitici çalışmalar yaparak, erozyonu önlemek için faaliyetlerde bulunur.


Erozyonu önlemek için;

-Orman alanları korunmalı

-Boş araziler ağaçlandırılmalı

-Meralar korunmalı

-Eğimli yamaçlar taraçalandırılmalı

-Tarlalardaki anız örtüsü yakılmamalıdır.

Kısacası erozyonu önlemek için bitki örtüsü korunmalıdır.


c. Toprak kayması

Yamaçlarda bulunan toprağın, kütle halinde kayarak aşağı doğru inmesi olayına toprak kayması denir. Toprak kaymasına heyelân da denir. Bazen toprakla birlikte altındaki kayanın bir bölümü de yer değiştirir.


Toprak kaymasının nedenleri;

-Yer şekillerinin fazla eğimli olması

-Yağışlar ve eriyen kar sularının toprağı kaygan hale getirmesi

-Özellikle killi toprakların yağış sularını emerek kayganlaşması

-İnsanların yol yapımı ve inşaat çalışması gibi faaliyetleri de toprak kaymasına neden olabilir.

Ülkemizde görülen heyelânların mevsimlere dağılış oranları

Ülkemizde toprak kaymaları en fazla ilkbahar mevsiminde görülmektedir. Bunun en önemli nedeni kar erimeleridir. Toprak kayması en fazla Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelmektedir. Özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde heyelânlar çok fazla olmaktadır.

Toprak kayması sonucunda göller de oluşur. Vadi boyunca akan bir akarsuyun önü toprak kayması ile kapanarak göller oluşabilir. Trabzon’daki Sera ve Erzurum’daki Tortum gölleri buna örnek olarak verilebilir.


d. Sel baskınları ve önleme çalışmaları

Sel, sağanak yağış ve hızlı kar erimeleri sonucu çok miktarda suyun akışa geçmesi ile meydana gelir. Sel, önüne gelen taşları, toprakları, bitkileri sökerek taşımaktadır. Sel, ülkemizde çok görülen bir doğal afettir. Her yöremizde sel felaketleri meydana gelebilir. Fakat en fazla Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. En fazla ilkbahar mevsiminde sel meydana gelir. Bu mevsimde artan yağmurlar selleri oluşturur. Yaz aylarında görülen sellerin nedeni sağanak yağışlardır. Ülkemizde sellerin başlıca oluş nedenleri;

-Sağanak yağışlar ve hızlı kar erimeleri

-Arazinin bitki örtüsünden yoksun olmasıdır.

Sel baskınları verimli tarım topraklarını taşır. Tarım alanlarındaki ürünlere zarar verir. Ev, yol ve köprülere zarar verir. Seller sonucunda ulaşım ve haberleşmede aksamalar olur. Sellerin zararlarından korunmak için,

-Akarsu yataklarına yerleşilmemelidir.

-Akarsu yataklarının kenarlarına taşkınları önlemek için setler yapılmalıdır.


e. Çığ

Çığ, büyük kar yığınlarının yamaç boyunca hareket etmesidir. Yüksek dağlık alanlardaki dik yamaçlarda bulunan karların değişik seslerle harekete geçmesi sonucu oluşur. Çığ, ülkemizde en fazla Doğu Anadolu Bölgesi’nde görülür. Bunun nedeni kar yağışlarının fazla olmasıdır.


f. Yangınlar

Yangınların bir kısmı yerleşim yerlerinde meydana gelir. Bunlara insanlar neden olmaktadır. Fakat özellikle orman yangınları büyük doğal afetler arasında gösterilebilir. Orman yangınları en fazla yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Orman yangınları doğal çevreye zarar verdiği gibi ülke ekonomisine de büyük zarar verir. Orman yangınları; erozyon, sel, heyelân ve kuraklığa neden olur. Orman yangınlarına karşı alınacak önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz;

-Ormanlarda yapılan pikniklerde ateş yakılmamalı, sigara izmariti atılmamalıdır.

-Orman içinde yollar açılmalıdır.

-Orman içinde haberleşme ve yangın söndürme sistemi kurulmalıdır.


Türkiye'deki Doğal Afetler
1900-2003 yılları arasında ülkemizde meydana gelen doğal afetlerle ilgili istatistikler incelendiğinde doğal afetler nedeniyle 19.964 kişi öldüğü, 55.802 kişi yaralandığı ve 17 milyar 460 milyon dolarlık maddi kaybın meydana geldiği ve 20 milyona yakın insanın afetlerden etkilendiği görülür. Sadece son on
üç yıllık verilere bakmak bile doğal afetlerin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter.

Türkiyede kaydedilen en büyük deprem: Aletsel dönemde ülkemizde kaydedilen en büyük deprem 26 Aralık 1939 Erzincanda olmuştur. Geceyarısı olan depremde yaklaşık 33 000 kişi ölmüştür.

922 İzmir Yangını veya, yabancı kaynaklarda kullanılan terimle, Büyük İzmir Yangını (Great Fire of Smyrna) -İzmir geçmişte başka büyük yangınlar da geçirmiş olduğu için bu terimin ne derece yerinde olduğu tartışmaya açıktır- 13 Eylül 1922 günü Basmane'de başlayan ve dört gün sürerek İzmir şehir merkezini (özellikle o dönemdeki merkezi ve bugünkü İzmir Enternasyonal Fuarı alanını) geniş ölçüde tahrip eden yangın hadisesidir.


17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ

Depreme ilişkin sismolojik bulgular:
• Depremin oluş zamanı: 17 Ağustos 1999 Saat 03:02
• Depremin büyüklüğü (Magnitüd): 7.4
• Odak derinliği: Yaklaşık 17 km.
• Merkez üssü: Gölcük
• Süresi: Yaklaşık 45-50 sn
• Ana şok: 2 (ulusal ve dış Sismoloji İstasyon bilgilerinden derlenmiştir.)
• Artçıl şoklar: 200’den fazla (10’a yakın artçıl şokun magnitüdü 4’den büyük)
• Makrosismik zon: Karamürsel-Yalova-Gölcük-İzmit-Düzce Koridoru
Ulusal ve uluslar arası sismoloji istasyonları verilerinden derlenmiştir.
Saha gözlemleri:
Depreme yol açan fay: Kuzey Anadolu Fayı’nın Kuzey Kolu.
Depremde hareket eden fayın toplam uzunluğu: 90 km.(130 km.ye çıkabilir).
Hareket eden/ettiği sanılan fay segmentleri:
• İzmit-Adapazarı Segmenti: Uzunluğu yaklaşık 90 km olup, kara bölümünde Gölcük-Akyazı arasında 40 km uzunluğunda yüzey kırığı (fayın Yeryüzünde yaptığı fiziksel deformasyon) izlenmiştir. Fay blokları arasında 2.90 +/- 10 cm. sağ yönlü atım ölçülmüştür.
• Gölcük Segmenti: Yüzey kırığı izlenmiştir. Henüz saha incelemesi yapılmamıştır.
• Yalova Segmenti: Kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları nedeniyle henüz ulaşılamamıştır. Büyük olasılıkla yüzey kırığı gelişmiş olduğu sanılmaktadır.
Düzce Segmenti: Henüz incelenmemiştir. Sismolojik ve makrosismik veriler bu segmentinde hareket etmiş olabileceğini düşündürmektedir.

BİNGÖL DEPREMİ(1971)

22 Mayıs 1971’de Bingöl’de oluşan şiddetli deprem.Şiddeti Richter ölçeğine göre 6.8 olan ve Diyarbakır, Muş, Elazığ ve Tunceli’yi de içine alan geniş bir bölgeyi etkileyen deprem, özellikle Bingöl kentine büyük zarar vermiş, yaklaşık 5 bin konutun tümüyle yıkılmasına ya da oturulamayacak duruma gelmesine ve 755 kişinin ölümüne yol açmıştır.
Bingöl çöküntüsü,Doğu Anadolu’nun bu bölgesinde birbiri arkasında sıralanmış bir dizi çukurluktan biridir.Bölge, çeşitli doğrultularda uzanan kırıkların birbirleriyle kesiştikleri bir alanda yer alan tektonik nitelikli bir çöküntü vadisi durumundadır.Bingöl çöküntüsünün temel çizgileri, Genç Ovasının yer aldığı etek boyunca kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda, güneybatıda kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan kırık kuşakları ile Bingöl’ün kuzeyinde yer alan doğu-batı doğrultusundaki kırık kuşağıdır.Kenti bir üçgen biçiminde çevreleyen bu kırıkların hareketi, depremin başlıca nedenidir.
Konumu 38 08`kuzey enlemi, 40 05`doğu boylamı, merkez noktasının derinliği 10-12 kilometre, enerjisi 5,48 çarpı 10 üzeri 21 erg olan depremde, Bingöl’ün güney ve güneydoğusundaki 15 kilometrelik kırıkta 10 cm düşey, 25 cm yatay hareket olmuştur.Depremden önce Bingöl Deresi’nin yatağında ve yamaçlarında yer alan Bingöl kenti, depremden sonra dere yatağının güneyindeki geniş düzlüğe taşınmıştır.

ÇALDIRAN DEPREMİ(1976)

24 Kasım 1976’da Çaldıranda oluşan şiddetli deprem.Şiddeti Richter ölçeğine göre 7.5 olan ve Van iline bağlı Muradiye, Erçiş ve Özalp ilçeleri ile Ağrı iline bağlı Diyadin ve Taşlıçay ilçeleri dolaylarını da etkileyen deprem, 3.840 kişinin ölümüne, 497 kişinin yaralanmasına ve 9.232 konutun tümüyle yıkılmasına yada onarılamayacak düzeyde hasar görmesine yol açmıştır.
Bu depremde oluşan kırık, Türkiye’nin jeolojisi ve tektoniğine ilişkin haritalarda yer almamaktadır.Bilinen sismik kayıtlara göre yörenin deprem etkinliği de fazla değildir.Bölgede daha önce şiddeti 6-7’den fazla olan deprem oluşmamıştır.Deprem bölgesinde Kuzey Anadolu Kırık kuşağının yaklaşık 30 kilometre kuzeyinde kalan ve aynı niteliklerde bulunması nedeniyle bu sisteme sokulabileceği düşünülebilen kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Çaldıran Kırık hattının, batıdan doğuya doğru Sarıkök Köyü-Çaldıran arasında andezit ve bazaltları, Çaldıran’dan Güngören Köyüne kadar alüvyon alanları, Güngören Köyünden güneydoğuya doğru Eosen bölüm kalkerlerini ve Mezozoyik zamana özgü birimleri aşarak ilerlediği görülmektedir.Arazide çok iyi izlenebilen ve uzunluğu 53 kilometre genişliği ise 10 kilometreyi bulan bu kırığın sağ yanal atımlı bir kırık olduğu saptanmıştır.İzlenebilen kırık kuşağı üzerinde genellikle sıkışmanın egemen olduğu ve kuzey bloğun düştüğü, sağa doğru 20-50 cm[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]lik kabarmalar, 5-30 cm arasında açılmalar ve 80 santimetreye varan düşey atımlar bulunduğu izlenmiştir.Bu depremde bölgede önceden varlığı bilinen kırıklarda herhangi bir hareket görülmemiştir.
Yapılan incelemeler sonucunda depremin gözlemsel dış merkezinin konumunun 30 15` kuzey enlemi, 43 9` doğu boylamı dolayında,Çaldıranın hemen batısında bulunduğu sonucuna varılmıştır.Deprem sırasında açığa çıkan enerji 2.82çarpı10 üzeri 22 erg‘dir.Çaldıran depreminde hasar gören alanlarda ayrıca çok sayıda kaya düşmesi ve toprak kayması saptanmıştır.

ÇORUM DEPREMİ(1943)

26 Kasım 1943’te, Çorum, Samsun, Ladik ve Vezirköprü’yü kapsayan bir alanı etkileyen yer sarsıntısı.Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetinde 20 saniye kadar süren deprem, Çorum kentine büyük zarar vermiş, 2.554 evin yıkılmasına, 618 kişinin ölümüne ve 217 kişinin de yaralanmasına neden olmuş, ayrıca 5.375 hayvanın da ölümüne yol açmıştır.
Konumu 41 derece 05`kuzey enlemi, 33 derece 72` doğu boylamı ve merkez noktasının derinliği 10 kilometre olan bu depremle doğuda Destek Boğazından başlayarak batıda Filyos Irmağının keskin bir dönüş yaptığı yere kadar uzanan 280 kilometre boyunca bir kırık oluşmuştur.

ERZİNCAN DEPREMİ(1939)

26-27 Aralık 1939’da Erzincan’da oluşan çok şiddetli yer sarsıntısı.Şiddeti Richter ölçeğine göre 8 olan deprem sonucunda toplam 32.962 kişi ölmüş,
yaklaşık 100.000 kişi yaralanmış, ve 116.720 bina yıkılmıştır.Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye’nin en ciddi deprem felaketlerinden biridir.
Konumu 39 80 kuzey enlemi ve 39 51 doğu boylamı, odak derinliği 20 km olan depremin etkilediği alan doğuda Erzincan Ovasından batıda Kelkit Vadisine kadar uzanır.Hasara uğramış bölgelerin uzunluğu 400 km(Erzincan’ın doğusundan Amasya’ya kadar), genişliği ise (güneyde Sivas’tan kuzeyde Karadeniz’e kadar) 200 km‘dir.Bu depremde Erzincan’dan Kelkit Vadisini izleyerek Niksar’a kadar uzanan yaklaşık 350 km’lik bir kırık sistemi oluşmuştur.Kırıklar boyunca 1 m’lik düşey (atım) ve 4 m’lik yatay hareketler görülmüştür.
Bu geniş alanı sarmış olan 35 deprem merkezi yaklaşık doğu-batı doğrultusunda dizilmiş başlıca dört sarsıntı çizgisi üzerinde etkinlik göstermiştir.Bunlar; Yukarı Yeşilırmak çizgisi, Kelkit-Deliçay çizgisi, Yaylalar ve Orta Yeşilırmak çizgisi ve kıyı çizgisidir.Bu çizgilerin hepside kırıklara karşılık gelmektedir. Kelkit Irmağı kırığı, Reşadiye’de doğu-güneydoğu ve batı-kuzeybatı doğrultusunda alçalmış ve yükselmiş ve böylece iki blok arasında 380 cm’lik bir düzey farkı doğmuştur.Deprem sırasında kıyı çizgisi Çarşamba ilçesinin kuzeyi ile Giresun arasında 15-100 m kadar geri çekilmiş ve Fatsa’da da bir deprem dalgası oluşmuştur.
Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesinde bulunan Erzincan, Kuzey Anadolu deprem kuşağının çok etkin bir bölümü olan Erzincan ovası içindedir. Tarihi belgelere göre Erzincan son bin yılda 11 kez tümüyle yıkıma uğramıştır.
Yerleşmenin bulunduğu zemin, akarsu çökellerinden oluşmuştur.Bu malzeme kentin yukarı kesimlerinde konglomeralaşmıştır.Orta bölümlerde birbirini izleyen çakıl ve kum katmanlarına rastlanır.Bu katmanlar oldukça yerleşmiş ve sıkı yapılıdır.1939 depreminden sonra yerleşim alanı dışında bırakılmış olan eski şehrin zemini, kalın bir tarihi enkaz örtüsüyle kaplı yerleşmemiş akarsu birikintilerinden oluşmuştur.

ERZURUM-KARS DEPREMİ(1983)

30 Ekim 1983’te, Erzurum ve çevresinde büyük hasara ve önemli ölçüde can kaybına neden olan yersarsıntısı.Şiddeti Richter ölçeğine göre 7.1 olan bu depremde 1.400 kişi ölmüş, 537 kişi yaralanmış, 3.241 konut ağır, 3 bin konut orta ve 4 bin konut hafif hasar görmüş, 30 bini aşkın hayvan telef olmuştur.Makrosismik hasar değerlendirmelerine göre depremin dış merkezi, Murat Dağı Kırklareli Köyü çevresinde yer almıştır.
Erzurum-Kars depreminin oluştuğu alan Türkiye’nin birinci derece tehlikeli deprem bölgesidir.Horasan-Narman ilçeleri arasındaki alanı kapsayan deprem bölgesi, çoğunlukla genç kırıklarla(fay) belirlenen alüvyon düzlükleriyle parçalanmış, yüksekliği 1.750-2.500 m arasında değişen engebeli bir topografyaya sahiptir.Genellikle ayrışmış olan volkanik kayaçlar ile zayıf tutturulmuş yada hiç tutturulmamış kırıntılar, bölgede canlı yer kaymalarına elverişli zemini oluşturur.
Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı’nın kuzeyinde yer alan bu bölgede özellikle kuzeydoğu-güneybatı ve kuzeybatı-güneydoğu gidişli doğrusal hatların varlığı göze çarpmaktadır.Deprem bölgesinde, depreme bağlı olarak boyları onlarca metreden birkaç kilometreye kadar değişen, genellikle kuzeydoğu-güneybatı gidişli, birbiriyle bağlantısız aralıklı ve basamaklı çok sayıda yarık gelişmiştir.

FETHİYE DEPREMİ(1957)

24-25 Nisan 1957’de Fethiye’de oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Şiddeti Richter ölçeğine göre 7.1 olan bu depremde Fethiye’deki binaların yüzde 90’ı yıkılmış, Ovacık tamamen tahrip olmuştur.Dalyan,Marmaris,Datça,Eskişehir,Çameli ve civar köylerde de etkili olan deprem sonucunda yöre halkından toplam 67 kişi ölmüştür.
Konumu 36dereceye 5` doğu boylamı olan bu depremde açığa çıkan enerji 33çarpı 10üzeri 21 erg’dir.24 Nisan gecesi hissedilen ilk sarsıntıdan sonra bölge halkı konutlarını terk etmişti.Bu nedenle asıl depremde ölü sayısı görece az olmuştur.
Fethiye depreminin oluştuğu alan Türkiye’nin ikinci derece tehlikeli deprem bölgesindedir.Kasaba batıda Kerme Körfezinden, doğuda Kocaçayı Vadisine kadar uzanan ve Akdeniz kıyısına paralel olan bir tektonik çukurluk sistemin içindedir.Bu çukurlukta sık sık yerel depremler oluşmaktadır.Ayrıca İstanköy, Meis ve Rodos adaları deprem merkezlerinin etki alanı içindedir.Geçmişte de Fethiye’de önemli depremler oluşmuştur.Bölge zemininin genç alüvyonlardan oluşması ve yeraltı suyunun da yüksekte bulunması, depremlerde şiddet arttırıcı rol oynayabilmektedir.

GEDİZ DEPREMİ(1970)

28 Mart 1970’te Gediz ve çevresinde oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Konumu 39 21` kuzey enlemi ve 29 51` doğu boylamı olan depremin etkinlik gösterdiği yer ikinci dereceden deprem bölgesinde, Turgutlu-Sındırgı-Simav-Gediz kırık hattı üzerindedir.
Magnitüdü Richter ölçeğine göre, 7.1 olan bu depremde 1.086 kişi ölmüş, 1.250 kişi yaralanmış ve 9.456 bina yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür. Depremden en çok etkilenen yer Gediz ilçe merkezi ile çevredeki bucak ve köylerdir.Ayrıca depremden sonra birçok artçı sarsıntı olmuştur.Bunlardan birkaçının magnitüdü Richter ölçeğine göre 5’in üzerindedir.
Gediz depremi ve onu izleyen sarsıntıların olduğu alan, Batı Anadolu’daki Neojen bölümde oluşan havzalardan biridir.Batı Anadolu’daki kırık hattı oluşumu Neojen Bölüm başında, Batı Anadolu kristalin kütlesinin ve Neojen bölüm öncesi tortul dizilerin yükselmesiyle birlikte başlamış, havzaların oluşumu ve gelişimi sırasında sürekliliğini korumuştur.
Deprem sonrası Yunuslar yakınındaki Seyranbaşı tepesinin eteğinde en büyük açıklığı 50 cm olan, 7 cm yatay ve 15-20 cm düşey atılımlı bir yarık saptanmıştır.Gene Çavdarhisar’da köy içerisinde geçen dere üzerindeki köprü yakınlarında, eski ve yeni alüvyonlarda yaklaşık olarak güneybatı-kuzeydoğu doğrultulu 10-15 düşey atımlı bir yarık gözlenmiştir.Ayrıca Gediz ilçe merkezinin güneyinde Gediz Çayı-Bulacık Dere kavşağında, Çayçinge köyü çevresinde gerilme çatlağı sistemleri saptanmıştır.

GEREDE DEPREMİ(1944)

1 Şubat 1944’te Bolu ve çevresinde oluşan çok şiddetli yer sarsıntısı.Richter ölçeğine göre 7.4 şiddetinde olan deprem sonucunda toplam 3.959 kişi ölmüş, 1.182 kişi yaralanmış ve 9.422 bina yıkılmıştır.
Konumu 41 41` kuzey enlemi ve 32 69` doğu boylamı olan depremin etkilediği alan Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesinde, Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı üzerinde bulunmaktadır.Bolu kenti, Pleyistosen Bölümde oluşan ve çakıl, kum, kumtaşı, marn, konglomera, içeren bir zemin üzerine kuruludur.Tepe kesimini çevreleyen hafif eğilimli yamaçlar moloz ve toprak karışımından, kentin güney kesimindeki ova bölgesi ise kil, kum ve toprak içeren genç alüvyonlardan oluşur.Depremde Bolu’da en ağır yıkıma uğrayan yer kentin ova bölgesinin güney kesimidir.Deprem sırasında kentin 4 kilometre güneyinde Ilıca yolu üzerinde yolu kesen bir çatlak oluşmuştur.Bu, büyük olasılıkla Gerede’de görülen ana çatlağın uzantısıdır.Burada kara, batıya doğru 3 metre itilmiştir. Tepenin kuzeyinde uzanan ova bölgesi ile kentin yamaç ve tepe bölgeleri depremden daha az zarar görmüştür.

GÖNEN DEPREMİ(1953)

18 Mart 1953’te Gönen ve çevresinde oluşan çok şiddetli yer sarsıntısı.Şiddeti Richter ölçeğine göre 7.5 olan deprem sonucunda 265 kişi ölmüş, 336 kişi yaralanmış ve 5 binden fazla bina yıkılmıştı.Konumu 39 99` kuzey enlemi ve
27 63` doğu boylamı olan deprem yöresi birinci derece deprem bölgesinde ve Bursa-Apolyont-Manyas çukurluğunun Yenice-Gönen kırık kuşağı ile birleştiği sismik etkinliği yüksek bir alanda yer alır.
6,3çarpı 10 üzeri 21 erg’lik bir enerji açığa çıkaran deprem sonucunda kentin 1 kilometre güneyinde, 48-50 kilometre uzunluğunda bir kırık oluşmuştur.Yatay atım Yenice Vadisinde 3,3 metre, Yenice’nin doğusunda ise 4,3 metre olarak saptanmıştır.Gönen kentinin düz kesimleri henüz yerleşmemiş alüvyon tabakası üzerindedir ve deprem açısından zayıftır.Özellikle yeraltı suyunun yüksekte bulunduğu, Gönen Çayı yönündeki kesim daha tehlikelidir.Kentin yukarı bölümleri daha sağlam yapılıdır.

KARLIOVA DEPREMİ(1949)

17 Ağustos 1949’da Bingöl’ün Karlıova ilçesinde oluşan şiddetli yer sarsıntısı. Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.7 olan bu depremin sonucunda ilçede 450 kişi yaşamını yitirmiş ve 1200 yapı yıkılmıştır.
Karlıova ilçesi birinci derece tehlikeli deprem bölgesinde yer alır.Kasabanın zemini deprem bakımından oldukça tehlikeli, henüz yerleşmemiş bir yapıdadır. İlçenin arkasındaki yamaçlar molozla örtülü lav, tüf ve aglomera gibi volkanik kayaçlardan oluşur.
Daha sonra yörede, 28 Mart 1954’te 6.7 magnitüdünde ve 20 Ağustos 1965’te 5.3 magnitüdünde iki büyük deprem ile magnitüdü 5.0’dan küçük pek çok deprem olmuştur.

LADİK DEPREMİ(1943)

Samsun’un Ladik ilçesi yakınlarında 26 Kasım 1943’te oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Dışmerkezi 41 05` kuzey enlemi, 33 72` doğu boylamı olan depremin magnitüdü Richter ölçeğine göre 7.6’dır.Deprem geniş bir alanı etkilemiş ve doğuda Taşova’dan, batıda Ilgaz’a kadar uzanan kasaba ve köylerde hissedilmiştir.Bölgede büyük hasara ve can kaybına yol açan depremde 2.824 kişi yaşamını kaybetmiş, 5 bin kişi yaralanmış ve konutların yüzde 75’ini oluşturan 40 bin bina yıkılmıştır.
Depremin oluştuğu bölge, birinci derece deprem bölgesi olan Kuzey Anadolu Kırık Kuşağındaki Ladik çöküntü ovasının güney kenarındadır.
Deprem sonucunda, doğuda Destek Boğazından başlayarak batıda Filyos Çayının keskin bir dönüş yaptığı yere kadar uzanan 280 kilometre boyunca yeni bir kırık oluşmuştur.Kırık boyunca 90-100 cm’lik bir hareket oluşmuş ve kuzey blok güneye göre alçalmıştır.
Bölgede 27 Kasım 1943’te birincisi Richter ölçeğine göre 4.7, ikincisi 5 magnitüdünde iki deprem ve 15 Temmuz 1975’te de Richter ölçeğine göre 4.6 magnitüdünde başka bir deprem daha oluşmuştur.

LİCE DEPREMİ(1975)

6 Eylül 1975’te Lice’de oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.6 olarak belirlenen deprem sonucunda Lice’de ve çevre köylerde 2.385 kişi yaşamını kaybetmiştir.Deprem sonucu Hani, Hazro, Kulp, Dicle, Silvan, Ergani ve Diyarbakır çevresindeki yapıların 8.159’u ağır, 4.550’si orta ve 7.283’ü hafif hasar görmüştür.
Konumu 38 51` kuzey enlemi, 40 77` doğu boylamı olarak belirlenen bu depremde, Genç ilçesinin yolu üzerinde, Korha köyünün batısında, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 5-10 cm düşey, 8-10 cm yatay atımlı 200-300 metre uzunluğunda sağ doğrultulu bir kırık oluşmuştur.
Lice, kuzeyden güneye doğru, kireçtaşı, kumtaşı, marn ve alüvyondan oluşan bir zemin üzerine kurulmuştur.Üçüncü derece deprem bölgesinde yer alan ilçe, Hani-Lice-Kulp deprem hattı üzerindedir.Bölge ayrıca Bingöl-Muş kırık hattının ve bölgesel kırık sistemlerinin etkisi altındadır.Bu özellik, bölgenin çevrede oluşan depremlerden hafif hasar görmesine neden olur.İlçenin zeminini oluşturan yapı toprak aşınmasıyla taşınan killi, kumlu, çakıllı toprak katmanıyla örtülmüştür.Yeraltı suyunun düzeyi genellikle yüksektir.

MANYAS DEPREMİ(1964)

6 Ekim 1964’te Manyas’ta oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.6 olan bu depremde Manyas ve köylerinde 23 kişi öldü, birçok kişide yaralandı. 5.523’ü ağır olmak üzere toplam 10.048 yapı hasar gördü. Deprem özellikle Marmara Denizinin güney kıyıları yakınındaki yerleşim bölgelerinde etkili oldu, kimi yerlerde toprakta yarıklar açıldı ve yer altı suları fışkırdı.
Manyas ve çevresi Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesi içinde yer alır. İlçenin üzerinde kurulduğu zemin genellikle kalın bir çökeller katmanıyla kaplı olan Neojen bölüm marnlarından oluşmuştur.Bu marnlar üzerinde, kısmen çimentolaşmış 4-5 metre kalınlıkta eski akarsu birikintileri görülür.İlçenin alçak bölgeleri ise kum, çakıl ve moloz içeren gevşek yapılı alüvyondan oluşmuştur.

NİKSAR DEPREMİ(1942)

20 Aralık 1942’de Tokat’ın Niksar ve Erbaa ilçelerini etkileyen şiddetli yer sarsıntısı.Magnitüdü Richter ölçeğine göre 7.3 olan depremde 3 bin kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi yaralanmış, 6 bine yakın bina yıkılmış ya da hasar görmüştür.
Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı üzerinde yer alan ilçeler birinci derece deprem bölgesi üzerindedir.Tokat’ın kuzeybatısında, Kelkit Çayı düzlüğüne açılan dar bir vadinin yamaçlarına kurulmuş olan ilçe merkezleri toprak ve moloz katmanlarıyla örtülü olan volkanik bir kütle üzerindedir.Ova ise genç çökellerle örtülüdür.Kelkit ana kırığına paralel, Ayvaz Suyu yönünde bir kırık daha olduğu sanılmaktadır.
Bölgede çeşitli zamanlarda birçok başka deprem olmuştur.


SİVAS DEPREMİ(1929)

18 Mayıs 1929’da Sivas ilinin Suşehri ilçesinde oluşan şiddetli yer sarsıntısı.Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.5 olarak belirlenen deprem sonucunda 64 kişi yaşamını yitirmiş, 1.357 yapı yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.Depremde Suşehri Ovası da jeolojik hasara uğramıştır.
Depremin dışmerkezi 40 derece kuzey enlemi, 38 derece doğu boylamıydı.
İlçe merkezi birinci derece deprem bölgesi üzerinde ve Kelkit Vadisini izleyen deprem hattından gelen depremlerin etki alanı içinde yer alır.Ayrıca Suşehri Ovasından ikincil deprem hatları geçer.İlçe merkezinin büyük bölümünün zemini, kısmen moloz ve toprakla örtülü serpantinlerden oluşur.Düzlük alanlarda kuzeye doğru yamaç çökelleri, ilçe merkezinin altında ise genç birikintiler yer alır.

SÖKE DEPREMİ(1955)

16 Temmuz 1955’te Aydın ilinin Söke ilçesinde oluşan şiddetli yer sarsıntısı. Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.9 olarak belirlenen deprem sonucunda 23 kişi yaşamını yitirmiş ve 470 yapı yıkılmıştır.Depremin dışmerkezi 37,9 kuzey enlemi ve 27,1 doğu boylamıdır.İlçe merkezi birinci derece deprem bölgesi üzerinde yer alır ve Büyük Menderes tektonik çukuru içindeki deprem merkezlerinin etkisi altındadır.İlçe merkezinin ırmak birikintileri ve dik yamaçlar üzerinde bulunması depremin verdiği zararın artmasına neden olmuştur.
İlçe merkezine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Balat kalıntıları ile 40 kilometre uzaklıktaki Yenihisar kalıntıları ve hem ilkçağdan hem de Selçuklu döneminden kalan yapıtlar, bölgede daha önceleri de şiddetli depremler oluştuğunu göstermektedir.Aynı bölgede 2 Nisan 1920’de 5.3 29 Temmuz 1925’te 4.5 15 Temmuz 1952’de 4.6 ve 17 Nisan 1953’te 4.5 magnitüdünde depremler olmuştur.1 Mayıs 1954’te ise ilçede 4.8 5.1 5.2 ve 4.8 magnitüdünde dört deprem gerçekleşmiştir.

VARTO DEPREMİ (1946)

31 Mayıs 1946’da Muş ilinin Varto ilçesinde oluşan şiddetli yersarsıntısı. Magnitüdü Richter ölçeğine göre 6 olan deprem sonucunda 839 kişi yaşamını yitirmiş, 349 kişi yaralanmış ve 3 bin yapıda yıkılmış ya da hasar görmüştür. Depremin dışmerkezi 39 3` kuzey enlemi, 41 2` doğu boylamı olarak belirlenmiştir.
İlçe merkezi ve çevresi Kuzey Anadolu Kırık Kuşağının Van Gölüne doğru uzanan bölümünde ve birinci derece deprem bölgesinde yer aldığından, bu yörede çok sayıda deprem olmuştur.Bunların en önemlileri olan 19 Ağustos 1966’da oluşan Richter ölçeğine göre 6.5 magnitüdündeki depremde 2.394 kişi yaşamını yitirmiş, 1.483 kişi yaralanmış, 27 Ağustos 1950’de 5.8 magnitündeki depremde 2 kişi ölmüş, 2 kişi yaralanmış, 88 yapı yıkılmış ya da hasar görmüş, 12 Temmuz 1966’da magnitüdü 4.6 ile 5.5 arasında değişen 14 deprem

KURŞUNLU DEPREMİ(1951)

13 Ağustos 1951’de Çankırı’nın Kurşunlu ilçesinde oluşan ve magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.5 olan şiddetli yer sarsıntısı.Deprem sonucunda yörede 50 kişi ölmüş, 678 kişi yaralanmıştır.Depremde ayrıca, 3.354 bina yıkılmış ve 13.373 binada hasar görmüştür.
Kurşunlu ilçesi Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesindedir ve Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı üzerinde yer alır.Bölgede sık sık çeşitli büyüklüklerde depremler oluşmuştur.Çankırı’nın 40 kilometre kadar kuzeybatısında yer alan Kurşunlu ilçesi, hafif dalgalı bir arazi üzerinde kurulmuştur.İlçeden geçen derenin kuzeydoğusunda Neojen bölümden kalan killi marnlı katmanlar ve dere çökelleri, güneybatısında ise andezit, tüf ve yığışımlar yer alır.

Van Gölünü Kuruması

Türkiye'de son 40 yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alanın yani 3 Van Gölü büyüklüğündeki alanın ekolojik ve ekonomik işlevini yitirdiğini vurguladı. Türkiye'de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarının 4 bin metreküpten 1430 metreküpe düştüğünün altını çizen Demirayak, "Türkiye su fakiri bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor" dedi.

SEFİLLER - (VİCTOR HUGO) ROMAN ÖZETİ

(VİCTOR HUGO) ROMAN ÖZETİ

KİTABIN ADI : SEFİLLER
YAZARI : VİCTOR HUGO
YAYIM YERİ VE TARİHİ : İSTANBUL 2000
YAYIMLAYAN YAYIN EVİ : ENGİN YAYINCILIK

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Büyük Fransız Şair ve yazarı Victor Hugo, Fransa tarihinin en çalkantılı günlerinde, 1802’de geldi dünyaya. Babası, Napolyon ordusunda generaldi imparatorun parlak döneminde önemli görevlerde bulundu, bir çok dış ülkeye seyahat etti ve Madrit’te valilik yaptı. Anne ve babası arasındaki bitmek bilmeyen geçimsizlikler, yinelenen ayrılıklar nedeniyle, Hugo genellikle annesinden uzak kaldı ve babası ile yaşadı. İlkokula da İspanya’da başladı. Ancak, İspanyol aristokratlarının çocuklarını kabul eden bu okulda, sonradan soyluluk unvanı almış bir burjuva generalin oğlu olması, alay konusu edilerek dışlanmasına yol açtı. Yazarların ürünleri ile yaşam öyküleri arasında ilişki kurmak eğilimindeki araştırmacılar, İspanyol okulunda geçen günlerin, Hugo’nun aristokrasiye bir yandan hayranlık duyup bir yandan da nefret etmesi gibi gerilimli bir duyguya kapılarak liberal-demokratik ilkeleri seçmesinde büyük rol oynadığını iddia etmişlerdir..
Napolyon’un imparatorluktan düşmesi ile birlikte Hugo ailesi için zor günler başladı. Babası Paris’e döndü. Maddi sıkıntılar ve toplumsal çalkantılar içerisinde, eğitimini düzgün bir biçimde sürdüremedi Hugo, ama kendi kendine okumayı sürdürdü, hatta ilk şiirlerini yazması da bu yıllara denk düşer. Annesinin ölümüyle sefaletin eşiğine gelen Hugo’yu bu güç durumdan kurtaran yirmili yaşlarda yayınlanan -kraliyet yanlısı- şiirleri oldu; XVIII.Lois tarafından aylığa bağlandı, Chateaubriand’ın ilgisini çekti ve romantik akımı benimsemesinden sonra parlak bir kariyerin kapısını araladı.
1827’de “Cromwell” ve 1830’da “Hernani” oyunları, -tıpkı Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sinin Osmanlıda yarattığı- isyana benzer bir heyecan uyandırdı Paris’te.
Hugo’nun ilk romanı ise “Notre Dame’ın Kamburu”dur(1831). Bugün okunduğunda, yazarın en yüzeysel ürünü olarak değerlendirebileceğimiz bu romanın nispi başarısızlığı, Hugo’nun maddi nedenlerle yayınevinin ısrarına boyun eğerek metnini çok kısa bir sürede tamamlamak zorunda kalmasındandır. Yine de, Hugo’nun yükselen ünü, bu kitabının da sevilerek okunmasını sağlamıştır Fransa’da.
1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes ve roman yazdı Hugo, 1841’de Fransız Akademisine seçildi. 1848 ihtilalinden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti ve Cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak bu Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “Sefiller”(1861), onun en çok tanınan ve sevilen eseridir. İmparatorluk dönemi sona erip Üçüncü Cumhuriyet kurulunca, Victor Hugo, Paris’e bir kahraman olarak döndü. Millet meclisine seçildi, ama politikadan çok edebiyatla ilgilenmeyi tercih etti. 1855’de öldüğünde, büyük bir törenle Pantheon’a gömüldü.
19.yy Paris’inden insan manzaraları; “Sefiller” romanı, roman kahramanları; kürek mahkumu Jan Valjean ve polis müfettişi Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hikayesi üzerine kuruludur.

ROMANIN ÖZETİ:
Jan Valjean, yoksul bir köylüdür, ailesini doyurmak amacıyla çaldığı –yalnızca- bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılmış, defalarca kaçma teşebbüsünde bulunduğundan cezası katlanmış ve on dokuz senelik hapisten sonra inançlarını yitirmiş, topluma öfke ve kin duyarak tahliye olmuştur. Sefil bir halde geldiği “D” kasabasında, kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle aydınlanır ruhu.
Hayata ahlak ve fazilet sahibi iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayan Valjean, Fransa’nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaktadır şimdi; geçmişini gizlemiş, zenginleşmiş ve herkesin sevgisini kazanıp kasabanın belediye başkanı olmuştur. Valjean’ın gizlediği geçmişten şüphelenen detektif Javert, araştırmaya koyulur ve “D” kasabasındaki hırsızlık olayına kadar ulaşır. Oysa, isim benzerliğinden, bir başkası Jan
Valjean’ın yerine tutuklanmış, mesele kapanmıştır. Ne var ki Valjean’ın ahlakı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermez. Teslim olur ve yeniden küreğe gönderilir.
Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra bir kez daha kaçmayı başaran Valjean, teslim olmadan önce sakladığı –namusuyla kazanılmış- paralarını alır, Fantiana’nın kızı Cosette’i bulur ve bir manastırda bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Evlat edindiği Cosette ise rahibe okuluna gitmektedir. Müfettiş Javert’ten kurtulmuş gibidir Jan Valjean.
Bu sakin hayat, Cosette’in genç ve güzel bir genç kız olmasıyla değişir. Babası Napolyon ordusunda subaylık yapmış bir delikanlı; Marius’a aşık olmuştur Colette.
Zengin dedesi tarafından büyütülen Marius, 1832’de isyan eden sosyalistlerin safındadır. Her zaman haklıdan yana olan Jan Valjean da öyle. Paris kanla yıkanırken, Javert ile Jan Valjean karşı karşıya gelirler. Valjean Javert’in hayatını bağışlar. Ancak bu yüce gönüllük karşısında bütün inandığı değerleri yıkılan Javert, intihar eder. İsyancıların durumu da pek parlak değildir. Marius ağır yaralanır ve Valjean tarafından kurtarılır. Cosette’in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onun eski bir kürek mahkumunun kızı olarak bilinmesini istemez ve ortadan kaybolur. Oysa Marius, hayatını kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki genç, son anlarını yaşayan Valjean’a koşarlar....
Jan Valjan ekmek çaldığı için beş yıl kürek cezası ile cezalandırılır. Birkaç kere kaçmaya kalkıştığı için cezası ağırlaştırılır ve 19 yıl hapiste kalır. Çok güçlü bir insan olan Jan Valjan, hapiste iyi duygularını kaybetmiş gibidir. Hapisten çıktıktan sonra, mahkum olduğunu gösteren belge yüzünden herkes ona kötü davranır. Rahip onu evine alır. O ise evden gümüş takımları çalar. Fakat yakalanır. Rahip şikayetçi olmaz ve ona iki de gümüş şamdan hediye ederek onlardan elde edeceği parayı namuslu adam olma yolunda harcamasını ister. Bu olay Jan Valjan için bir dönüm noktasıdır. Madlen adıyla iş hayatına atılır, zengin olur. Fanten adında düşmüş fakat ruhça temiz bir kadına ve kızına yardım eder.
Polis müfettişi Javer, birden ortaya çıkan ve kısa zamanda zengin olan herkesin “Baba” dediği Madlen’in kim olduğunu merak eder ve Madlen Baba’nın aslında Jan Valjan olduğunu anlar ve Jan Vanjan’ı ihbar eder. Ancak ihbarın yanlış olduğu ve Jan Valjan adında birinin hapiste bulunduğu mahkemece tespit edilir. Bunu öğrenen Madlen Baba (Jan Valjan) teslim olur ve hapiste Jan Valjan sanılan mahkumun kurtulmasını sağlar. Hapiste bir gece kaldıktan sonra kaçarak bir limandan denize atlar ve herkes onun öldüğünü sanır.
Fakat müfettiş Javer öyle düşünmez. Jan Valjan, Fanten’e verdiği sözü tutmak üzere Fanten’in kızı Kozet’i bulur ve onu büyütür.
Müfettiş Javer onları takip etmektedir. Takip edildiğini anlayan Jan Valjan kaçarak, Kozet’i yatılı olarak bir kiliseye verir ve kendiside o kilisenin bahçıvan yardımcısı olur.
Bay Jilnorman adlı birisi torunu Maryüs’ü büyütmektedir. Maryüs avukat olmak için çalışıyor ve dedesinin yanında kalıyordu. Ancak bir tartışma sonucunda Maryüs dedesinin evini terk ederek bir süre Sen-Jak otelinde kalır. Maryüs, borçlanmamak için otelden ayrılarak arkadaşı Kurfeyrak’ın odasına taşınır ve eğitimini tamamlayarak avukat olur. Bir gün Maryüs Lüksemburg parkında dolaşırken Kozet’i görür ve ona ilk bakışta aşık olur ve onu her gün görebilmek için bu parka gelir. Maryüs ile Kozet arasındaki ilişkiyi fark eden Jan Valjan bu ilişkiyi istememektedir ve oturdukları evden taşınırlar. Fakat Maryüs onları yine bulur ve Maryüs ile Kozet gizli gizli buluşurlar.
Bazı kişiler Krala karşı ayaklanırlar. Bunların içinde Maryüs de vardır. Daha sonra olaylar arasında Müfettiş Javer devrimcilerin tutsağı olur. Devrimcilerin arasına katılan Jan Valjan, Müfettiş Javer’i kurtarır. Jan Valjan, bir çatışma sırasında yaralanan Maryüs’ü kurtarır. Ancak Müfettiş Javer ikisini de yakalar. Müfettiş Javer kendisini devrimcilerin elinden kurtaran Jan Valjan ve Maryüs’ü serbest bırakır ancak görevini yerine getiremediği için intihar eder.
Maryüs iyileşir ve Kozet ile evlenir. Zaman içerisinde iyice yaşlanan Jan Valjan da ölür.

KİTAP ÜZERİNE KANI:
Benim kitap için yapabileceğim hiçbir kötü eleştiri yoktur. Bence kitabın anlaşılmasının ve okunmasının kolay olması, anlatımın eğlendirici ve açık olması, anlamı bilinmeyen sözcüklerin çok olmaması vb. gibi özellikler bu kitap hakkında insanların olumlu düşüncelere sahip olmasını sağlıyor.

ANA FİKİR: Yazar, bize bir insanın hapisten çıktıktan sonra insanlara kendini kabullendirmek için çektiği güçlükleri ve insanların onu dışlamalarını anlatmış. Ayrıca insanlığın, yoksulluk sorunuyla gelen sefilliğine de değiniyor.

KARAKTERLER:
JAN VALJEAN:
Ekmek çaldığı için hapse giren, 19 yıl sonra hapisten çıkan ve herkese karşı iyilikler yapmaya başlayan adam.
COSETTE:
Fantiana’nın kızıdır. Jan Valjean tarafından evlat edinip Marius’la evlenen kız.
MARİUS:
Cumhuriyet’i savunan bir babanın oğludur fakat babasını tanımaz. Ayrıca Cosette’le evlenir.
JAVERT:
Mesleğine aşırı bağlı olan ve Jan Valjean’ı yakalayan polistir.

BiÇEM:
Kitabın okunması ve anlaşılması kolaydır. Anlatım yeterince eğlendirici ve açıklayıcıdır. Ayrıca bilinmeyen sözcükler de fazla yoktur. Cümleleri ne çok uzun ne de çok kısadır ve söyleşimler kesinlikle gerçeğe uygundur çünkü “Sefiller” romanında anlatılan gerçekler yalnızca toplumsal yaşantı ve onunla ilişkili mekanlarla sınırlı değildir.

Roman kahramanlarının önemli bir kısmı, Hugo’nun yaşam öyküsünde ya da Fransa tarihinde yaşamış kişilerden oluşur. Hatta, gururlu, isyankar ve devrimci Marius tipi, yazarın kendi gençliğinin idealize edilmiş biçimidir.
Jan Valjean’ı merkezine alan hikayesi de –özellikle 1832 ayaklanmasıyla- Fransız tarihinin romana yansımasıdır. Üstelik o dönemin haksız adalet sistemini ve politik hayatını teşhir etmesiyle de önemli bir belgeye dönüşür “Sefiller”. Üstelik hiç bir belgenin sahip olmayacağı zengin tasvirlerle ve şiirsel bir dille...

Yazar Hakkında Bilgi
Büyük Fransız Şair ve yazarı Victor Hugo, Fransa tarihinin en çalkantılı günlerinde, 1802’de geldi dünyaya. Babası, Napolyon ordusunda generaldi imparatorun parlak döneminde önemli görevlerde bulundu, bir çok dış ülkeye seyahat etti ve Madrit’te valilik yaptı. Anne ve babası arasındaki bitmek bilmeyen geçimsizlikler, yinelenen ayrılıklar nedeniyle, Hugo genellikle annesinden uzak kaldı ve babası ile yaşadı. İlkokula da İspanya’da başladı. Ancak, İspanyol aristokratlarının çocuklarını kabul eden bu okulda, sonradan soyluluk unvanı almış bir burjuva generalin oğlu olması, alay konusu edilerek dışlanmasına yol açtı. Yazarların ürünleri ile yaşam öyküleri arasında ilişki kurmak eğilimindeki araştırmacılar, İspanyol okulunda geçen günlerin, Hugo’nun aristokrasiye bir yandan hayranlık duyup bir yandan da nefret etmesi gibi gerilimli bir duyguya kapılarak liberal-demokratik ilkeleri seçmesinde büyük rol oynadığını iddia etmişlerdir..

Napolyon’un imparatorluktan düşmesi ile birlikte Hugo ailesi için zor günler başladı. Babası Paris’e döndü. Maddi sıkıntılar ve toplumsal çalkantılar içerisinde, eğitimini düzgün bir biçimde sürdüremedi Hugo, ama kendi kendine okumayı sürdürdü, hatta ilk şiirlerini yazması da bu yıllara denk düşer. Annesinin ölümüyle sefaletin eşiğine gelen Hugo’yu bu güç durumdan kurtaran yirmili yaşlarda yayınlanan -kraliyet yanlısı- şiirleri oldu; XVIII.Lois tarafından aylığa bağlandı, Chateaubriand’ın ilgisini çekti ve romantik akımı benimsemesinden sonra parlak bir kariyerin kapısını araladı.

1827’de “Cromwell” ve 1830’da “Hernani” oyunları, -tıpkı Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sinin Osmanlıda yarattığı- isyana benzer bir heyecan uyandırdı Paris’te.
Hugo’nun ilk romanı ise “Notre Dame’ın Kamburu”dur(1831). Bugün okunduğunda, yazarın en yüzeysel ürünü olarak değerlendirebileceğimiz bu romanın nispi başarısızlığı, Hugo’nun maddi nedenlerle yayınevinin ısrarına boyun eğerek metnini çok kısa bir sürede tamamlamak zorunda kalmasındandır. Yine de, Hugo’nun yükselen ünü, bu kitabının da sevilerek okunmasını sağlamıştır Fransa’da.

1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes ve roman yazdı Hugo, 1841’de Fransız Akademisine seçildi. 1848 ihtilalinden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti ve Cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak bu Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “Sefiller”(1861), onun en çok tanınan ve sevilen eseridir. İmparatorluk dönemi sona erip Üçüncü Cumhuriyet kurulunca, Victor Hugo, Paris’e bir kahraman olarak döndü. Millet meclisine seçildi, ama politikadan çok edebiyatla ilgilenmeyi tercih etti. 1855’de öldüğünde, büyük bir törenle Pantheon’a gömüldü.

19.yy Paris’inden insan manzaraları; “Sefiller” romanı, roman kahramanları; kürek mahkumu Jan Valjean ve polis müfettişi Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hikayesi üzerine kuruludur.

9. Sınıf Tarih Dersi Notları

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

Tarihin Tanımı: İnsan topluluklarının geçmişte meydana getirdikleri olay ve olguları; yer ve zaman göstererek, sebep ve sonuç ilişkileriyle açıklayan bilim dalıdır.

Tarihin Konusu: Tarih her yönüyle insanlığın geçmişini inceler. Geçmişe ait olay ve olguları inceler.

Olay: Bir anda ortaya çıkan gelişmelere olay denir. Örneğin; Malazgirt Savaşı bir olaydır.
Olgu: Belirli bir süreç içinde meydana gelen gelişmelerdir. Örneğin;
Malazgirt Savaşından sonra Anadolu’nun Türkleşmesi bir olgudur.

NOT: Tarih içerisindeki tüm gelişmeler olay ve olgu ilişkisi içinde gerçekleşir.

Tarihin Amacı: Tarih insan topluluklarının geçmişini inceler. Bugünü açıklar. Geleceğe ışık tutar. Tarih, milletlerin hafızasıdır. Geçmişle bugün arasında köprü kurar. Millet olma şuuru tarih öğrenilerek kazanılır. Tarih geçmişin acı olaylarından ders almamızı sağlar. Geçmişin bilgi birikimini bugüne taşır.

Tarihin Yöntemi: Tarih bilimi yaşanan olayların belgelerini değerlendirmeye dayalı bir yöntem izler. Tarih, deney ve gözlem metodu kullanmaz. Çünkü geçmişte yaşanan olaylar tekrarlanamaz. Anacak belgeleri bulunabilir.
Tarihçi öncelikle inceleyeceği konunun belgelerini bulur. Belgeleri topladıktan sonra tasnife tabi tutar. Belgelerin güvenirliğini belirlemek için “Tenkide” tabi tutar. Son aşamada “Sentez”(Terkib) işlemi yapılır. Yani belgeler yorumlanarak kitap yazılır.

NOT: Tarihi olaylar gününüzün değer yargıları ile açıklanamaz. Meydana geldiği dönemin değer yargıları ile açıklanmalıdır.

Tarihçi belgelere dayanmadan yorum yapamaz, yorumlarına hislerini katamaz. Tarihçi tarafsız olmalıdır.
İnsanlardan kalma her maddi değer tarih için belgedir. Belgeler yazılı veya yazısız olabilir, yazılı olanlar daha değerlidir. Tarih yazıyla başlar sözü yazının önemini açıklar. Olayların içinde yer alan insanların bıraktığı belgeler birinci elden belgelerdir. İkinci elden belgelerden de yararlanılır.
Tarihi olaylar bir defa yaşanır. Tarihin yasası yok fakat tarih biliminin kendine özgü yasası vardır.

Yazılış Şekillerine Göre Tarih Çeşitleri :

1- Hikayeci Tarih: En eski tarih yazım şeklidir, olayları hikaye biçiminde anlatır. Söylentilere ve mitolojik anlatımlara dahi yer verir. Olaylarda sebep-sonuç ilişkisi aranmaz. Bu tarzın öncüsü Heredot tur. Heredot tarihin babası sayılır.
2- Öğretici Tarih: Önemli liderlerin hayatlarını duygusal boyutta öğretmeyi amaçlar. Kişilerin toplumları için yaptığı hizmetleri anlatır. Onların ahlak, cesaret ve fedakarlıkları övülür.
3- Sosyal Tarih: Toplumun örf ve adetleri, dini inancı, aile yapısı, hukuk anlayışı vs. incelenir, öğretici tarihin duygusal yönlerinden uzaklaşmıştır.
4- Neden Nasılcı Tarih: Günümüzün tarih anlayışıdır. Olaylar sebep ve sonuç ilişkisiyle açıklanır. Yer ve zaman belirtilir. Tarafsızlık vardır.

Tarihin Tasnifi: Tarihçiler insanlık tarihini tüm yönleri ile bir bütün halinde inceleyemedikleri için tasnif yöntemine başvurmuşlardır.
Tasnifin amacı; araştırma ve öğrenmede kolaylık sağlamaktır. Üç çeşit tasnif vardır:

a)Zamana Göre(Uzunluğuna) Tasnif: Belirli bir zaman dilimi içerisindeki olaylar incelenir. Tarihin çağlara ayrılması zamana göre tasniftir.
b)Mekana Göre(Enine) Tasnif: Belirli bir coğrafya üzerindeki olaylar incelenir. Örneğin; Avrupa tarihi, Anadolu tarihi vs.
c)Konuya Göre(Derinliğine) Tasnif: Bu tasnif şeklinde sınırlı bir konu ayrıntılı bir şekilde açıklanır. Örneğin; Malazgirt Savaşı, Tanzimat Fermanı vs.

NOT: Olaylar birbirinin sebep ve sonuç şeklinde geliştiği için tasnif bütünlüğü bozar, pratik faydası vardır. Ancak bilimsel değildir. Tasnifin olumsuz yanları vardır.

Tarihe Yardımcı Bilimler :

Bütün bilim dalları birbirlerinden yararlanırlar. Tarihte diğer bilimlere bilgi aktarır. Aynı zamanda diğer bilimlerden bilgi alır. Bu bilim dalları şunlardır:

Arkeoloji: Kazı bilimidir. Toprak altında kalan tarihsel kalıntıları yüzeye çıkartır.
Yazının bulunmasından önceki insanlık tarihini aydınlatmada en önemli bilim dalı arkeolojidir.
Etnoğrafya: Milletlerin öz kültürlerini, örf ve adetlerini inceler.(Bu bilim dalı tarih öncesinde de inceleme yapabilir.)
Filoloji: Dil bilimidir. Milletlerin dillerini inceler. Ölü ve yaşayan diller bilinmeden insanlık tarihi aydınlatılamaz. Milletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin anlaşılmasında dil bilimi önemli rol oynar.
Paleoğrafya: Eski yazıları ve alfabeleri inceler.
Epikrafi (Kitabeler İlmi): Yazılı kitabe ve anıtları inceler. Örneğin; Orhun Anıtlarını epikrafi inceler.
Kronoloji: Takvim bilimidir. Olayların zamanını tespit eder. Bir olayın zamanı belli değilse tarihi değeri yoktur.


Nümizmatik: Paralar ilmidir. Paralar; devletlerin ekonomisi, sanatı ve olayların tarihi hakkında bilgiler verir.




Diplomatik: Devletlerin resmi belgelerini inceler. Uluslar arası anlaşmaları inceler.
Antropoloji: Irkların özelliklerini ve ırkların yer yüzüne dağılışlarını inceleyen bilim dalıdır.
Toponomi:Yer adlarını inceler.
Heraldik:Armalar ilmidir.
Sicilografi: Mühürleri inceler.
Kimya: Karbon 14 metodu ile tarihi kalıntıların yaşları belirlenir.
Sosyoloji, psikoloji, edebiyat vs. bilimlerde tarihe yardımcı olur.

Tarihin Kaynakları:

a)Yazısız Kaynaklar: İnsan ve hayvan fosilleri, silahlar, kullanılan araçlar ve gereçler, mezarlar, mimari eserler, şiirler, destanlar, heykeller vs.

NOT: Tarih öncesi çağlar yazısız belgelerle aydınlatılır. Çünkü yazı yoktur.



b)Yazılı Kaynaklar: Yazılı anıtlar, kitabeler, vakfiyeler, yıllıklar, anılar, diplomatik belgeler, fermanlar, kitaplar, dergi ve gazeteler vs.



NOT: Yazılı belgeler olayları aydınlatmada daha güvenilir kaynaklardır.

TARİHİN ÇAĞLARA AYRILMASI

Yazının bulunması tarihin çok önemli bir olayıdır. Yazı uygarlığın gelişimini hızlandırmıştır. Tarihçiler; insanlık tarihini yazının bulunmasına göre ikiye ayırmışlardır. Yazının bulunmasından önceki döneme “Tarih öncesi(Prehistorya)”, yazının bulunmasından
sonraki döneme ise “Tarih çağları” denilmiştir.


İNSANLIK TARİHİNİN ÇAĞLARA AYRILMASI

TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR
Taş Devri
Eski Taş Orta Taş Yeni Taş(Cilalı Taş)
(Paleolitik) (Mezolitik) (Neolitik)

Maden Devri
Kalkolitik Tunç Demir
Tarih Öncesi: Sümerlerin yazıyı kullanmasından önceki dönemi kapsar.





TARİH ÇAĞLARI(Yazının bulunuşu ile başlar)

İlk Çağ Orta Çağ Yeni Çağ Yakın Çağ
M.Ö 3200 375 1453 1789




A)Taş Devri:
a)Eski Taş (Paleolitik): 600.000-10.000 yılların arasında yaşanan devirdir. İnsanlık tarihinin en uzun dönemidir. Bu dönemde insanlar açık arazide yaşıyorlardı. Geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlıyorlardı. Devrin sonlarına doğru dünyayı buzullar kaplamış bu nedenle insanlar mağaralara çekilmişlerdir. Taştan, kemikten kesici, delici aletler yapmışlardır. Mağara duvarlarına resimler yapmışlardır.
Anadolu’da bu devirde insanların yaşadıkları Antalya Karain, Beldibi ve Göller Bölgesinde Belbaşı Mağaralarındaki buluntularla anlaşılmıştır.

b)Orta Çağ(Mezolitik M.Ö. 10.000-8000): Eski taşla yeni taş arasında bir geçiş dönemidir. Buzullar devrin sonlarında kutuplara doğru çekilmiştir. İnsanlar genellikle mağaralarda yaşamışlardır. Devrin sonlarında üretim faaliyetleri başlamıştır.(İlk defa) İnsanlar arasında klan örgütlenmesi gerçekleşmiştir. İlk heykelcikler bu dönemde görülür. Devrin sonlarında “Ateş” bulunmuştur. Türkiye’de bu dönemin önemli yerleşim merkezleri; Antalya’da Beldibi, Göller Bölgesinde Baradiz, Ankara çevresinde Macunçay, Samsunda Tekke Köydür.

c)Yeni Taş(Neolitik-Cilalı Taş M.Ö. 8000-5500): Ateşin bulunması, yeni taşa geçişin sebebini oluşturmuştur. Devrin önemli özellikleri:
-Yerleşik hayata geçildi. Köyler kuruldu.
-Hayvanlar evcilleştirildi.
-Tarım üretimi yaygınlaştı. Saban kullanıldı.
-Özel mülkiyet başladı. Kölelik ortaya çıktı.
-Topraktan çanak çömlek yapıldı. Seramik sanatı başladı.
-Bitki liflerinden elbiseler yapılıp giyildi.
-Ölüler düzenli mezarlara gömüldü.(Menhir-Dolmen)
-Meslekler ortaya çıktı.

Yeni taş devrinde Anadolu’da yaygın bir yerleşik hayat başlamıştır. Çayönü Güneydoğu Avrupa’da ve Batı Asya’da en eski üretim merkezidir. Çatalhöyük (Konyada) Anadolu’nun en eski şehridir. (Aynı zamanda dünyanın) Sakçagözü ve Tilkitepe de bu devrin yerleşim merkezlerindendir.

B)Maden Devri:
a)Kalkolitik(Bakır-Taş): İnsanlık ilk olarak bakırı işlemiştir sebebi; bakırın bol bulunması ve işlenmesinin kolay olmasıdır. Bakırdan sonra; altın ve gümüş madenleri işlenmiştir. Bu dönemde yapılan eşyalar Bakır ve Taş karışımıdır. Dini inançlar şekillenmiştir. Bir Ana tanrıçaya tapılmıştır.

b)Tunç Devri(Bronz): Bakır ve Kalayın karıştırılması ile Tunç yapılmıştır. Tunç sert bir madde olduğu için askeri amaçlı silahlarda kullanılmıştır. Dünyada ilk şehir devletleri ve imparatorluk bu devirde kurulmuştur. Ticaret yaygınlaşmıştır.

c)Demir Devri: Tunç devrinin sonlarında demir işlenmiştir. Ancak demirin yaygın olarak işlenmesi ve alet yapımında kullanılması yazının bulunmasından çok sonra olmuştur. Anadolu ve ön Asya da M.Ö. 1200 yıllarında demir kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu nedenle bazı tarihçiler demir devrini tarih öncesine almazlar. Altın ve Gümüşte aynı nedenle çağ kavramına dayanak yapılmamıştır.
Maden devri Anadolu tarihini aydınlatan önemli merkezler:
a)Hacılar(Burdur)
b)Truva(Çanakkale)
c)Alişar(Yozgat)
d)Alacahöyük(Çorum)

Tarih Öncesi Devirlerin Genel Özellikleri:
-Tarih öncesi devirler kesin sınırlarla birbirinden ayrılmazlar.
-Tarih öncesinin çağlara ayrılmasında; insanların kullandıkları araç ve gereçler esas alınmıştır.
-Tarih öncesi çağlar dünyanın her yanında aynı dönemde yaşanmamıştır. Nedeni insanlar arasındaki iletişim eksikliğidir. Mezopotamya Maden devrini yaşarken Avrupa Cilalı taş devrini yaşıyordu.
-Göçebe toplumlar ileri uygarlıklarla karşılaştıkları için birden fazla çağı aynı anda yaşamışlardır.
-Tarih öncesine ait bilgiler bütünüyle arkeolojik kazılara dayanır.
-Tarih öncesinde; eski taştan günümüze gelindikçe uygarlık basamak, basamak ilerler, yani yeni taş devrine göre maden devri uygarlığı daha ileridir.

UYARI: Anadolu Tunç devrinde tarih çağlarına girmiştir. İlk yazılı belgeler Asurlu tüccarlardan Kayseri Kül tepede kalan senetlerdir. Anadolu’da yazı Hititler zamanında kullanılmıştır(M.Ö. 1800). Anadolu’da üçüncü binde şehir devletleri kurulmuştur. Truva ve Alişarda bulunan tarihi eşyaların birbirine benzerliği Anadolu’da kültür bütünlüğü olduğunu gösterir. Anadolu’da siyasi bütünlüğü ilk olarak Hititler sağlayacaktır.

TAKVİM ve ZAMAN

-Zamanın ölçülmesi yöntemine takvim denir. İnsanlar gök cisimleri ile Dünya arasındaki ilişkiye dayanarak takvim düzenlemişlerdir. Takvimin düzenlenmesinde; dini ve sosyal ihtiyaçlar etkili olmuştur. Takvimler birçok uygarlığın katkısı ile günümüze gelmiştir.
-Dünyada ilk takvim düzenleyen Sümerler olmuştur. Sümerler Ay yılı esasına göre bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır. Ay tanrısına inanmaları takvim geliştirmelerinde etkili olmuştur.
-İlk çağların en düzenli takvimini Mısırlılar geliştirdi. Mısırlılar zamanı Güneş yılı esasına göre ölçtüler. Bir yılı 365 gün, yılı 12 ay ve bir günü 24 saat olarak hesapladılar. Nil’in taşma zamanını öğrenme taşkınlardan korunma ihtiyacı takvim düzenlemelerinde etkili olmuştur.
-Romalılar da ilk çağda Mısır takvimini örnek alarak “Jülyen” adlı bir takvim düzenlemişlerdir.

Miladi Takvim
Papa Gregorios tarafından Roma takviminin eksikliklerini gidermek için düzenlenmiştir (1572). Güneş yılı esasına göredir. Bir yıl 365 gün 6 saattir. Başlangıcı Hz. İsa’nın doğumudur.
Hicri Takvim
Hz. Ömer zamanında Müslümanlar tarafından düzenlenmiştir. Ay yılı esasına dayanır. Başlangıcı Hicrettir. Bir yıl 354 gündür.

Türklerin Kullandığı Takvimler

1) 12 Hayvanlı Türk Takvimi: En eski Türk takvimidir. İslamiyet’ten önceki Türkler tarafından kullanıldığı gibi günümüze kadar da bazı Türk toplulukları tarafından kullanılmıştır. Bu takvim güneş yılına dayanır. Bir yıl 365 gün, 5 saattir. Her yıla bir hayvan adı verilmiştir. 12. Yıldan sonra tekrar ilk hayvana dönülmektedir. Aylar sayılar ile adlandırılmıştır.

2) Hicri Takvim: Türkler Müslüman olduktan sonra kullanmaya başlamışlardır.
3) Celali Takvimi: Büyük Selçuklu sultanı Melik Şah tarafından düzenlenmiştir. Güneş yılı esasına dayanır. Mali konularda kısa süreli kullanılmıştır.
4) Rumi Takvim: Osmanlılar tarafından mali alanda kullanılmak üzere düzenlenmiştir(1672). Güneş yılı esaslıdır. Başlangıcı Hicrettir. Bu takvim 1840 tarihinden itibaren tüm resmi işlemlerde kullanılmıştır.
5) Miladi Takvim: 26 Aralık 1925 tarihinde çıkartılmış bir kanunla diğer takvimler yürürlükten kaldırıldı. Miladi takvim kabul edildi.

Yüzyıl ve Bin yıl Kavramlarına Örnekler:
- 0 – 99: 1. Yüzyıl
- M.Ö. 200-299: M.Ö. 3. Yüzyıl
- M.Ö. 2500 = 3. Bin yıl
- 640: 7. Yüzyılın ilk yarısı
-M.Ö. 640 yılı M.Ö. 340 yılına göre günümüze daha uzaktır.

TAKVİM ÇEVİRİLERİ
Miladi Yılın Hicri Yıla Çevrilişi:
1877 Miladi yılını,hicri yıla çevirelim.İki takvim arasında 622 yıllık başlangıç farkı vardır.Ayrıca hicri takvimde bir yıl 354 gün iken miladi takvimde bir yıl 365 gün 6 saat’tir.İki takvim arasındaki 11 gün 6 saatlik fark 33 yılda bir yıl eder.
Önce 1877 tarihinden 622 çıkılır.1877-622:1255 Daha sonra 33 yılda bir yıllık fark bulunur.1255/33:38.Son aşamada 1255 sayısı üzerine fazla yılların toplamı eklenir.1255+38:1293 Hicri yılı bulunur.
Hicri Yılın Miladi Yıla Çevrilişi:
1293 Hicri yılını miladiye çevirelim. 1293+622:1915 .1293/33:39 .1915-39:1876

Miladi ve Rumi Takvimlerin Çevirisi:
İki takvim arasında 584 yıllık zaman farkı vardır.Miladi yıl Rumiye çevrilirken 584 çıkılır.2005-584:1421 Rumi yılı bulunur.Rumi miladiye çevrilirken 584 eklenir. 1421+584:2005.



ESKİ ÇAĞLARDA TÜRKİYE VE ÇEVRESİNDE KURULAN UYGARLIKLAR




M.Ö. 2.BİNDEN 6. YÜZYILA KADAR TÜRKİYE

HİTİTLER (M.Ö. 1800-700): Hititler Anadolu’ya Kafkasya üzerinden geldiler. Anadolu’nun yerli kavmi Hattileri egemenlikleri altına aldılar. Hattuşaş (Boğazköy) başkent olmak üzere “Labarna” adlı bir kral Hitit devletini kurdu.
Hititler Anadolu’nun ilk büyük ve merkezi devletini kurdular. Anadolu’nun büyük kısmına egemen oldular. Hititler bir çok krallığın birleşmesiyle oluşan Feodal bir devlettir.
Hititlerle Anadolu tarih çağlarına girdi(yazı kullanıldı).
Hititler Güney Anadolu üzerinde Mezopotamya’ya inerek “Babil” kentini ele geçirdiler. Bu fetih Anadolu’nun yüksek Mezopotamya uygarlığını tanımasına sebep oldu. Hititler en çok Mezopotamya uygarlığının etkisi altında kaldılar.
Hitit tarihinde Kuzey Suriye’nin egemenliği için Mısırla yapılan savaşlar önemli bir yere sahiptir. M.Ö. 1296 tarihinde başlayan savaşlara Asurluların her iki devleti de tehdit edecek güce ulaşması üzerine M.Ö. 1280 tarihinde imzalanan “Kadeş” antlaşması ile son verildi. Bu antlaşma tarihin ilk yazılı antlaşmasıdır.
Hitit devleti M.Ö. 1200 yıllarında başlayan ve Ege-Trakya üzerinden gelen kavimlerin saldırısı ile yıkıldı. Anadolu üç yüzyıl karanlığa gömüldü. Hititler 9. yüzyılda Güney Anadolu da “Geç Hitit şehir devletleri”’ni kurdular. Bu devletlere Asurlular son verdiler.

FİRİGLER M.Ö.(750-600): Frigler Anadolu’ya M.Ö. 1200 Kavimler Göçü sırasında Avrupa’dan geldiler. İlk çağda Kütahya çevresine Firigya denirdi. Buraya gelen ve devlet kuran kavme de Firigler dendi. Firig devletinin kurucusu Gordios’ tur. Başkentleri “Gordion” şehridir(polatlı yakınında). Firigler Hititlerin yıkılmasında etkili oldular. Sınırlarını Güney Anadolu’ya doğru genişlettiler. En önemli kralları “Midas” tır. Firigler Hitit uygarlığının etkisi altında kalmışlardır. Siyasal varlıklarına “Kimmerler” son vermiştir.

LİDYALILAR (M.Ö.700-546): Lidya; Gediz ve Küçük Menderes ırmakları arasındaki toprakların ilk çağdaki adıdır. Lidya devletini Giges adlı bir kral kurmuştur. Başkenti “Sard” şehridir. Lidyalılar sınırlarını doğuda Kızılırmak nehrine kadar genişlettiler. Krezüs zamanı Lidya’nın en parlak dönemi oldu.
Lidyalıların önemli tarihi rolleri;
a) Parayı icat etmeleri: İlk parayı Lidyalılar kullandılar. Para ticareti yaygınlaştırdı. Uygarlıklar arası iletişimi arttırdı.
b) Kral ticaret yolunu açmaları: Bu yol ilk çağların en önemli ticaret yoluydu. Efes’ten Mezopotamya’da Ninova’ya uzanıyordu.
Lidya devletine Persler son verdiler. Orduları paralı ordu olduğu için Perslere kolayca teslim oldular.
Lidyalılar; topraklarının verimli olması ve ticaretle uğraşmalarından dolayı zengindiler. İleri bir uygarlığa sahiplerdi. Ticaret onları diğer uygarlıklarla tanıştırmıştı.

URARTULAR (M.Ö.9.YY-600): Urartu devleti; Hazar Denizi ve Malatya arasındaki topraklarda “Huriler” tarafından kuruldular. Başkentleri “Tuşpa” (Van) kentidir. Hayvancılık ve madencilikle uğraşan bir toplumun devletidir. Siyasal hayatları; Asur, Med ve İskitlerle mücadele içinde geçmiştir.Bu devlet İskitler tarafında zayıflatıldı ve Medler tarafından son verildi(M.Ö.600).

İYONLAR (M.Ö.750-545): İyonya, İzmir ile Büyük Menderes nehri arasındaki bölgenin adıdır. M.Ö. 1200 de gerçekleşen Kavimler Göçü Dorlar’ın Yunanistan’a girmelerine sebep oldu. Yunanistan’da yaşayan “Akalar”ın bir kısmı İyon yaya göç etti. Yerli halkla karışarak bölgede şehir devletleri kurdular. Bunların en önemlileri; Efes, Milet, İzmir ve Foça’dır. Bu devletler Akdeniz ve Karadeniz sahillerinde ticaret kolonileri kurdular. İyon devletleri uygarlıkta çok ilerlediler. Bu durumun en önemli nedeni; topraklarının Ön Asya’dan gelen ticaret yolları üzerinde bulunmasıdır. Bu durum onları gelişmiş uygarlıklarla tanıştırmıştır. İyonlar siyasal birlik oluşturamadılar. Ancak kültürel birlikleri vardı. İyonlara Persler son verdi(M.Ö.545).
NOT: Dünya uygarlığına en çok katkı yapan Anadolu uygarlığı İyonlardır.

M.Ö. 2. Binden 6. Bine Kadar Türkiye’de kurulan Devletlerde Kültür ve Uygarlık:

Devlet Yönetimi: Anadolu devletlerini rahip krallar yönetirlerdi. Krallar kendilerini tanrıların temsilcisi olarak görürlerdi. Krallar; başkomutan, baş yargıç ve baş rahip yetkilerine sahiptiler. Anadolu devletleri monarşik ve teokratik bir devlet yapısına sahiplerdi.Hititlerde Tavananna denilen kraliçeler kraldan sonra en yetkili yöneticiydi. Hititlerde “Pankuş” adlı bir meclis de yönetimde söz sahibi idi. Bu meclisi asiller ve hanedan üyeleri oluştururdu. Pankuş meclisi; kralı yargılayabilir ve yetkilerini sınırlayabilirdi. Hitit kralları yeni krallık devrinde meclisin yetkilerini sınırlamışlardır. Krallar kendi yerlerine geçecek veliahtları atamaya başlamışlardı. Bu gelişme Hitit krallarının merkezi otoriteyi arttırmak istediklerini gösterir. Hititler eski krallık devrinde birçok krallığın birleşmesinde oluşan Feodal bir krallıktı. Daha sonraları yarı bağımsız kralların varlığına son verdiler. Onların yerine merkezden valiler atandı. Amaç merkezi yönetimi güçlendirmekti. İyonlar sırasıyla; krallık, oligarşi, ve demokrasi yönetimlerini yaşamışlardır. İyonlar özgürlüklerine düşkündüler. Demokrasi İyonya’da doğdu ve Yunanistan’ı etkiledi. İyonlar tarihlerinin son döneminde yöneticilerini halk oyuyla seçtiler. İlk çağın en ileri demokrasisini oluşturdular.
Askeri Yapı: Anadolu devletlerinde daimi bir ordu yoktu. Eli silah tutan her erkek asker sayılırdı. Gerektiğinde paralı askerde orduya alınmaktaydı. Hititlerde kralın toprak verdiği asiller belli sayıda asker beslemekle yükümlüydü. Anadolu devletlerinin askerleri savaşa yaya olarak giderlerdi. Savaş arabası kullanılırdı.

Yazı, Dil ve Edebiyat: Hititler ve Urartular Mezopotamya’nın çivi yazısını kullanmışlardır. Hititlerin kendilerine ait Hiyeroglif (Resim) yazısı da vardı. İyonlar, Lidyalılar ve Frigler Fenikelilerin alfabe yazısını kullanmışlardır. Hitit kralları yıllık faaliyetlerini tanrılara hesap verme düşüncesiyle “Anal” adı verilen yıllıklara yazdırmışlardır. Anallar Hititlerin tarih yazıcılığında ilerlediklerini gösterir. Anadolu’da Mezopotamya etkisiyle destanlar yazılmıştır. Mezopotamya destanları Hititçeye çevrilmiştir. Hititlerin en önemli destanı Kumarbi destanıdır. Frigler hayvan öyküleri yazıcılığı yapan ilk uygarlıktır. Anadolu edebiyatı Yunan edebiyatını etkilemiştir. İlyada ve Odise destanını İzmirli Homeros Atina’da yazmıştır
.Hukuk: Hititler hukuk alanında Sümerlerin etkisinde kalmışlardır. Hitit kanunları özel mülkiyeti güvence altına almıştı. Kanunları insancıldır. Pek çok suçun cezası tazminat olarak ödetilirdi. Ölüm cezası nadiren uygulanırdı. Hititler ilk çağın en ileri aile hukukunu geliştirmişlerdir. Evlilikler resmi nikâhla yapılıyordu. Kızlar evlenirken çeyiz götürdükleri için miras sadece erkek çocuğa kalırdı. Frigler ve Hititlerde toprak hukuku gelişmişti. Friglerde öküz öldürme ve saban kırmanın cezası idamdı. Bu durum Anadolu devletlerinin ekonomilerinin tarıma dayalı olarak geliştiğini gösterir.
Ekonomik ve Sosyal Hayat: Anadolu da ekonomik ve sosyal hayatın temelini tarım ve hayvancılık teşkil etmekteydi. Topraklar kral adına ekilirdi. Kişilerin özel mülkiyeti olan topraklarda vardı. Hititlerde Osmanlılardaki tımar sistemine benzeyen toprak sistemi vardı.
- Urartuların ekonomilerinde madencilik ve hayvancılık gelişmiştir. Doğu Anadolu da maden boldur. Toprak yapısı ve iklim tarıma uygun değildir. Bu nedenle madencilik ve hayvancılık ön plana çıkmıştır.
- Firiglerde; kuyumculuk, dokumacılık, tarım ve hayvancılık gelişmiştir. Friglerin “Tapates” adı verilen halıları ünlüdür.
- Lidyalılar ve İyonlarda ekonomi özellikle ticarete dayanıyordu. Bu devletler ticaret yolları üzerinde bulundukları için ticarette ilerlemişlerdir. Lidyalılar Kral yolunu açma ve parayı kullanmaları ile ticaretin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Ticaret uygarlıklar arası iletişimi hızlandırmıştır. Dünya uygarlığının gelişmesine katkı yapmıştır. İyonlar denizlerde kolonicilik yapmışlardır. Lidyalılar kara ticaretinde ileri gitmişlerdir.

NOT: Lidyalılar tarihte ilk para kullanan devlettir(M.Ö. 680).

Anadolu devletlerinde halk sosyal sınıflara ayrılmıştır. Hititlerde halk hürler ve köleler olarak ikiye ayrılırdı. Köleler savaş tutsaklarından oluşurdu. Bedel ödeyebilen kişi kölelikten kurtulabilir ve hür bir kadınla evlenebilirdi. Köleler mülk sahibi de olabilirdi. Mısır ve Mezopotamya’ya göre Anadolu’da sosyal sınıflar arasındaki uçurum azdır. Anadolu devletlerinde baba erkil bir aile yapısı vardır.

Din ve İnanış: Anadolu da çok tanrılı bir inanç şekli vardı. Tanrılar insan şeklinde düşünüldüğü için tapınaklar tanrı evi olarak yapılmıştır. Tanrıların insan şeklinde düşünülmesi heykelciliği geliştirmiştir. Hititlerde rahiplik seçkin bir meslek olduğu için prenslerde bu mesleği yaparlardı. Hititlerde ibadetin temeli temizlikti. Frigler, Urartular ve Lidyalılar ölülerini kaya mezarlarına koyarlardı. Ölüler eşyalarıyla birlikte gömülürdü. Bu olay öldükten sonra dirilişe inanıldığını gösterir. Anadolu dini inançta özellikle Mezopotamya ve Yunanistan’ın etkisinde kalmıştır. Hitit ve iyonlarda öldükten sonra diriliş inancı zayıftır.

Sanat: Anadolu’da sanat ve bilimin gelişmesinde Mezopotamya ve Mısırın önemli katkıları olmuştur. Sebebi bu iki uygarlığın oluşum tarihi Anadolu’dan daha öncedir. Anadolu’da en çok mimari gelişmiştir. Hititler’de saray, tapınak, heykel, köprü, kabartma ve dokuma sanatı gelişmiştir. En önemli eserleri; Boğazköyde ki yazılı kaya açık hava tapınağı ve Konya da ki İvriz kabartmalarıdır.
Urartular’da kaya mimarisi gelişmiştir. Kayaları oyarak yaptıkları mezarlar, kaleler ve su kemerleri ünlüdür. Van’a 80 km. uzaktan kanalla su getirmişlerdir. Sanatlarında Mezopotamya’nın etkisi görülür. Maden işlemede en ileri giden Anadolu devletidir.
Firigler’de; kaya mimarisi, seramik ve dokuma sanatları gelişmiştir. Firigler kayaları oyarak açtıkları oda ve koridorları ev, mezar ve tahıl deposu olarak kullanmışlardır. En ünlü eserleri “Midas Mezarıdır”. Lidyalılar’da; kuyumculuk, heykelcilik, ve saray mimarisi gelişmiştir.
İyonlarda özellikle mimari gelişmiştir. Efes Tiyatrosu, Artemis Heykeli, ve Diana tapınağı önemli İyon sanat eserleridir. Lidya ve İyon sanatında Yunan sanatının etkileri görülür. Bu olay ticaret yolu ile iletişim kurulmasının ve coğrafi yakınlığın bir sonucudur.

NOT: Mimaride en ileriyi giden İyonlardır. Sebebi; İyonların ticaretle diğer uygarlıkları tanımaları ve ekonomik alanda ileri olmalarıdır. Anadolu da sanatın gelişmesinde dini inançlar etkili olmuştur.

Bilim: Anadolu da bilimin gelişmesinde Mısır, Mezopotamya ve Yunan uygarlıklarının etkili olmuştur. Anadolu da; edebiyat, astronomi, tıp ve tarih bilimleri gelişmiştir. Hitit Analları(Yıllıkları) tarihçiliğin ilerlediğini gösterir.
Bilimde en ileri giden Anadolu devleti İyonlardır. İyonya’da felsefe gelişmiştir. Bu olay İyonlarda fikir hürriyetinin varlığını gösteriyor. İyonların yetiştirdiği önemli bilim adamları şunlardır:

Tales: Astronomi, geometri ve felsefede çığırlar açmıştır. Geometri yardımıyla Mısır Piramitlerinin yüksekliğini hesaplamıştır. M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde güneşin tutulacağını önceden hesaplamıştır.

Pisagor:Astronomi ve matematik alanında yaptığı çalışmalarla tanınır. Dünyanın düz değil küre şeklinde olduğunu açıklayan ilk bilim adamıdır.
Ayrıca; Hipokrat tıp alanında, Heredot tarih alanında, Aneksimenes astronomi alanında ilerleyen İyonlu bilim adamlarıdır.

NOT: Anadolu da kurulan ilk çağ devletleri içerisinde dünya medeniyetine en çok İyonlar katkı yapmışlardır.




M.Ö 6. Yüzyıldan 11. Yüzyıla Kadar Türkiye

Persler: M.Ö. 545 tarihinde Lidya ve İyon devletlerini ortadan kaldıran Persler Anadolu’ya egemen olmuşlardır. Onların Anadolu da ki yönetimleri sırasında Anadolu dört Sadraplık’a (eyalete) ayrılmıştır. Persler ticaretin gelişmesi için ticaret yollarının güvenliğine önem vermişlerdir. Anadolu’da onlardan kalma önemli bir uygarlık eseri bulunmaz. Yalnızca Zerdüştlük dini Anadolu’da yayılmıştır. Perslerin Anadolu da ki varlığına Makedonyalı Büyük İskender son vermiştir (MÖ 330).

NOT: Persler İran’da kurulmuşlardır. Kültür ve uygarlık alanında Mezopotamya’nın etkisi altında kalmışlardır. Mimaride sarayları ünlüdür. Tarihte ilk altın parayı kullanmış ve ilk düzenli posta teşkilatını oluşturmuşlardır. Ticarete önem vermişlerdir. Dinleri Zerdüştlüktür. Merkezi karakterli bir imparatorluktur.

Makedonya Kralı Büyük İskender’in Asya Seferi ve Helenistik Krallıklar

Perslerin Anadolu’da ki varlığına Makedonyalı Büyük İskender M.Ö. 334 tarihinde başlayan Asya seferi ile son vermiştir. İskender Asya Seferi sonucunda; Anadolu, Mısır, Suriye, Irak, İran ve Hindistan’ı fethetti. Arabistan’a Yürümeye hazırlanırken Babil’de öldü. Kendinin ölümünden sonra devleti Asya, Mısır ve Makedonya krallığı olarak üçe ayrıldı. Anadolu Asya Krallığının (Salevkoslar) egemenliğinde kalmıştır. Asya Krallığı parçalanınca Anadolu’da dört tane Helenistik devlet kurulmuştur. Bunlar:
a) Kapadokya Krallığı: Orta Anadolu da kurulmuştur.
b) Pontus Krallığı: Karadeniz bölgesinde kurulmuştur.
c) Bitinya Krallığı: İç batı Anadolu bölgesinde kurulmuştur.
d) Bergama Krallığı: Ege bölgesinde kurulmuştur.

Helenistik krallıklar içerisinde uygarlıkta en ileri giden krallık Bergama Krallığıdır. Bu dönemde Bergama ve Antalya önemli uygarlık merkezi olmuştur. Bergama Krallığından kalma Zeus tapınağı, Bergama Kütüphanesi ve Bergama Hastanesi ünlüdür. Parşömen kağıdı da Bergama’da icat edilmiştir. Bergama ilk çağlarda bilim ve kültür merkezi konumundaydı. Kütüphanelerinde 200.000 kitap vardı. Helenistik krallıklar devrinde Anadolu’da uygarlık ilerlemiştir.

Helenistik Medeniyet(M.Ö. 330-30):
Makedonyalı büyük İskender’in Asya seferinden sonra Doğu ve Batı medeniyetlerinin karışması sonucu oluşmuştur. Bu medeniyetin önemli merkezleri; İskenderiye, Antakya ve Bergama dır. Büyük İskender Yunanistan’dan götürdüğü halkı doğu memleketlerine yerleştirmiştir. Bu durum uygarlıkları birbirine yaklaştırmıştır. Bu dönemde Yunan mimarisi ön Asya’ya yayılmıştır. Doğu milletlerinin felsefeleri ve devlet yönetimi anlayışları Yunanlıları etkilemiştir. Helenistik medeniyette felsefe, coğrafya ve fen bilimleri gelişmiştir. Önemli bilim adamları;
Arşimet: Matematikçi ve fizikçidir. Suyun kaldırma gücünü bulmuştur.
Eratostanes: Astronomi bilginidir, dünyanın ilk defa çevresini hesaplamıştır.
Batlamyus: Dünyanın ilk defa haritasını yapmıştır. Eserleri İslam coğrafyalarına örnek olmuştur. Trabzonludur.

Helenistik medeniyetten kalma en önemli sanat eseri; İskenderiye Feneri ve Rodos Heykelidir.

NOT: İslam medeniyetini en çok etkileyen medeniyet Helenistik medeniyettir.


Roma İmparatorluğu:
Roma İmparatorluğu M.Ö. 133 yıllarında Anadolu’da ki Helenistik Krallıkları ortadan kaldırmış ve Anadolu’ya egemen olmuştur. Anadolu, Roma döneminde gelişmiştir. Romalılar Anadolu kentlerini düzenli yollarla birbirine bağlamışlar ve Anadolu kentlerini imar ve inşa etmişlerdir. Roma İmparatorluğu 395’te ikiye ayrılınca Anadolu, Doğu Roma’nın egemenliğinde kalmıştır. 7. yy.dan itibaren Bizans, İslam Orduları’nın saldırılarına uğramış ve Anadolu’nun güney bölgesi Müslümanların eline geçmiştir. Anadolu’yu 11. yy.da Selçuklu Türkleri ele geçirmiştir.
Anadolu’da, Roma’dan kalma önemli sanat eserleri;
Bozdoğan Kemeri, Çemberli Taş (İstanbul), Augustos Tapınağı(Ankara), Roma Hamamı (Ankara), Aspendos Tiyatrosu(Antalya).

Bizans’tan Kalma Sanat Eserleri :
Bizans’ın en ünlü mimari eseri Ayasofya Kilisesidir. Ayrıca, İstanbul’da bulunan Yerebatan Sarayı (Sarnıcı), 1001 Direk Sarnıcı, Hora Kilisesi, Ayairini Kilisesi, Baküs ve Sergios Kiliseleridir.

Roma “Medeniyetinin” Özellikleri :
1) Roma Medeniyetinin oluşmasında en çok katkısı olan medeniyet Yunan Medeniyetidir.
2) Roma Medeniyeti, günümüz Avrupa Medeniyetine en çok hukuk alanında katkı yapmıştır. Romanın en eski kanunlarına 12 Levha Kanunları denir.
3) Roma’da en çok gelişen sanat dalı mimaridir. Mimaride hamamları, su kemerleri, tapınakları, köprüleri, tiyatroları ünlüdür.

4) Romalılar dini inanç alanında Yunanlıların çok tanrılı inancını benimsemişlerdir. Hıristiyanlığın ortaya çıkması uzun iç çatışmalara sebep olmuştur. M.Ö. 381’ de ise devletin resmi dini olarak Hıristiyanlık benimsenmiştir.
5) Roma’da devlet yönetiminde krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri yaşanmıştır. Cumhuriyet döneminde ülkeyi Konsül adı verilen liderler yönetmiştir. Kargaşa ortamlarında ise yetkileri sınırsız diktatör adlı yöneticiler görev yapmışlardır. Cumhuriyet döneminde Senato ve Curia adlı meclisler yönetimde söz sahibi olmuşlardır.
6) Roma’da halk sosyal sınıflara ayrılmıştır. Bunlar;
Patriciler(Soylular), Plepler(Hürler), Yanaşma ve Köleler olmak üzeredir. Roma’da bulunan sınıf kavramı sürekli iç çatışmalara sebep olmuştur. Roma hukukuna göre aile reisi olan babanın çocukları ve torunları üzerindeki yetkisi sınırsızdır. Roma’da kölelik yaygındır. Toplumsal eşitsizlik Hıristiyanlığın yayılışını kolaylaştırmıştır.
7) Romalılar Mısır Takviminden yararlanarak Jülyen Takvimini düzenlemişlerdir. Yunanlılar’ dan aldıkları Fenike Alfabesini, Latin Alfabesi adıyla yeniden düzenlemişlerdir. Latince Roma döneminde bilim ve kültür dili olmuştur.

NOT: Roma Devleti sömürgeci karakterde bir devlettir. Romanın yıkılışında sınıflar arası çatışma, din çatışması, ahlaksızlık ve Kavimler Göçü etkili olmuştur. Batı Roma Kavimler Göçü sonucunda, Doğu Roma ise Türkler tarafından yıkılmıştır. Roma medeniyeti Yunan medeniyetiyle birlikte günümüz Avrupa medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Roma medeniyeti Akdeniz Havzasında yaşayan tüm milletlerin ortak katkısıyla oluşmuştur.

Mezopotamya Medeniyeti:
İlk çağlarda Dicle – Fırat ırmakları arasındaki topraklara Mezopotamya denirdi. Mezopotamya Bölgesine M.Ö. 4000 yıllarına doğru Asya’dan gelen Sümerler yerleşmişler ve Mezopotamya Medeniyetinin temellerini atmışlardır. Sümerler’ den sonra bölgede Sami Kavimleri; (Akad, Elam, Babil, Asur) devletlerini kurmuşlardır. Bu devletler Sümer kültür ve uygarlığını benimsemiş ve geliştirmişlerdir.
Mezopotamya’da oluşan kültür ve uygarlık, ticari faaliyetler, Babil ve Asurluların askeri istilaları arcılığıyla tüm ön Asya’ya yayılmıştır. İlkçağın ilk büyük uygarlığı Mezopotamya’da doğmuştur.

Devlet Yönetimi: Mezopotamya devletlerini rahip krallar yönetmiştir. Krallık babadan oğla geçerdi. Soylularda yönetime katılırdı. Krallar tanrılar adına yöneticilik yaptıklarına inanırlardı. Mutlak Krallık Kavramı Babil Kralı Hammurabi tarafından uygulamaya konulmuştur. Hammurabi din devletini dünya devletine çevirmiştir. Krallar güçlerini dinden ve tapınaktan değil ordudan almaya başlamıştır. Sümerler şehir devletleri halinde yaşamıştır.

Yazı Dil ve Edebiyat: Tarihte ilk defa yazıyı Sümerler bulmuştur. Bu yazıya çivi yazısı denirdi. Yazı kil tabletler üzerine yazılmıştır. Sümerlerin konuştukları dil sondan eklemeli dil grubuna girer. Bu durum onların Asya’dan geldiğini gösterir. Mezopotamya’da destan edebiyatı gelişmiştir. Önemli destanlar; Gılgamış, Yaradılış ve Tufan destanlarıdır. Edebiyatlarında dini konular ağırlıktadır. Yazı insanlığın en önemli uygarlık buluşudur. Yazının icadında sosyal ihtiyaçlar etkili olmuştur.
Hukuk: Tarihte ilk yazılı kanunları Sümerlerin Lagaş şehir devleti kralı Urugakina düzenlemiştir (M.Ö. 2375). Bu olayla hukuk devleti kavramı doğmuştur. Mezopotamya’da en geniş hukuki düzenlemeyi Babil Kralı Hammurabi yapmıştır.

NOT: Sümer Kanunları insancıldır, Hammurabi Kanunları suçlara sert cezalar getirmiştir. Yazılı kanunlarla toplumsal çatışmalar önlenmek istenmiştir. Mal ve can güvenliği güvence altına alınmıştır. Eşitlik hedeflenmiştir.

Sanat: Mezopotamya’da yeterince taş bulunmadığından mimari eserler kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Bu sebeple çoğu günümüze kadar gelmemiştir. Mimaride tapınak ve sarayları ünlüdür. Babil’in Asma Bahçeleri adı verilen saray ilk çağın yedi harikasından biridir. Tapınaklarına ziggurat denir. En ünlüsü Babil Zigguratıdır.

Bilim: Mezopotamya’da en çok gelişen bilim dalı Astronomidir. Sümerler tapınaklarını rasathane olarak kullanmışlar ve bu çalışmalar sonunda ilk defa takvim düzenlemeyi başarmışlardır. 1 yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır.
Sümerler rakamları bulmuşlar, dört işlemi yapmışlardır. Geometriyi geliştirmişler ayrıca alan, hacim, ağırlık ve uzunluk ölçülerini ilk defa kullanmışlardır. 10 tabanlı sayı sistemi kullanılmıştır. Sümerler tapınaklarda kız ve erkek çocuklarına birlikte eğitim vermişlerdir.

Din ve İnanış: Mezopotamya’da çok tanrılı bir inanç sistemi vardı. Tanrıları insan şeklinde düşünürlerdi. Sümerler önceleri ahret inancına sahiplerdi. Fakat Samilerin gelmesinden sonra öldükten sonra diriliş inancı zayıfladı. Bu sebeple ölüleri için anıt mezar yapmazlar, mezarlarına yiyecek ve eşya koymazlardı.

Ekonomi ve Sosyal Hayat: Mezopotamya’da ekonomi tarıma dayanırdı. Hayvancılık ve ticarette gelişmişti. Mezopotamyalılar dışarıya tarım ürünleri satarlar, ülkelerinde olmayan kereste ve maden cevheri alırlardı. İlk özel mülkiyet kavramı Mezopotamya’da yaygınlaştığı için halkın sınıflara ayrılması kavramı da burada yaygınlaşmıştır. İhtiyaç fazlası ürünler tapınaklarda depolanırdı. Buradan yurt dışına ihraç edilirdi. Tapınağa getirilen mallarla ilgili rahiplerin kil tabletlere koydukları işaretler zamanla yazıya dönüştü. Bu olay medeniyetteki gelişmenin ihtiyaçlar ve üretimle bağlantılı olduğunu gösterir.

Ordu: Mezopotamya zengin bir ülkeydi. Bu zenginlik komşu kavimlerin saldırılarına sebep olmaktaydı. Bu sebeple tüm Mezopotamya devletleri orduya büyük önem vermişlerdi.
İlk düzenli orduyu Akadlar oluşturmuşlardır. En güçlü ordulara ise Asurlular sahip olmuşlardır.

NOT: İlk çağın büyük uygarlığının Mezopotamya’da doğmasının sebepleri şunlardır;
1) Mezopotamya’daki toprakların verimli iklimin yaşamaya elverişli olması.
2) Mezopotamya’nın ticaret yolları üzerinde bulunması (İletişim noktası).

Mezopotamya uygarlığı ilk çağın en eski uygarlığıdır. Diğer bütün uygarlıklar Mezopotamya’dan yararlanmıştır. Mezopotamya uygarlığı, Mısır, Çin ve Hint uygarlıkları gibi su boyu uygarlığıdır. İnsanlığa özellikle yazı, hukuk alanlarında katkı yapmıştır. Bu uygarlık bir çok milletin katkısıyla oluşmuştur.

Mısır Medeniyeti:

Mısır medeniyeti dışardan az etkilenmiş ve kendi şartları içerisinde orijinal olarak gelişmiş bir medeniyettir. Mısır’ın etrafının çöller ve denizlerle çevrili olması bu durumun temel sebebidir. Mısır’ın siyasal tarihi M.Ö. 4000 yıllarına doğru NOM adı verilen şehir devletlerinin kurulmasıyla başlamıştır. M.Ö. 3000 yıllarında Menes adlı bir kral birleşik Mısır devletini kurmuştur. Mısır tarihi Perslerin M.Ö. 6. yüzyıldaki istilasına kadar devam etmiştir. Mısır devleti bir tarım devletidir.

Devlet Yönetimi: Mısır Firavun adı verilen ilah krallar tarafından yönetirdi. Ülke eyaletler ayrılmıştı. Firavundan sonra iki vezir yönetimde etkiliydi. Mısır’da en büyük memurluk katiplikti. Mısır’ın yönetimi mutlak krallıktı. Demokratikleşme görülmez. Kral tanrı seviyesinde olduğu için otoritesi çok güçlüdür.

Hukuk: Mısır’da medeni ve ceza hukuku alanlarında geniş düzenlemeler yapılmıştı. Mirastan kadın erkek eşit pay alırlardı. Her eyalette bir mahkeme bulunurdu. Ayrıca 6 büyük ev adını taşıyan yüksek bir mahkemede vardı. Mısır hukuku Mezopotamya’ya göre daha az gelişmiştir.

Din ve İnanış: Mısırlılar çok tanrılı bir dini inanca sahiplerdi. Öldükten sonra dirilişe inanırlardı. Bu nedenle ölüleri mumyalar ve piramit adı verilen mezarlara koyarlardı. Mezarlara bol miktarda araç gereçte bırakılırdı. Mısır’da dini inanç çok güçlü olduğu için sanat, edebiyat, bilim dini inancın etkisinde gelişmiştir. İlk çağda dinin en etkili olduğu uygarlık Mısır uygarlığıdır.

Yazı Dil ve Edebiyat: Mısırlılar Hiyeroglif adı verilen resim yazısını kullanırlardı. Bu yazı zamanla alfabe yazısına dönüşmüştür. Fenikeliler alfabeyi Mısır yazısını örnek alarak düzenlemiş-lerdir. Mısırlılar yazıları papirüs adı verilen dayanıksız bir kağıda yazarlardı. Bu nedenle yazıların çoğu günümüze gelmemiştir. Mısır edebiyatında dini konular, seyahat ve felsefi konular işlenmiştir. Mısır edebiyatı Mezopotamya’ya göre yoksuldur.

Bilim: Mısır’da en ileri giden bilim dalı tıptır. Mısırlılar ölülerini mumyalama işleri sırasında insan vücudunu tanımışlar ve bu sayede bir çok hastalığın teşhis ve tedavi yöntemlerini öğrenmişlerdir. Mısırlılar diş dolgusu yapma ve çene kırıklarını tedavi etmesini biliyorlardı. Mısırlar gök cisimlerini incelemişler ve ilk defa güneş yılı takvimini düzenlemişlerdir. Matematik ve geometri gelişmişti, Pi sayısını doğru olarak hesaplamışlardır. Ağırlık, uzunluk, hacim ölçülerini bulmuşlardır. Denklemleri ve kesirli sayıları geliştirmişlerdir.

NOT: Mısır’da bilim adamlarının çoğu rahiplerdi. Mısır’da tıbbın gelişmesinde dini inanış etkili olmuştur. Geometrinin gelişme sebebi ise Nil ırmağının taşmasından sonra arazilerin sınırlarının yeniden belirlenmesi ihtiyacıdır.

Sanat: Mısır sanatında özellikle mimari gelişmiştir. Mimari alanındaki şaheserler Piramitler(Ehramlar) ve tapınaklardır. Mısırlılar öldükten sonra dirilişe inandıkları için Ehram adı verilen anıt mezarları yapmışlardır. Tapınakları is Firavunların kazandığı zaferlere şükür için tanrılar adına yapmışlardır. En önemli tapınakları Luksor ve Karnak tapınaklarıdır. Ayrıca Mısırlıların Sfenks adı verilen heykelleri de ünlüdür.

NOT: Mısır sanatı dini inancın etkisinde gelişmiştir.

Ordu: Mısırlılar da güçlü askeri birlikler oluşturmuşlardır. Firavunun şahısına bağlı askerler maaş alırlardı. Eyaletteki askerler toprak geliri ile geçinirlerdi.

Ege Medeniyetleri :

Ege medeniyetleri; Yunanistan, Makedonya, Trakya, Batı Anadolu ve Girit adasıyla çevrili bölgede oluşmuştur. Ege medeniyetinin oluşmasında Anadolu, Mezopotamya, Mısır medeniyetlerinin katkısı olmuştur. Bunlar;

Girit Medeniyeti(M.Ö. 4000 – 1200):
Ege medeniyetinin en eskisi Girit’te oluşmuştur. Bu nedenle diğer medeniyetlerin temelini oluşturur. Girit medeniyetinde şehirlerin etrafı surlarla çevrilmemiştir. Bu durum onların barışçıl yaşadıklarını ve güçlü bir donanmaya sahip olduklarını gösterir. Girit medeniyetinden kalma en önemli medeniyet eseri Knossos Sarayı’dır. Bu saray fresk süslemeleriyle ünlüdür. Giritlerin dinleri çok tanrılıdır. Ölüleri için kuyu mezarları yapmışlardır. Bu durum onların öldükten sonra dirilişe inandıklarını gösterir. Giritlerinin ekonomisi ağırlıklı olarak Mısırlılarla yaptıkları ticarete dayanır. Girit medeniyeti M.Ö. 1500 – 1200 yılları arasında dış istilalar sonucunda sönmüştür.

NOT: Girit medeniyeti Miken ve Yunan medeniyetine temel olmuştur.



Miken Medeniyeti (Aka M.Ö. 2000 – 1200):
Yunanistan’a M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’dan gelen Akalar yerleşmişlerdir. Akaların soyluları yüksek tepelere yaptıkları şatolara yerleşmişlerdir. Siyasi birlik kurmamışlardır. Akalar Girit medeniyetinin etkisinde kalmışlardır. Onlardan kalma en önemli sanat eseri Miken Şatosudur. Akaların ölülerini kubbeli kuyu mezarlarına koymaları öldükten sonra dirilişe inandıklarını gösterir. Dinleri çok tanrılıdır. Aka medeniyetine M.Ö. 1200 yıllarında Yunanistan’ı işgal eden Dorlar son vermiştir. Batı Anadolu’ya göç eden Akaların bir kısmı İyon medeniyetini oluşturmuşlardır.

Yunan Medeniyeti(M.Ö. 1200 – M.Ö. 4. YY.):
Yunanistan’ı işgal eden Dorlar, Akaları köleleştirmişler ve Polis adı verilen şehir devletleri kurmuşlardır. Bu şehir devletlerinin önemlileri; Atina, Isparta, Korint ve Tebai kentleridir. Siyasi birlik oluşturamamışlardır. Şehir devletleri halinde yaşamışlardır.
Dorlar Yunanistan’da yeterli tarım arazisi olmadığı için M.Ö. 750 yıllarına doğru Akdeniz Havzasında koloniler oluşturmuşlardır. Kolonicilik Yunanlıların zengin olmalarına, büyük uygarlıkları tanımalarına ve Yunan kültürünü Akdeniz Havzasına yaymalarına sebep olmuştur. Yunanlıların siyasal tarihinde Perslerle yaptıkları Pleponnes savaşları milli duygularının uyanmasını sağlamıştır.

Devlet Yönetimi: Yunan şehir devletleri sırasıyla krallık, oligarşi ve demokratik yöntemleri yaşamıştır. Yunanistan’da siyasi birlik kurulamamıştır. İlk çağ medeniyetleri arasında demokrasinin en ileri seviyeye ulaştığı yer Yunanistan dır. Cumhuriyet dönemlerinde Yunan şehir devletlerini ARHON adı verilen halkın oyuyla seçilen kişiler yönetirdi.

Hukuk: Yunanistan’da ilk yazılı kanunları Drakon ve Solon adlı Arhonlar oluşturmuştur. Drakon: Sınıflar arasındaki kavgayı önlemek için soyluların hakkını koruyan kanunlar düzen-lemiştir. Solon: Doğuştan köleliği kaldırmıştır. Halkı gelir seviyesine göre sınıflara ayırmıştır. Bu kanunlar sınıflar arsı çatışmayı durduramamıştır.
Atina Arhonlarından Klestenes M.Ö.5.yy. da çıkarttığı kanunlarla köleliği kaldırmış ve eşitlik prensibini getirmiştir. Klestenes çıkardığı kanunlarla halkı daha çok yönetime katmak istemiştir. Sınıf çatışmasını durdurmuştur ilk çağın en ileri demokrasisini kurmuştur. Ancak demokrasi sadece Atina’da gelişmiştir.

NOT: Drakon ve Solon kanunları Romalıların 12 Levha kanunlarına örnek olmuştur.

Sanat: Yunan sanatının şaheserleri tapınaklar ve heykellerdir. En ünlü sanat eserleri Zeus tapınağıdır. Mimarileri içerisinde tiyatroları da önemlidir. Ağırlıklı olarak dini mimari gelişmiştir.

Din ve İnanış: Yunanlılar çok tanrılı bir dine sahiptiler. Öldükten sonra dirilişe inanırlardı. Tanrıları eğlendirmek için dört yılda bir Olimpos dağında spor yarışmaları yaparlardı. Bu spor organizasyonu Yunan şehir devletleri arasında milli bir kültürün oluşmasına temel oluşturmuştur. Günümüz modern olimpiyatlarının fikir kaynağı Yunan Medeniyetidir.

Dil ve Edebiyat: Yunanlılar Fenike alfabesini kullanmışlardır. Edebiyatları ağırlıklı olarak dini mitoloji alanında gelişmiştir. Trajedi adı verilen yeni bir edebiyat türü geliştirmişlerdir. En ünlü destanları İlyada ve Odisse destanıdır. Bu destan Yunanlılarda milli duyguyu geliştirmiştir.

Bilim: Yunanistan’da en çok gelişen bilim dalı felsefedir. Önemli felsefecileri Sokrat, Eflatun (Platon) ve Aristo’dur. Ayrıca Heredot adlı bilim adamı da ilk dünya tarihini yazmıştır. Felsefenin gelişmesi hür düşüncenin varlığını gösterir.

NOT: Yunan medeniyeti, Ege Medeniyetlerinin sonuncusu ve en gelişmişidir. Bu medeniyet Roma ve Helenistik medeniyetin temelini oluşturur.

Fenike Medeniyeti:

Fenikeliler Lübnan sahil şeridinde şehir devletleri halinde yaşamışlardır. Akdeniz’de kolonicilik yapmışlardır. Siyasal birlikleri bulunmaz. En önemli kolonileri Kuzey Afrika’da ki Kartaca (Tunus) kentidir.

NOT: Fenikeliler kolonileri vatan olarak görmedikleri için kısa bir süre sonra kolonilerini İyon, Roma ve Yunanlılara kaptırmışlardır. Kolonilerini dış saldırılara karşı yeterince korumamışlardır. Fenikelilerin önemli rolleri;
a) Ön Asya medeniyetini Akdeniz havzasına taşımışlardır.
b) Tarihte ilk defa alfabe düzenlemişlerdir.

İlk çağda Yunan, İyon ve Fenikeliler kolonicilikte ilerlemişlerdir. Bu milletlerin kolonicilik yapmalarının sebepleri şunlardır:
- Yeterli topraklarının olmaması(en önemlisi)
- Coğrafi konumlarının deniciliğe el verişli olması
- Sanayilerinin gelişmesinden dolayı ham madde ve pazara ihtiyaç duymaları
- Şehir devletinde yaşanan sınıf çatışmaları.


İbrani Medeniyeti
İbraniler Filistin’de bir devlet kurmuşlardır. En önemli hükümdarları Hz. Süleyman dır. Onların siyasal yaşamlarına Asur ve Babil devletleri son vermiştir(M.Ö. 587). İbraniler ilk çağ medeniyetleri içerisinde ilk defa tek tanrılı dine inanmaları ile tanınırlar. En önemli sanat eserleri Süleyman Mabedi (Mescid-i Aksa dır).

NOT: İbraniler tanrının Tevrat’ı sadece kendilerine gönderdiğine inanırlardı.
Bu sebeple kendilerini diğer milletlerden üstün görürler. Bu düşünce Museviliğin yayılmasını engellemiştir. Musevilik inancı binlerce yıldır İbranilerin milli benliklerini korumalarını sağlamıştır.

NOT: İbrani ve Fenike medeniyetlerine Doğu Akdeniz medeniyetleri de denir.

Çin Medeniyeti:

1) Çin medeniyeti Sarı Irmak boyundaki verimli toprak üzerine oluşmuştur. İlk çağın su boyu medeniyetlerinden birisidir. Çin medeniyetine en büyük katkıyı Türkler yapmıştır.
2) Çinlilerde en çok gelişen sanat dalı mimaridir. Mimaride Budist tapınakları ünlüdür. Ayrıca dünyanın en ünlü vazoları Çin’de yapılmıştır.
3) Çin’de Konfiçyus, Lou-dzi ve Tao adlı düşünürlerin görüşleri ileride din haline gelmiştir.
4) Çinin insanlığa medeniyet alanında yaptığı önemli katkılar şunlardır;
a) Tarihte ilk defa barut, pusula, kağıt ve matbaayı icat etmişler ve kullanılmışlardır.
b) İlk defa ipek üretmişlerdir. Çin’den başlayıp Akdeniz’e kadar uzanan ticaret yoluna ipek yolu denmiştir. İpek yolu doğu ve batı medeniyetlerini birbiriyle tanıştırmıştır.


Hint Medeniyeti :
Hindistan zengin ve yaşamaya elverişli bir toprak olduğu için bir çok kavimin istilasına uğramıştır. Bugün Hindistan’da yüzden fazla dil konuşulmaktadır. Bu durum Hindistan’ın sürekli istilaya uğradığını ve milli birliğin oluşmadığını gösterir. Hint medeniyeti İndus ve Ganj nehirleri boyunca oluşmuştur. Hindistan dağlar tarafından birçok parçaya bölündüğü için kültürel ve siyasal birlik oluşmamıştır.
M.Ö. 1200 yıllarında Hindistan’a gelen Ari’ ler burada halkı Kast denilen sınıflara ayırmıştır. Bir sınıftan diğerine geçmek yasaklanmıştır. Bu sebeple büyük devletler kurmamış ve milli birlik oluşturamamışlardır. Hindistan’da Brahmanizm denilen bir din hakim olmuştu. M.Ö. 6.yy.’da Buda’nın görüşleri din olarak benimsenmiştir. Buda’nın tüm insanları eşit görmesi Brahman denilen din adamlarının sert tepkisine yol açmıştır. Bu nedenle Buda dini Hindistan’da yeterince yayılmamıştır. Daha çok Çin’de yayılmıştır.

NOT: Hindistan’dan Akdeniz’e uzanan ticaret yoluna baharat yolu denir. Bu yol üzerinden yapılan ticari faaliyetler Hintlileri Ortadoğu Medeniyetleriyle tanıştırmıştır. Hindistan’da dünyanın en katı Sınıf sistemi görülür. Bir sınıftan diğerine geçiş yasaktır. Gaznelilerin Hindistan’da İslamiyet’i yaymaları kast sistemini zayıflatmıştır.



İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK TARİHİ


Türklerin İlk Anayurdu:
Türklerin ilk anayurdu orta Asya’dır.Orta Asya;batıda hazar denizi,doğuda Kingan(Karanlık)dağları,güneyde Himalaya dağları,kuzeyde ise Sibirya bozkırları ile çevrili bölgenin adıdır.
Türklerin ana yurdu orta Asya’nın iklimi karasaldır.Yani; yazları sıcak ve kurak,kışları ise soğuk ve donlu geçen bir iklim hakimdir.Yazın süresi kısa, kışların süresi daha uzundur.
Türklerin ana yurdunda iklim şartları yerleşik yaşama ve tarım üretimine uygun değildir.Tarım arazileri son derece azdır.Orta Asya’nın fiziki yapısında;sıradağlar,çöller ve bozkırlar geniş yer kaplar.Orta Asya’da;Altay,Sayan,Tanrı gibi sıradağlar bulunur. Gobi, Taklamakan,Karakum ve Kızılkum gibi çöller geniş yer kaplar.
Türkler ilk tarih sahnesine çıktıkları bölge,Baykal ve Balkaş gölleri arasında yer alan topraklardır.Obi,İrtiş ve Selanga ırmakları boyudur.Türkler atlı göçebe bir kavim olarak tarih sahnesine çıkmışlardır.Türklerin göçebe yaşam tarzını benimsemeleri,coğrafi şartlardan kaynaklanmıştır.
Anayurtta Kurulan İlk Uygarlıklar:
Orta Asya’da yapılan kazılarda,M.Ö 5000 yıllarında başlayan uygarlıkların varlığı anlaşılmıştır.Bu uygarlıklar sırası ile şunlardır:
a)Anav kültürü
b)Afanasyeva kültürü
c)Andronova kültürü
d)Karasuk kültürü
e)Tağar kültürü
f)Taştık kültürü.
Anav ve Afenesyeva kültürleri,tarım ve balıkçılıkla uğraşan topluluklar tarafından oluşturulmuştur.Anav’da yapılan kazılarda, M.Ö 5000 yıllarına ait tarihi kalıntılar bulunmuştur.Anav’da bulunan tarihi eserlerle ,Sümerlerden kalma eserler birbirlerine çok benzemektedirler.Bu olay Sümerlerin Orta Asya’dan Mezopotamya’ya göç ettiklerini gösterir.
Anavatanda M.Ö 1700 yıllarına doğru Andronova kültürü başlamıştır.Andronova, atlı göçebe yaşayan toplulukların kültürüdür.Anavatanda 1700 yıllarına doğru karasal iklim ortaya çıkmıştır.İklimin değişmesi yerleşik yaşama sahip insanları, göçebe yaşama geçmeye zorlamıştır.
Türkler dünyada demiri ilk işleyen topluluklardan birisi olmuştur.Demirin yanında, Altın,Gümüş gibi madenleri de işlemişlerdir.Türkler;disiplinli,örgütlü,mücadeleci bir Millet olarak tarih sahnesine çıkmışlardır.Yerleşik toplumlara askeri üstünlük kurmuşlardır.Türklerin askeri alandaki üstünlükleri,göçebe olmaları ve demiri işlemedeki başarıları ile ilgilidir.

Orta Asya’dan Türk Göçleri:
Türkler Anavatanda çeşitli sebeplerle dünyanın çeşitli yerlerine göç etmiştir.Bu göçler M.Ö 1700 yıllarına doğru yoğunlaşmış ve M.S 11.yy kadar devam etmiştir.
Göçlerin sebepleri:
a)İklim ve Coğrafi şartların yaşamaya elverişli olmaması.
b)Nüfus artışı
c)Salgın hastalıklar
d)Dış baskılar
e)İç mücadeleler

Milattan Önceki göçlerin temel sebebi şiddetli kuraklık ve sert kışlardır.Milattan sonraki göçlerde iç mücadeleler ve dış baskılar daha etkili olmuştur.Orta Asya’dan göç edenler M.Ö en çok güneydoğudaki Çine gidip yerleşmişlerdir.Ayrıca;Hindistan,Avrupa, İran,Mezopotamya,Amerika gibi topraklara da göçler olmuştur.Amerikan yerlilerinin Orta Asya kökenli oldukları anlaşılmıştır.Anayurt’tan son büyük göç dalgası 11.yy’da Oğuzların İslam dünyasına yönelmesi ile yaşanmıştır.M.S’ki göçler genellikle Karadenizin kuzeyinden Avrupa’ya doğru gerçekleşmiştir.
Göçlerin Sonuçları:
a)Orta Asya Türk kültür ve uygarlığı dünyaya yayıldı.
b)Türk toplulukları gittikleri ülkelerin insanları ile karışıp kaynaşmışlardır.Yeni topluluklar ve kültürler ortaya çıkmıştır.Türk toplulukları farklı kültürel gelişim göstermişlerdir.
c)Anayurtta Türk nüfusu azalmış ancak bitmemiştir. Anavatanda kalan Türk toplulukları çok sayıda devlet kurmayı başarmışlardır.
NOT:Türklerin atı evcilleştirmeleri ve tekerleği kullanmaları göçleri kolaylaştırmıştır.Türkler göç ettikleri ülkelerde yaşayan milletleri en çok askeri teşkilatları ile etkilemişlerdir.Ayrıca;teşkilatçılıkları,Giyimleri ve Maden işleme teknikleri de diğer milletlerce örnek alınmıştır.Avrupa toplumları,Pantolonu Hunlar’dan öğrenmiştir.

Türk Adının Anlamı:
Türk adı 6.yy’dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.Bu adı ilk kullanan Göktürkler olmuştur.Zaman içerisinde milli bir ada dönüşmüştür.Türk adının manası konusunda bilim adamları değişik fikirler ileri sürmüşlerdir.Bunlardan birincisine göre Türk; doğan, türeyen, çoğalan anlamına gelmektedir.Bu görüşü savunanlar Türk adının, “Türemek”fiilinden geldiğini ileri sürerler.İkincisine göre ise; güçlü, kuvvetli,kudretli manasındadır.Bu görüşü savunanlar,Uygurca da “Erk” kelimesinin güç manasına gelmesini tezlerine dayanak yaparlar.
Türk kelimesi coğrafi bir ad olarak ilk olarak Bizans kaynaklarında yer almıştır(6.yy).Tarihi süreç içerisinde;Orta Asya,Doğu Avrupa,Anadolu ve Mısır için Türkiye adı kullanılmıştır.Bu durum Türk boylarının değişik coğrafyalara göç etmesi ve devletler kurmalarından kaynaklanmıştır.Türk adı, 8.yy dan kalma Orhun Anıtlarında da yer alır.

TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ
İskitler(M.Ö 8.yy-M.Ö 2.yy)
Atlı göçebe Türk topluluklarının tarihte kurdukları ilk devlet İskitlerdir (Sakalar).İskitler, Orta Asya’dan diğer kavimlerin baskısı ile batıya doğru göç ettiler.8.Yüzyılda, Aral Gölü ile Tuna ırmağı arasındaki topraklar üzerinde, bağımsız bir devlet kurdular.İskit devletinin hakim olduğu topraklar üzerinde çok sayıda kavim yaşıyordu.İskitler kavimler federasyonu şeklinde teşkilatlanmışlardı.Bu devlet Asya ve Avrupa İskitleri olarak iki koldan meydana geliyordu.Asya kolunun en ünlü hükümdarı Alpertunga’dır.İskitlerin siyasal hayatları;Persler,Asurlular ve Urartularla mücadele içinde geçmiştir.
Yunanlı tarihçi “Heredot”un yazdığı dünya tarihi kitabında, İskitler hakkında bilgi yer alır.Heredot’un İskit(Skyit)adını verdiği bu kavme, doğu Milletleri “Saka”adını verirler.
İskitlerin; yaşayışlar,dilleri giyimleri,dini inançları,askeri yapıları,Orta Asya’da kurulan Türk devletleri ile benzerlik gösterir.İskitler;göçebe olarak çadırlarda yaşarlardı.At,Koyun ve Sığır besleyerek geçimlerini sağlarlardı.İskit ordusu tamamen atlıydı.Savaşa kadın ve erkekler birlikte giderlerdi.Kadın savaşçılara “Amazon” adı verilirdi.ölüleri için yuğ töreni düzenlerlerdi.Ölülerini atları ile birlikte gömerlerdi.Domuz yetiştirmez ve etini yemezlerdi.Sanat eserleri üzerinde hayvan motifleri kullanırlardı.İskitlerin Kurganlarından çıkan eşyalar üzerinde bulunan yazılar Göktürk Alfabesi ile benzerlik göstermektedir.
NOT:İskitlerin bu özellikleri onların Türk kökenli olduklarını gösterir.Günümüzde Mançurya da yaşayan Yakutlar(Sakalar) İskitlerin soyundan gelir.
Asya Hun Devleti(M.Ö 220-216)
Hunların ne zaman kuruldukları kesin olarak bilinmemektedir.Hunlar hakkında en eski bilgi, M.Ö 318 tarihinde Çinlilerle yapılan bir anlaşma belgesinde yer alır.Hunlar’ın bilinen ilk hükümdarı Teomandır.(M.Ö 220-209)Teoman döneminde, Çinliler Çin seddi’nin yapımını tamamlamışlardır(M.Ö214).Bu seddin yapılmasında,Hunlar’ın Çin için tehdit oluşturması etkili olmuştur.
Hunlar en parlak dönemlerini Mete hanla yaşamışlardır(M.Ö 209-174).Mete bütün Türk kavimlerini tarihte ilk defa tek bayrak altında toplamıştır.Mete hun sınırlarını batıda Hazar denizine,doğuda Mançurya’ya kadar genişletti.Yüeçiler adlı kavmi yenilgiye uğratarak Afganistan taraflarına göç etmek zorunda bıraktılar.Hunlardan toprak isteyen Tunghuları yendi.Mete han Çine karşı üç sefer yaptı.Çini yenilgiye uğrattı.Ancak Çini topraklarına katmayı veya yönetmeyi düşünmedi.Peteng kalesinde kuşattığı Çin İmparatoru “Ka-oti”nin barış teklifini kabul etti.Yapılan anlaşma ile kuzey Çin de bulunan bazı topraklar Hunlara verildi.Çin yıllık vergi vermeyi kabul etti.Mete’nin Çini topraklarına katmamasının sebepleri şunlardır:
-Çin Milletinin Hunlara göre, nüfusça çok kalabalık olması.
-Geçmişte Çine gidip yerleşen Hun topluluklarının benliklerini kaybetmiş olması.
Mete Han az bir nüfusla çok kalabalık bir millet olan Çinin yönetilemeyeceğini düşünüyordu.Hunların Çin içerisinde benliğini kaybetmesinden endişe ediyordu.Bu nedenle Çini etkisiz hale getirmekle yetindi.Mete’nin Çin politikası, Hunlar da milli şuurun varlığını gösterir.
Mete han, onluk sisteme dayalı yeni bir ordu düzeni kurdu.Bu düzen tüm dünyaya örnek oldu.Mete ülkesini sağ ve sol olarak ikiye ayırarak yönetti.Mete’nin oluşturduğu idari ve askeri düzen daha sonra kurulan tüm Türk devletleri tarafından örnek alındı.Türkler Mete Hanı Oğuz Kağan destanı ile ölümsüzleştirdiler.Mete Han M.Ö 174 tarihinde öldü.Yerine Oğlu Ki-ok(Kiyük) Hakan oldu.Ki-ok da Çine karşı birçok sefer yaptı.Bu seferlerin hepsinde başarılı oldu.Hunların siyasal hayatları Çin’le mücadele içerisinde geçti.Hun Çin mücadelesinin temel sebebi,her iki tarafında ipek yoluna hakim olmak istemesidir.Hun devleti Ki-ok döneminde gücünü korudu.Daha sonra işbaşına geçen hükümdarlar ülkenin birliğini bütünlüğünü koruyamadı.Çinin İpek yoluna hakim olması Hunları ekonomik alanda zayıflattı.Ekonomik sorunlar iç mücadeleleri hızlandırdı.Çin devleti Hunları yok etmek için siyasi,ekonomik,askeri ve kültürel tedbirler aldı.Bunlar;
*Hun stilinde ordular oluşturulması.
*Çin sınırına yakın topraklarda yaşayan Hun boylarının Çine götürülüp,Çinlileştirilmesi.Bu amaçla sınır boylarında koloniler oluşturulması.
*Hun sınırında set inşa edilmesi.
*Çinli prenseslerin Hun beyleri ile evlendirilerek,Hunların içten karıştırılması.
Çin İmparatorluğu,Hunları sadece askeri yollardan durduramamıştı.Bu nedenle Hunları zayıflatacak yeni planlar yaptılar.Özellikle Hun Hükümdar ve beylerinin evlendikleri prensesleri birer ajan olarak eğittiler.Prenseslerin hizmetçisi rolünde çok sayıda ajanı hun topraklarına gönderdiler.Bu görevliler Hun beylerini yalan haberlerle birbirine düşman ettiler.Çinliler değerli ipeklerle hediyelerle bazı Hun boyları ile dostluk kurdular.Onları sınır boylarında kademeli olarak Çin kültürü ile tanıştırdılar.Çin dilini,kültürünü ve dinini benimsettikleri boylar aracılığı ile diğer Hun boylarını etkilemeye çalıştılar.
Hun hükümdarı Hohanyeh, M.Ö 56 tarihinde Hun meclisinde(Kurultay) sıkıntılardan kurtulabilmek için Çine bağlanmanın gerekli olduğunu açıkladı.Bu teklife Hakanın kardeşi Çiçi karşı çıktı.Çiçi mecliste yaptığı konuşmada,Bağımsızlığın feda edilmesi düşüncesinin gülünç ve utanç verici olduğunu açıkladı.Meclis Çiçi’yi destekledi.İki kardeş arasındaki mücadele Hunların ikiye ayrılmasına sebep oldu.Çiçi batıya doğru çekildi ve batı hun devletini kurdu.Ancak Çinliler Çiçi’yi Aral gölü yakınlarındaki merkezinde kuşattılar.Çiçi ve arkadaşları Çin ordusuna teslim olmadılar.Kahramanca savaştılar ve öldüler.Hunlar bir süre Çin denetimine girdiler.Hunlar, Hakan “Yu Şanyü” zamanında tekrar bağımsızlıklarını kazandılar(18).Bu hükümdar öldükten sonra taht kavgaları tekrar başladı.Hunlar tekrar birleşmemek üzere Kuzey ve Güney Hunları olarak ikiye ayrıldılar(48).
Kuzey Hunları Çiçi’ye bağlı boylarca oluşturuldu.Çin Kuzey Hunlarına karşı 30 yıl süren bir saldırı ile onları zayıflattı.Bu durumdan yararlanan Sienpiler adlı kavim Kuzey hunlarına son verdi(156).Kuzey Hunları ileride Volga ırmağını geçerek kavimler göçünü başlattı.Güney Hunlarına ise Çinliler son verdi(216).Güney Hunlarına bağlı boylar içine karşı isyan ederek Tabgaçlar,Avarlar ve Göktürkler gibi devletler kurmuşlardır.
NOT:Hunlar Anavatanda kurulan ve tarihi bilinen ilk Türk devletidir.Merkezleri Ötügen’dir.Tarihte ilk defa Türk birliğini kurmuşlardır.Yıkılışlarının en önemli sebebi iç mücadelelerdir.Siyasal hayatları iç mücadeleler içinde geçmiştir.

Kavimler Göçü:
Hunların 375 tarihinde Volga(İdil)ırmağını geçip Avrupa’ya yürümesi ile başlayan göç hareketine tarihte “büyük kavimler göçü” adı verilir.Hun Türklerinin kuraklık veya dış baskı sonucunda Avrupa’ya yürüdükleri tahmin edilmektedir.Hunlar İdili geçtikten sonra ilk olarak Alanlar’ın topraklarını işgal ettiler.Daha sonra Vizigot ve Ostragotların topraklarını işgal ettiler.Hunların başlattığı göç hareketi doğu Avrupa’da yaşayan yirmi dolayında Germen kavmini yerinden oynattı. Kavimler birbirlerini ezerek batı Avrupa’ya doğru ilerlediler.Bu tarihlerde Avrupa’da Roma İmparatorluğu yaşıyordu.Romalılar doğu Avrupa’da yaşayan kavimlere barbarlar adını veriyordu.Romalılar kavimler göçü sonucunda topraklarına giren kavimleri engelleyemediler.Roma toprakları yağmalandı.Kavimler göçü Avrupa’da yüz yıl devam eden toplumsal ve siyasal karışıklığa sebep oldu.
Sonuçları:
*Günümüz Avrupa Milletleri oluştu.Günümüz Avrupa devletlerinin temelleri atıldı.Avrupanın etnik ve siyasi yapısı değişti(En önemli sonuç).
*Roma İmparatorluğu doğu ve batı olarak 395 tarihlerinde ikiye ayrıldı.Batı Roma 476 tarihinde yıkıldı.
*Batı Romanın yıkılmasından sonra Avrupa’da “Feodalite”rejimi ortaya çıktı.
*Germen kavimleri arasında hırıstıyanlık yayıldı.
*Orta Asya Kültür ve Uygarlığı Avrupa’da yayıldı.
*Avrupa’da ilk Türk devleti kuruldu.
*Tarihçiler kavimler göçünü ilk çağın sonu ,orta çağın başlangıcı olarak aldılar.

Avrupa Hunları(375-469):
375 tarihinde Volga Irmağını geçen Hunlar, Balamir idaresinde batıya doğru ilerlediler.400 yıllarına doğru orta Avrupa’da Macaristan’a ulaştılar ve burada Etzelburg kentini merkez seçerek devletlerini kurdular.Hunlar Avrupa’da hakimiyet kurarken, Germen kavimleri,Bizans İmparatorluğu ve Batı Roma İmparatorluğu ile mücadele ettiler.
Balamir’den sonra Hun tahtına Yıldız(Uldız) adlı bir hükümdar geçti.Yıldız Atilla’nın son dönemlerine kadar uygulanacak olan Hun dış siyasetini belirledi.Yıldızın dış siyasetine göre;Doğu Roma(Bizans) baskı altında tutulacaktı.Batı Roma ile iyi ilişkiler kurulacak ve birlikte hareket edilecekti.Bizans ve Germen kavimleri hem Hunların, hem de Batı Roma İmparatorluğunun düşmanları idiler.Yıldız Bizans ve Germenleri ortadan kaldırdıktan sonra batı Roma’yı da ortadan kaldırmayı planlıyordu.Hun orduları Batı Roma topraklarına giren Bizans kuvvetlerine karşı savaştılar.Bizans ordusunu İtalya’dan çıkardılar.Yıldız idaresindeki Hun orduları Tuna Irmağını geçerek Bizans topraklarına akınlarda bulundular.Yıldız Bizans’ın Trakya valisine “Güneşin battığı yere kadar her yeri zaptedebilirim” dedi.yıldızdan sonra,Karaton ve Rua adlı hükümdarlar görev yaptı.Rua zamanında, Bizans imparatorluğu yıllık vergiye bağlandı(422).
Avrupa Hun devleti, Atilla zamanında en parlak dönemini yaşadı(434-453).Hunlar Volga’nın doğusundan,bu günkü Fransa ve Manş denizine kadar olan topraklara hakim oldular.Atilla ilk askeri seferini Bizans üzerine yaptı.Atilla Tunaya ulaşınca Bizans İmparatorluğu barış istedi.Yapılan görüşmelerden sonra Margos barış anlaşması imzalandı.Bu anlaşmaya göre;
*Bizans’ın ödemekte olduğu vergi iki katına çıkacaktı.
*Bizans Hunlara bağlı kavimlerle yardım anlaşmaları yapmayacaktı.
*Hunlardan Bizans ülkesine kaçanlar kabul edilmeyecekti.
*Bizans’ın elinde bulunan Hun esirleri iade edilecekti.
*Hun-Bizans ticari ilişkileri belirli kasabalarda devam edecekti.
Bizans İmparatorluğu, Hun baskısından kurtulabilmek için Hunları içten çökertme politikasını uygulamaya koydu.Hun beylerini Bizans’a davet edip,onları yüksek makamlara getirdi.Bizans Margos anlaşmasının şartlarına uymadı.Bu olaylar üzerine Atilla Bizans’a karşı Balkan seferlerine çıktı.İki balkan seferinden sonra Bizans etkisiz hale getirildi.447 tarihinde imzalanan “Anatolios” anlaşması ile Bizans’ın ödemekte olduğu yıllık vergi üç katına çıkartıldı.Tuna Irmağına beş günlük mesafede bulunan toprakların iki ülke arasında tarafsız bölge olması kararlaştırıldı.
Atilla Bizans İmparatorluğunu etkisiz hale getirdikten sonra Batı Romayı ortadan kaldırmak üzere harekete geçti.Atilla 451 tarihinde Galya(Fransa) seferine çıktı.Batı Roma Ordusu ile Hun ordusu “Katalon”ovasında karşılaştı.Yapılan savaşta iki tarafta ağır kayıplar verdi.Taraflar kesin sonuç alamadan savaş meydanından çekildi.Atilla ordusunu yeniden hazırladıktan sonra 452 yılında “İtalya seferi”ne çıktı.Hun ordusu Alpleri aşarak İtalya’ya girdi.Atilla PO ovası üzerinden Roma’ya doğru ilerlemeye başladı.Batı Roma İmparatorluğu Hunların karşısına ordu çıkartamadı.Batı Roma yöneticileri Papa başkanlığında bir elçilik heyetini barış için Atilla’ya gönderdi.Papa ile Atilla arasında şartları kesin belli olmayan bir anlaşma imzalandı.Atilla bu anlaşmadan sonra Roma’ya girmeden geri döndü.Batı Roma Hunlara boyun eğdi.
Atilla Etzelburg’da Sasanilere karşı sefere hazırlanırken öldü.Atilla’dan sonra sırasıyla oğulları ilek,Dengizik ve İrnek hükümdar oldular.İlek Germenler,Dengizik Bizanslılarla yapılan savaşlarda öldüler.Atilla’nın en küçük oğlu İrnek, Avrupa’da kalamayacaklarını anladı ve Hun boylarını toplayarak Karadeniz’in Kuzeyine döndü. Bu bölgeye gelen Hunlar,Bulgarlar ve Macarların ortaya çıkmalarında etkili oldular.Bazıları da Avarlara katılarak Avrupa’ya tekrar geldiler.
NOT:Avrupa’da kurulan ilk Türk devleti Hunlar’dır.Hunlar’ın Avrupa tarihindeki etkileri orta çağ boyunca devam etmiştir.Hunlar daha sonra Avrupa’ya gelecek Türk boylarına öncülük yapmıştır.Hun kültürü Avrupa’yı etkilemiştir.Avrupalılar “Pantolon”u Hunlar’dan öğrenmiştir.Roma İmparatorluğu Hun askeri düzenini örnek almıştır.

1.Göktürk Devleti(552-630):
Göktürkler anavatanda kurulan Türk devletlerinden birisidir.6.yüzyılda Orta Asya’da bulunan devletlerden birisi Avarlar’dı.Avarlara bağlı olarak yaşayan Türk topluluklarından biriside, Altay dağları çevresinde yaşayan ve demircilikle uğraşan Göktürklerdi(Aşina Boyu).6.yüzyıl ortalarında Göktürkler adlı topluluğun lideri “Bumin”di.Bumin, boyu ile isyan ederek Avar devletini ortadan kaldırdı.552 tarihinde Göktürk devletini kurdu. Göktürklerin merkezi “Ötügen Platosu”idi.Bumin, ülkenin batısının yönetimini kardeşi İstemi’ye verdi.Ülkenin doğusunun yönetimini kendi üzerine aldı.
Ülkenin batısını yöneten İstemi Yabgu, Avarları Kafkasya’ya kadar takip ederek Orta Asya’dan çıkardı.Avarlar Göktürk baskısı ile Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldı.İstemi Yabgu, İpek yolunu ele geçirmek için Akhunlara karşı Sasanilerle ittifak yaptı . Akhunlar, Mavaraünnehir,Tarım havzası ve Afganistan dolaylarında yaşıyorlardı.Akhunlar,doğudan Göktürklerin, batıdan Sasanilerin saldırıları ile yıkıldılar(557).Ceyhun Irmağının doğusundaki Ak Hun toprakları Göktürklerin hakimiyetine girdi.Bir süre sonra Sasaniler İpek yolunu Göktürklere kapattılar.Bu durum üzerine İstemi Yabgu,Sasaniler karşı Bizans İmparatorluğu ile ittifak yaptı.Göktürk Bizans ittifakı Sasanileri zayıflattı.Zayılayan Sasani devleti İslam Ordularına karşı direnemedi ve yıkıldı.Bizans İmparatorluğu Valentinos adlı elçiyi Göktürklere göndermişti.İstemi Yabgu’da Bizansa elçi göndermişti.Bu gelişmeler; Göktürklerin askeri ve siyasi planlarını, ekonomik çıkarlarına göre belirlediklerini gösterir.
Göktürklerin kurucusu Bumin Kağan devletin kurulduğu yıl öldü.Yerine oğlu Mukan Kağan oldu.Mu kan, 1.Göktürk devletinin en başarılı hükümdarıdır.Mukan döneminde; devletin sınırları doğuda Mançurya’dan,batıda Kırıma kadar genişlemiştir.Mukan döneminde ülkenin batısını İstemi yönetmeye devam etti.Türk devlet geleneğinde büyük hükümdar doğuyu yönetirdi.Batıyı yöneten hükümdar doğuya bağlı olurdu.
Mukan 572 yılında öldü.Yerine kardeşi Tapo hükümdar oldu.Tapo Türk karekterine hiç uymayan Budizmi benimsedi.Bu dini halkına benimsetmeye çalıştı.Tapo’nun bu tavrı iç karışıklıkların başlamasına sebep oldu.576 tarihinde batıyı yöneten İstemi öldü ve yerine Tardu geçti.Tardu, Tapo’nun ölümünden sonra hükümdar olan İşbara’yı tanımadığını ilan etti.Bu hareket sonucunda Göktürkler, doğu ve batı olarak ikiye ayrıldılar(581).Göktürklerin parçalanmasında çinin yıkıcı politikası etkili olmuştur.Göktürk hükümdarlarının Çinli Prenseslerle evlenmeleri, Çinin içten çökertme politikasına zemin hazırlamıştır.Hun ve Göktürk hükümdarları komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmek için komşu ülkelerin hanedanlarından kız almışlar ve kız vermişlerdir.Bu gelenek Çinin, Türk beylerini birbirine düşürmesine ve Türk devletini iç karışıklıklar çıkartarak yıkmasına fırsat vermiştir.
Göktürkler doğu ve batı olarak ikiye ayrıldıktan sonra siyasi güçlerini kaybettiler.Bu durumdan yararlanan Çin doğu Göktürklerini denetim altına aldı.Çinliler Kimin Kağana Çin dilini,dinini ve geleneklerini kabul ettirdiler.Çin Türklere Milli benliklerini unutturmak istiyordu.Doğu Göktürklerini Çin denetiminden çıkartmak için Şi-pi ve Kie-li adlı kağanlar etkili mücadelede bulundular.Ancak Çinin Göktürk hanedanı içerisinden taraftar bulması bu mücadelenin olumlu sonuçlanmasını engelledi. Kie-li Kağanın Çinlilere esir düşmesi ile doğu Göktürk devleti yıkıldı(630)
Batı Göktürk hükümdarı Tardu ,Göktürk birliğini tekrar kurmak için çok sert bir politika izledi.Bu politika iç mücadeleyi daha da yoğunlaştırdı.Tardu’dan sonra Kağan olanlar iç mücadeleyi önleyemediler.Sonunda Batı Göktürkleri de, 659 tarihinde Çin tarafından tamamen ortadan kaldırıldı.
NOT:Göktürkler Milli adımızla kurulan ilk Türk devletidir.Hun hükümdarı Mete Han’dan sonra Türk boylarını ikinci defa tek bayrak altında toplamışlardır.İslamiyet’ten önce kurulan Türk devletleri içerisinde toprak genişliği bakımından en büyük olanıdır.Batı Türkistan’ı Göktürkler Türkleştirmiştir.Yıkılmalarının en önemli sebebi hanedan üyeleri arasında yaşanan iç mücadelelerdir.

2.Göktürk(Kutluk)Devleti(682-6-745):
1.Göktürk devletinin yıkılmasından sonra Türk boyları elli yıl süre ile Çin esaretinde yaşadı.Çin Orta Asya’da yaşayan Türk boylarını zorla, Çin topraklarına götürdü.Çin Türk boylarından göçebe olanları yerleşik hayata geçmeye zorladı.Yerleşik olan Türkleri ise dağlara sürdü.Türkleri; Çin dinini,Örf ve adetlerini,dilini benimsemeye zorladı.Çin baskısı ve zulmü Türklerin bağımsızlık duygularını harekete geçirdi.Çine karşı ilk ihtilal girişimini Asena Ailesinden Kürşad başlattı.Kürşad Çin İmparatorunu rehin alıp Türkleri serbest bıraktırmayı amaçlayan bir plan hazırladı.Kürşad bu plan doğrultusunda Çin İmparatorunun sarayını bastı.Ancak başarılı olamadı.39 arkadaşı ile birlikte kahramanca savaşarak öldü.Kürşad’ın yaktığı bağımsızlık ateşi bütün Türk boylarını etkiledi.Bir süre sonra yine Asena ailesinden Kutluk adlı bir lider, Çine karşı bağımsızlık savaşı başlattı.Kutluk yardımcısı Tonyukuk ile birlikte Türkleri Çin esaretinden kurtardı ve 2.Göktürk devletini kurdu.
Kutluk 682-692 tarihleri arasında İlteriş(Devleti derleyen toparlayan)ünvanı ile hükümdarlık yaptı.Yardımcısı Ünlü devlet adamı Tonyukuktu.Kutluk Çine karşı 47 sefer yaptı.Hepsinde başarılı oldu.Türk boylarını tekrar anavatana yerleştirdi.
Kutluktan sonra Kardeşi Kapgan kağan oldu.Kapgan’da Çin’le mücadelesini sürdürdü.692-698 tarihleri arasında Türk birliğini tekrar kurdu.Ancak Türk boylarına çok sert davranması Oğuzlar tarafından öldürülmesine sebep oldu.
Kapgan öldükten sonra İnel Kağan oldu.İnel ülkedeki iç karışıklıkları önleyemedi.Bunun üzerine Kutluk’un oğulları,Kültiğin ve Bilge yönetime el koydular.Bilge Hakan oldu.Kültigin ordu komutanlığını üstlendi.Bilge Kağan 2.Göktürklerin en başarılı hükümdarıdır.Bilge iç karışıklıklara ve isyanlara kısa sürede son verdi.Çine karşı yaptığı seferlerde başarılı oldu.Halkının ekonomik durumunu iyileştirdi.Bilge,Kültigin ve Tonyukuk üçlüsü Göktürkleri başarıdan başarıya koşturdu.Çin kaynaklarında bu Türk liderleri hakkında şu açıklamalar yer alır. “Göktürklerin ne zaman ne yapacakları bilinmez.Bilge kağan iyidir,Milletini sever,Türklerde ondan memnundur.Kültigin savaş sanatının ustasıdır,ona karşı koyacak kuvvet,güç bulunur.Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir.İşte şimdi bu üç Türk aynı anlayışta olarak bir aradadır...”
Bilge kağanın ölümünden sonra iç karışıklıklar başladı.Bu iç karışıklıklarda, Çinin yıkıcı politikası etkili oldu.Sonunda Karluk,Basmil ve Uygur boyları ayaklanarak, 2.Göktürk devletine son verdiler.Ozamış kağanın öldürülmesi ile 2.Göktürkler sona erdi.
NOT:2.Göktürkler, Türk tarihinin yazılı dönemini başlatmışlardır.Tonyukuk,Bilge Kağan ve Kültigin adına dikilen Orhun anıtları 2.Göktürklerden kalmadır.




Uygurlar(745-840):
Uygurlar Hunlar devrinden beri varlığı bilinen bir Türk boyudur.Uygurlar,Basmil ve Karluk boyları ile birlikte 2.Göktürk devletini ortadan kaldırdılar.Ötügen’e hakim olarak Uygur devletini kurdular.Kurucuları, Kutluk Bilge Kül Kağan’dır.
Uygurların ikinci kağanı Moyençur, Karabalgasun(Ordu balık) şehrini kurarak başkent yapmıştır.Karabalgasun şehrinin kurulması ile Uygurların yerleşik hayata geçme süreçleri başlamıştır.
Uygur devletinin kurulmasından kısa süre sonra(751) Çinlilerle Müslümanlar arasında “Talas” savaşı yaşandı.Bu savaşı Karluk Türklerinin desteği sayesinde.Müslümanlar kazandı.Çin bu yenilgiden sonra Orta Asya’ya egemen olma politikasını terk etti.Uygurlar diğer Türk devletleri gibi Çin tehdidi ile karşılaşmadı.Uygurlar Çin devleti ile yakın ekonomik ve kültürel ilişkiler kurdular.Çin tehdidinin azalması Uygurların yerleşik hayata geçmesini kolaylaştırdı.Göktürk hükümdarı Bilge kağan yerleşik hayata geçmeyi teklif etmiş yardımcısı Tonyukuk Çin tehdidini gerekçe göstererek bu teklife karşı çıkmıştı.Tonyukuk Türklerin Çinlilere göre sayıca az olduklarını,yerleşik hayatın Türklerin savaşçılığını azaltacağını,bu durumdan yararlanacak Çin ordularının Türkleri kuşatıp esir edeceklerini açıklamıştı.Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi Çin tehdidi Türklerin yerleşik hayata geçmelerini geciktirmiştir.Çinin Orta Asya’dan çekilmesi, Uygurların Tarım havzasını ele geçirip yerleşik hayata geçmelerini kolaylaştırmıştır.
Uygurların en başarılı hükümdarları Böğü Kağan’dır.Böğü Kağan Çin’de nüfuz kazanabilmek için Tibetlilere karşı Çini destekledi.Böğü Kağan Çin seferi dönüşünde Mani dininin rahipleri ile tanıştı.Bu dini tanıyarak benimsedi.Daha sonrada bir tapınak yaptırarak Uygur halkına benimsetti.Mani dini; Hırıstıyanlık,Zerdüşlük ve Budizm dinlerinin karışımı ile ortaya çıkmıştır.Mani dini canlı öldürmeyi ve et yemeyi yasaklıyordu.İnsanların bitkisel gıdalarla beslenmesini istiyordu.Uygurlar Mani dinini kendi sosyal yapılarına uydurarak benimsedi.Mani kitaplarını Uygur diline çevirdiler.Mani dininin benimsenmesi Uygurların yerleşik hayata geçmesini hızlandırdı.Savaşçılık özelliklerini zayıflattı.Uygurların tapınak yapmalarında ,Resim ve Heykel sanatlarında gelişme göstermelerinde Mani dininin önemli etkisi olmuştur.
Böğü Kağandan sonra iş başına gelen Uygur kağanları başarılı olamadılar.İç karışıklıklar başladı.839 tarihinde görülen kuraklık ve sert kış Uygurları ekonomik alanda zayıflattı.Bu durumdan yararlanan Kırgızlar 840 tarihinde ani bir saldırı ile Uygur devletini yıktılar.Kırgızlar Uygurları Ötügen’den uzaklaştırdı.Uygurlar güneye doğru göç ederek, Çinin kuzeyindeki Kansu ve Doğu Türkistan bölgelerine yerleştiler.Bir süre sonrada Kansu(Sarı Uygur) ve Turfan(D.Türkistan) Uygur devletlerini kurdular.

Kansu(Sarı) Uygur Devleti:
Kırgız katliamından kaçan Uygurların bir kolu Çin’deki Kan su bölgesine yerleşti.Kan su İpek yolu üzerinde bulunuyordu.Uygurlar bu bölgede tamamen yerleşik hayata geçtiler.Çin devleti ile yakın ticari ve kültürel ilişkiler kurdular.Çin’le kurulan iletişimin sonucu olarak Budizm’i benimsediler.Uygarlıkta ilerlediler.Siyasal ve askeri alanda önemli bir rolleri olmadı.Kan su Uygurlarına Moğol İmparatoru Cengiz son verdi(1226).Sarı Uygurlar bugünde Çin sınırlarında yaşarlar.

Doğu Türkistan Uygur Devleti(Turfan Uygurları):
Kırgız katliamından kaçan Uygurların bir kolu da zengin ticaret merkezlerinin bulunduğu doğu Türkistan bölgesine yerleşti.Burada Turfan,Hami,Kuça,Karaşar gibi önemli şehirler vardı.911 tarihinde tam bağımsızlıklarını kazandılar.Doğu Türkistan toprakları tarıma elverişliydi.İpek yolu buradan geçiyordu.Uygurlar bu coğrafi konum sayesinde ekonomik alanda zenginleştiler.Ticaret yolları üzerinde bulunmaları;Çin, Hind ve ön Asya uygarlıkları ile iletişim kurmalarına sebep oldu.Bu durum uygarlıkta ilerlemelerine sebep oldu.Turfan Uygurları da Budizm’i benimsedi.Turfan Uygur devletine 1209 tarihinde Moğol İmparatoru Cengiz son verdi.Bu olayla Uygurların siyasal hayatları bitmiştir.Ancak Kültürel rolleri devam etmiştir.Uygurlar günümüze kadar varlığını sürdüren bir Türk boyudur.Günümüzde Çin sınırları içinde “Şensi” adlı Eyalette yaşarlar.Merkezleri Urumçi’dir.

Uygurların Önemli Rolleri:
*Yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur.
*Gök tanrı dini dışında,Mani ve Budizm dinlerini de benimsemişlerdir.
*18 Harfli yeni bir Alfabe kullanmışlardır(Uygur Alfabesi).
*Uygurlar yerleşik medeniyetin bütün unsurlarını geliştirmişlerdir.İslamiyet’ten önce Anavatanda kurulan devletler içerisinde, uygarlıkta en ileri seviyeye çıkan Türk devleti olmuşlardır.
*Uygurlar Moğolların Türkleşmesinde etkili olmuşlardır.Moğol İmparatoru Cengiz devlet teşkilatını Uygur Türklerine kurdurmuştu.Resmi dil olarak da Uygurca’yı benimsemişti.Moğollar Uygur Alfabesini kullanmışlardı.Bu olay Moğolların Türkleşmesinde ve Türk kültürünün yayılmasında etkili oldu.Uygurlar her alanda Moğollara yol gösterici oldular.
*Uygurlar 13.yy sonlarında İslamiyet’i benimsediler.İslamiyet’i Çin’de yaydılar.
*Bazı tarihçilere göre, dünyada Matbaayı İlk Kullananlar Uygurlardır.
NOT:Uygurları diğer Türk devletlerinden ayıran en önemli özellik yerleşik hayata geçmiş olmalarıdır.


Diğer Türk Devletleri Ve Toplulukları:
Kırgızlar:
Kırgızların ilk yurtları Baykal gölünün batısında,İrtiş ve Yenisey ırmakları arasındaki topraklardır.Kırgızlar Türklerin tarihi en eski boylarından birisidir.Kırgızlar uzun süre Hun,Göktürk ve Uygur devletlerine bağlı olarak yaşadılar.840 tarihinde Uygur devletine son vererek bağımsızlıklarını kazandılar.Türklerin kutlu yurt adını verdikleri Ötügene hakim oldular.Ancak Kırgız devleti uzun ömürlü olmadı.Kitanlar Kırgızları yenerek eski yurtlarına göç etmek zorunda bıraktılar.Bu olaydan sonra Kırgızların tarihi Moğol toplulukları ile mücadele içinde geçti.Kırgızlar Moğolların baskısı ile batıya doğru göç ederek Tanrı dağları çevresindeki yurtlarına gelip yerleştiler(13.yy).Kırgızlar, 1207 tarihinde Cengiz İmparatorluğuna katılarak siyasi etkinliklerini kaybettiler. Kırgızistan toprakları XIX.Yüzyılın ilk yarısında, Rusya tarafından işgal edildi.Kırgız hanlıkları ortadan kalktı.Rusya Kırgız topraklarına Rus göçmenleri getirip yerleştirdi.Kırgızlar Rus esaretinden kurtulmak için, 1916 tarihinde “Milli İsyan”denilen bağımsızlık hareketini başlattılar.Ancak isyan Ruslar tarafından bastırıldı.Kırgız nüfusunun %30’u öldürüldü.Kırgızların bir kısmıda komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.Kırgızlar Sovyet Rusya’nın 1991 tarihinde dağılması üzerine bağımsızlıklarını ilan ettiler.Başkenti Bişkek olan Kırgızistan Cumhuriyetini kurdular.
NOT:Manas destanı Kırgızlardan kalmadır.Bu destan, Kırgız-Moğol mücadelesinden doğmuştur.Dünyanın en uzun destanıdır.

Akhunlar(350-557):
Hunların bir kolu Maveraünnehir ve Afganistan sahasına inerek Akhunn devletini kurmuşlardır.Bu devlete yönetici hanedanın adından dolayı Eftalitlerde denir.Akhunların siyasal hayatları Sasanilerle mücadele içinde geçmiştir.Bu mücadelenin ana sebebi her iki devletinde İpek yoluna hakim olmak istemesidir.Akhunların en başarılı hükümdarı Kün Han’dır.Akhunlar Sasani ülkesinde çıkan Mazdek isyanının bastırılması için bu devlete askeri yardım yapmışlardır.İsyanı Akhun ordusu bastırmıştır.Bu olaydan sonra Sasaniler üzerinde Akhun nüfuzu artmıştır.
İpek yolunu ele geçirmek isteyen Göktürkler ve Sasaniler Akhunlara karşı ittifak yaptılar.Bu olay sonucunda Akhun devleti yıkıldı.Akhun topraklarını Göktürkler ve Sasaniler paylaştılar.
NOT:Akhunları tarım havzası,Maveraünnehir,Afganistan ve Kuzey Hindistan topraklarında Türk kültür ve uygarlığını yaymışlarıdır.İleride bu topraklarda kurulacak Türk devletlerinin temellerini oluşturmuşlardır.



Türgişler(630-766):
Türgişlerin yurtları Talas ve Çu ırmakları ile Isık Göl dolaylarıdır.Türgişler batı Göktürklerine bağlı on boydan birisidir(On Oklar).Batı Göktürk devleti yıkılınca batı Türkistan’da hakimiyet kurdular.Batı Türkistan da yaşayan Türk boylarını tek çatı altında birleştirdiler.
Türgişler Ceyhun’u geçen İslam ordularını Türkistan’da karşılayan ilk Türk devletidir. Türgişlerin siyasal hayatları İslam orduları ile savaş içerisinde geçmiştir.Türgiş Hakanı Sulu Kağan Emevi İslam ordularını Maveraünnehirden çıkarmıştır.Sulu Türgişlerin en başarılı hükümdarıdır.Türgişler Türkistan’ın İslam orduları tarafından istila edilmesini önlemişlerdir.Türgişlerin önemli tarihi rollerinden biriside batı Türkistan’da tam yerleşik hayatı başlatmalarıdır.Türgişlerin siyasal varlığına Karluklar son verdiler.

Karluklar:
Karluklar kara İrtiş Irmağı boylarında yaşayan,Göktürklere bağlı bir boydu.Karluklar 2.Göktürk devletine karşı,Uygur ve Basmil boyları ile birlikte İsyan ettiler.Göktürklerin yıkılışında etkili oldular.Göktürklerin yıkılmasından sonra müttefikleri Uygurlarla anlaşmazlığa düştüler.Karluklar Uygurlara yenildiler ve batıya doğru göç etmek zorunda kaldılar.Batı Türkistan da yeni bir yurt tuttular.Talas savaşında Müslümanların yanında yer alarak Çinlilerin yenilmesini sağladılar(751).Talas savaşından sonra İslamiyet’i benimseyen ilk Türk boyu oldular.Türklerin Müslüman olmasında öncülük yaptılar.Karluklar 766 tarihinde Türgiş devletine sonverdiler.840 tarihinde kurulan Karahanlı devletinin temel halk kitlesini oluşturdular.Karluklar; B.Selçuklu sultanı Sancarla Karahıtaylar arasında yaşanan Katvan Savaşında,Karahıtayların safında yeraldılar.Bu savaşı selçuklular kaybettiler.Karluklar 13.Yüzyılda Moğolların hakimiyeti altına girdi.Bu olaydan sonra etkinliklerini kaybettiler. Günümüzde Tacikistan’da Karluk adlı küçük bir gurup yaşamaktadır.

Sibirler(Sabarlar-Sabirler):
Sibirler Avar devletinin Orta Asya’da hakimiyet kurduğu dönemde,ısık Göl dolaylarında yaşıyordu.Bu Türk boyu 5.yüzyılda Avarların baskısı ile Kuzey Kafkasya’ya göç ederek,İdil ve Yayık nehirleri arasındaki topraklara yerleştiler.Sabirler hükümdarları “Balak” idaresinde, Bizans ve Sasani devletlerine karşı önemli başarılar elde ettiler.Bir süre sonra Bizans’a karşı Sasanilerle ittifak yaptılar.Kafkasya üzerinden Anadolu’ya girdiler(516). Sabirler Hunlardan sonra Anadolu’ya akın yapan ikinci Türk kavimi olarak tarihe geçtiler.Bizans ve Avar saldırıları sonunda dağıldılar.Daha sonra Hazarlara katılarak, Hazar devletinin kuruluşunda etkili oldular.Sabir devletinde, cesareti ve güzelliği ile ünlü olan Boğarık adlı bir kadın hükümdarda görev yapmıştır.
Sibirya adı Sabirler’den kalmadır.Sibirler kuzey Kafkasya’nın Türkleşmesinde etkili oldular.Bizans kaynaklarında Sibirlerin, üstün silahlara sahip oldukları anlatılır.

Hazarlar(630-968):
Hazarlar, Göktürk devletine bağlı Türk boylarından birisiydiler.Hazar denizi çevresinde yaşıyorlardı. 1.Göktürk devleti yıkıldıktan sonra bağımsız devlet kurdular. Başkentleri 8.yy başlarında İdil nehrinin Hazar denizine döküldüğü bölgedeki Hanbalık(İdil) şehri idi.Hazar devleti zaman içerisinde sınırlarını Tuna nehrine kadar genişletti.Doğu Avrupa’da yaşayan milletlerin tarihleri üzerinde önemli tesirleri oldu.
Hazarlar, Hz.Osman döneminde Kafkasya’ya giren İslam orduları ile mücadele ettiler.Müslüman-Hazar çatışması Emeviler yıkılana kadar devam etti.Hazarlar Müslümanlara karşı Bizans İmparatorluğu ile ittifak kurdular.Müslümanların Kafkasya’ya hakim olmalarını engellediler.Hazarlar Kuzey Kafkasya’da yaşayan Bulgar devletine son verdiler(665). Bulgarları,Tuna ve İdil boylarına göç etmek zorunda kaldılar.
Hazarların 8.ve 9.yy da sağladıkları istikrar dönemi “Hazar barış çağı” olarak adlandırılır.Hazar egemenliğinde yaşayan milletler barışa ve huzura kavuşmuştur.Bölgede oluşturulan barış ve istikrar uygarlığın gelişmesine sebep olmuştur.
Hazarlar dini hoşgörüleri ile tanınırlar.Hazar ülkesinde İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik,Budizm ve Gök tanrı dinleri serbestçe yayılmıştır.Bu olay Hazar devletinin din ve vicdan hürriyetine verdiği önemi gösterir.Hazarlar Uygurlardan sonra yerleşik hayata geçen ikinci Türk devletidir.Hazar ülkesi ticaret yolları üzerinde bulunuyordu.Bu olay, Hazarların farklı uygarlıklarla iletişim kurmasına ve uygarlıkta ilerlemelerine sebep oldu.Hazarların hanedan çevresi Musevilik dinini benimsemişti.Bugün Rusya’da yaşayan Museviler(Karaimler) Hazar kökenlidir. Hazar devleti ilk Türk devletleri içinde ordusu paralı olan tek Türk devletidir.
Hazarlar 9.yy da başlayan Peçenek saldırıları sonucunda güçten düştüler.Peçenek saldırıları ticaret yollarını olumsuz yönde etkiledi.Hazar ekonomisi zayıfladı.Paralı ordu dağıldı.Bu durumdan yararlanan Ruslar Hazar devletine son verdiler(968).Yıkılmalarında ordularının milli olmaması etkili oldu.
Hazarlar, Kuzey Kafkasya’nın Türkleşmesinde etkili oldular.Ruslar devlet teşkilatı kurmayı hazarlardan öğrendiler.İlk Rus hükümdarları “Han Unvanı” taşıyorlardı.Bugün Hazar adı ,Hazar denizinde yaşamaktadır.

Avarlar:
Orta Asya’da Hunlar’dan sonra, 4.yy da devlet kuran bir Türk boyudur.Bu Türk boyuna;Çinliler Juan Juan,Göktürkler Apar,Avrupalılar Avar adını verirler.Orta Asya’da kurulan Avar devletine Bumin idaresinde ayaklanan Göktürkler son verdiler(552).
Göktürkler Avarları Avrupa’ya göç etmek zorunda bıraktı.Avarlar 6.yy sonlarında günümüzdeki Romanya ve Macaristan’a hakim olarak yeni bir devlet kurdular.Balkanlar üzerinde Bizans İmparatorluğu ile mücadele ettiler.Bizansı yıllık vergiye bağladılar.Avarlar Bizans’ın başkenti İstanbul’u ,619 ve 626 tarihlerinde iki defa kuşattılar,ancak fetih edemediler.Kuşatmaya, Avarlarla ittifak yapan Sasaniler de katıldı.Avrupa Avar devletinin en başarılı hükümdarı “Bayan Han”dır. 7.yy da Avar devletinin sınırları;Fransa sınırından ,Karadeniz’in kuzeyine,İtalya’dan Polonya’ya kadar uzanıyordu.
Avarlar, 7.ve 8.yy da Avrupa’nın en güçlü devleti konumuna yükseldiler.Avarlar Karadeniz’in Kuzeyinde yaşayan Slavları Tuna boylarına getirip yerleştirdiler.Doğu Avrupa’nın Slavlaşmasına sebep oldular.Avarlar 8.yy da güçten düşmeye başladılar.Avar boyları arasında hırıstiyanlık yayılmaya başladı.Bu olay Avar boyları arasında iç mücadelelere sebep oldu.Avar devletine Franklar son verdi(805).
Avarlar doğu Avrupada yaşayan;Macar,Hırvat,Arnavut,Romen,Bulgar vb.topluluklar üzerinde kültürel izler bırakmışlardır.Slavların basit kabile hayatından devlet hayatına geçmeleri Avar egemenliğinden sonra olmuştur.
Bugün Kafkaslarda küçük bir Avar topluluğu yaşamaktadır.
NOT:Avarlar, hem Avrupa’da, hem de Asya da devlet kurmuşlardır.İstanbul’u tarihte kuşatan ilk Türk devletidirler.

Bulgarlar:
Bulgarlar;Kuzey Kafkasya’da Ogur ve Hun Türklerinin karışması sonucunda oluşan bir topluluktur.Birinci Göktürk devletinin yıkılması üzerine Kubrat adlı bir lider, Bulgar devletini kurdu(630).Kubratın ölümünden sonra Hazarlar Bulgar devletine son verdiler.Bulgarların bir kolu Tuna boylarına göç etti.Diğer bir Bulgar grubu ise İdil ırmağının orta yatağına göç ettiler.


Tuna Bulgarları:
Tuna boylarına göç eden Bulgarlar Asparuh liderliğinde yeni bir devlet kurdular.Bizans’la mücadele ederek Trakya’ya hakim oldular.Bizans devletine üstünlük sağladılar.En başarılı hükümdarları Kurum handır.Bulgarlarda İstanbul’u kuşatmış ancak alamamışlardır.Bulgarların nüfusları azdı.Bu durum 9.yüzyılda egemenlikleri altındaki Slav milletleri arasında karışıp benliklerini kaybetmelerine sebep oldu.Bulgarlar Hıristiyanlığı benimsediler. Hıristiyanlığı benimseyen ilk Bulgar hükümdarı Boris Han oldu(864).Bulgarlar zaman içinde Türklük özelliklerini tamamen kaybettiler.
Bulgaristan 14.yy da Osmanlı egemenliğine girdi.Anadolu’dan oğuz Türkleri Bulgaristan’a götürülüp yerleştirildi.Bulgaristan 1908 tarihine kadar Osmanlı yönetiminde kaldı.Bugün Bulgaristan’da nüfusun % 10 Türk’tür.Bulgar dilinde dokuz bin Türkçe kelime bulunmaktadır.Bulgaristan Türk kültürünün derin izleri bulunan bir ülkedir.

İdil Bulgarları:
Hazar baskısı sonucunda kuzeye doğru göç eden bulgurlar, İdil Bulgar devletini kurdu.İdil Bulgarlarının başkenti Bulgar şehriydi.İdil Bulgarları yerleşik hayata geçtiler.Ticarete önem verdiler.Bu sayede zenginleştiler ve farklı uygarlıkları tanıdılar.10.yy da İslamiyet’i benimsediler.Bazı tarihçilere göre Müslüman olan ilk Türk devleti idil Bulgarlarıdır.İlk Müslüman olan hükümdarları Almış Han’dır.
İdil Bulgar devletini 1236 tarihinde Moğol hükümdarı Batu han ortadan kaldırdı.Bulgarlar 15.yy kadar Türk-Moğol devleti olan Altın ordu egemenliğinde kaldı.Altın ordu devleti dağılınca Kazan hanlığını oluşturdular.Kazan hanlığı Rus saldırıları sonucu 1552 tarihinde yıkıldı.İdil Bulgarları Rus egemenliğine girdiler.Bugün Rusya içinde yer alan Tataristan Cumhuriyetinde yaşarlar.
NOT:Karadeniz’in Kuzeyinden Avrupa’ya göç eden Türk boylarının çoğu benliğini kaybetmiştir.İdil Bulgarları ise benliklerini korumayı başarmışlardır.Bu olay İslamiyet’i benimsemelerinden kaynaklanmıştır.

Macarlar:
Macarların ilk yurtları Ural dağları bölgesidir.Bu Türk boyu;Ogur,Ugor ve Hunların karışması ile ortaya çıkmıştır.Macarlar,7.ve 9.yüzyıllar arasında Hazarlara bağlı olarak yaşadılar. Macarlar ,9.yüzyılda Peçeneklerin baskısı ile orta Avrupa’ya göç ettiler.Macarlar Liderleri Arpat idaresinde Şu anki yurtlarına yerleştiler.Orta Avrupa’da güçlü bir devlet kurdular.
Macarlar X.yy sonlarına kadar Türklük özelliklerini korudular.Bu yüzyılın sonlarına doğru Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebini benimsediler.Bu olaydan sonra Kültürleri değişime uğradı.Kültürel benliklerini kaybettiler.Ancak Başka kavimler arasında erimediler.Bu olayın gerçekleşmesinde Macaristan’a, doğudan yeni Türk boylarının gelip yerleşmesi etkili oldu.
Macarlar Avrupa tarihinde önemli roller oynadılar.Slavlar ve Jermenler arasında denge unsuru oldular.Jermenlerin doğu Avrupa’ya,Slavların ise batı Avrupa’ya doğru yayılmalarını önlediler.Macarlar, 1526-1683 tarihleri arasında Osmanlı egemenliğinde yaşadılar.
Macar dilinde ve yer adlarında çok sayıda, Türkçe kelime ve isim bulunur.Arpa,Alma(Elma),Bor(Şarap),Ökür(Öküz).Tanı(Tanık) vs.

Peçenekler:
Peçenekler,Kumanların baskısı yüzünden Aralın doğusundaki yurtlarından göç edip Karadenizin kuzeyini işgal etmişlerdir(IX.yy ortaları).Boy teşkilatını aşıp, devlet kuramamışlardır.Peçenekler, Ruslarla mücadele etmişler ve Rusların Karadenize inmelerini önlemişlerdir.Macarları Orta Avrupa’ya göç etmek zorunda bırakmışlardır.
Peçenekler,XI.yy da doğudan gelen Uzların(Oğuzlar)baskısı sonucu Balkanlara indiler.Bizans İmparatorluğu ile mücadeleye girdiler.Edirne yakınlarına kadar ilerlediler.Peçenekler,Türk tarihinin de ilk donanma oluşturan Çaka beyle, İstanbul un fethi için ittifak kurdular.Bizans,Peçenek-Çaka ittifakına karşı,bir diğer Türk boyu Kumanlarla anlaştı.Kumanlar 1091 tarihinde ani bir saldırı ile Meriç vadisinde bulunan Peçenekleri katlettiler.Katliamdan kurtulanlar balkanlarda dağıldılar.Peçeneklerin önemli bir kolu da Macaristan’a göç etti.Hayatta kalan Peçenekler Hıristiyanlığı benimseyip benliklerini kaybettiler.
NOT:Malazgirt savaşına gelen Bizans ordusunda Peçenek kökenli askerlerde vardı.Savaş sırasında Peçenekler Bizans ordusundan ayrıldılar ve Selçuklu ordusuna katıldılar.Bu olay Peçeneklerin milli şuura sahip olduklarını gösterir.


Kumanlar(Kıpçaklar):
Kumanlar,Oğuzlardan sonra ikinci kalabalık Türk boyudur.İlk yurtları,İrtiş ırmağı ve Balkaş gölü arasındaki topraklardır..X.yy sonlarında Karahıtaylar adlı Moğol topluluğunun baskısı sonucunda batıya doğru göç ettiler.Karadenizin kuzeyindeki toprakları hakimiyetleri altına aldılar.Hazar denizinden Tuna ırmağına kadar olan topraklara yerleştiler.Kumanlar Rus Kinezlikleri(Beylik) ile mücadele ettiler.Rusların güçlenmelerini önlediler.Bizans devletinin kışkırtması sonucu Peçenekleri Meriç vadisinde imha ettiler.Kumanlar büyük bir nüfusa sahip oldukları için, siyasi ve kültürel varlıklarını daha uzun süre devam ettirmeyi başardılar.Bugün dahi İrtiş ve Balkaş gölü arasındaki topraklara Kıpçak bozkırları adı verilir.
Kıpçakların siyasi varlığına 1239 tarihinde Moğollar son verdi.Moğollar Kumanların yönetici kadrolarını yok ettiler.Moğol katliamından kaçan kuman boyları,Macaristan,Romanya,Gürcistan gibi ülkelere göç ettiler.Bu ülkelerde Hıristiyanlaşıp benliklerini kaybettiler.
Kumanlar Moğolların kurduğu Altınordu devletinin Türkleşmesini sağladılar.Bölgeye gelen Moğollar Kumanlar içinde eridi.Kumanlar Altınordu devleti zamanında Müslüman oldular.Altınordu devleti yıkıldıktan sonra çok sayıda hanlık kurdular.Bunların en önemlisi kırım hanlığıdır.Bugünkü Rusya devletinde yaşayan Türklerin çoğunluğu kuman kökenlidir.
Kuman kökenli askerler Mısırda hakimiyet kuran Eyyubi devletinin ordusunda görev yaptılar.Bu askerler 1250 tarihinde Eyyubi devletine son vererek Memluk devletini kurdular.Kumanlar doğu Avrupa da yaşayan devlet ve milletlerin tarihlerinde önemli roller oynamışlardır.

Oğuzlar:
Oğuzlar,Türklerin en kalabalık boyudur.Adları,Ok(Kabile-Boy) ve Uz(Çoğul eki) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.Kabileler boylar manasına gelir.Oğuzlar Göktürk devletinin dayandığı en önemli Türk boyu idi.Oğuzlar Göktürk devleti yıkıldıktan sonra doğudaki yurtlarından Aral gölü çevresine göç ettiler. X.yy da Oğuz Yabgu devletini kurdular.Başkentleri Yeni kent adlı şehirdi.Oğuzlar 24 boydan oluşuyorlardı.
Oğuzlar bu bölgede Kıpçaklarla mücadele ettiler.Bu mücadeleler Dede Korkut hikayelerinin doğmasına sebep oldu.Oğuzlar 960 tarihlerinde Müslüman olmaya başladılar.Müslüman olmalarında Subaşı(Ordu komutanı) Selçuk bey öncülük yaptı.
Oğuz Yabgu devleti 11.yy da yıkıldı.Oğuzlardan bir topluluk Kuman baskısı sonucu Avrupa’ya göç etti.Bizanslılar bu topluluğa Uzlar adını verdi.Uzlar Bizanslılar ve Peçeneklerle mücadele ettiler.Ancak kısa süre sonra balkanlarda dağıldılar.Onlardan günümüze Moldovada yaşayan ve “Gagavuzlar-Gök oğuzlar” adı verilen küçük bir topluluk kalmıştır.Gagavuzlar Hıristiyan olmalarına rağmen benliklerini korumuşlardır.Geriye kalan oğuz boyları 11.yy da İslam dünyasına yöneldiler. Tuğrul ve Çağrı adlı Oğuz beyleri Gaznelileri, Dandanakan savaşında yenerek Büyük Selçuklu devletini kurdular.Kısa süre içinde İslam dünyasına hakim oldular.Malazgirt savaşı ile Anadolu’yu fetih ettiler.
Oğuzlar 11.yy dan günümüze kadar çok sayıda devlet kurdular.Büyük Selçuklular,Türkiye,Irak,Suriye ve Kirman Selçukluları,Selçuklu Atabeylikleri, Harzemşahlar,Akkoyunlular,Karakoyunlular,Safeviler,Osmanlı devleti Tarihte Oğuzların kurduğu devletlerdir.Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti,Azerbaycan ve Türkmenistan devletlerinin halkı oğuz kökenlidir.İran,Irak,Suriye,Kıbrıs ve Balkanlarda yaşayan Türklerde Oğuz kökenlidir.

Başkurtlar(Başkırtlar):
Başkurtlar V.yy da Orta Asyadan göç ederek Ural dağları bölgesine yerleşmişlerdir.Başkırtlar Çok sayıda Türk topluluğu karışmıştır.Siyasal alanda etkili bir Türk Topluluğu değildirler.Tarihlerinin önemli bir kısmı Moğol,Altınordu ve Rus egemenliği altında geçmiştir.Başkurtlar günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır.Rusya içinde özerk bir Cumhuriyete sahiptirler.Başkentleri Ufa şehridir.

Kimekler:
Kimekler VII.yy da Altay dağlarının kuzeybatısı ve İrtiş ırmağının orta bölgeleri arasında Göktürklere bağlı olarak yaşıyorlardı.Bu kavim Göktürkler yıkıldıktan sonra bağımsızlıklarına kavuştular.Kimekler, X.yy da Kitanların önünden batıya yürüyen Türk boylarının baskısı ile Ural dağlarının güney bölgelerine geldiler. 11.yy da Güçlenen Kıpçakların hakimiyetine girdiler.Önemli bir güç olmaktan çıktılar.


Çuvaşlar:
Çuvaşlar İskitler döneminde Ural dağları bölgesine göç ettiler.Dilleri Türkçenin en eski lehçesidir.Günümüzde Rusya’da yaşarlar.

Yakutlar(Sakalar):
İskitlerden kalma bir topluluktur.Asya’nın Kuzeydoğusunda yer alan Mançuryada yaşarlar.Eski Türk dini inancını halen korurlar.Çuvaşlar gibi Türkçe’nin en eski lehçelerinden birisini konuşurlar.
NOT:Türk boylarının Avrupa’ya göçleri IV. Ve XI.yy arasında devam etti. Avrupa’ya; Hunlar,Avarlar,Macarlar,Bulgarlar,Hazarlar,Sabirler,Kumanlar,Peçenekler,Uzlar,Başkurtlar,Çuvaşlar ve İskitler adlı Türk toplulukları göç ettiler.Bu Türk topluluklarının çoğunluğu benliğini kaybetti.Bu durum Avrupa’ya yapılan göçlerin Türk milletini olumsuz yönde etkilediğini gösterir.Türk Boylarının benliklerini kaybetmelerinin sebepleri şunlardır:
*Az bir nüfusla çok geniş toprakları hakimiyetleri altına almaları,
*Göçlerin belirli aralıklarla yapılması,
*Hıristiyanlık dinini benimsemeleri ,
*Milli şuura değil de boy şuuruna sahip olmaları ve Göçebe olmaları



İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK
Toplum Yapısı:

Türkler yarı göçebe hayat sürmüşlerdir. Türk toplumunun en temel birimi ailedir. Türk ailesi kadın ve erkeğin eşitliğine dayalı ve baba liderliğinde bir ailedir.Türklerde çok evlilik çok az görülür.Tek eşlilik esası vardır.Türklerde evlenen gençler için yeni bir çadır kurulur.En küçük oğlan çocuğu dışındakiler anne ve babaları ile aynı evde oturmazlar.En küçük oğlan çocuğu aile ocağında kalırdı.Kendilerine ailenin canlı mal varlığından pay verilir.Böylece yeni bir aile kurulmuş olur.
Ailelerin bir araya gelmesiyle oba(Urug) meydana gelir. Urukların(Soy) bir araya gelmesinden Budun (Millet-Kavim) meydana gelmiştir. Milletin bir araya gelmesiyle de İl(devlet) oluşmuştur.

Türk toplumunda ilk çağ toplumlarında görülen sınıf kavramı ve kölelik görülmezdi. Nedeni ise, göçebe olmaları, geniş tarım arazilerinin olmaması ve Hürriyetlerine düşkün olmalarıdır. Türklerde yaylaklar devlet mülkiyetine aitti. Türk toplumunda herkes eşit haklara sahipti.
Yerleşik hayata geçen Türk topluluklarında toplum yapısı değişmiştir.
Türkler dini ve milli bayramlarını milletçe kutlarlardı.Bu kutlamalara “Toy” adı verilirdi.Toy geleneği Türk boyları arasında ortak milli kültür gelişmesine etki yapmıştır.Toylar hükümdarla halkın kaynaşmasına,yeni evliliklerin yapılmasına,milli hedeflerin saptanmasına ve sosyal dayanışmaya önemli katkılar yapmıştır.

Devlet Yönetimi:
Devlet,bir Milletin belirli sınırlara sahip bir toprak parçası üzerinde,kendi bağımsızlığını elinde bulundurup,teşkilatlanması ile ortaya çıkan kurumdur. Türklerde devletin kurulabilmesi için vatan, millet ve egemenliğin olması gerekirdi. Türkler egemenliğin olmadığı yeri vatan olarak görmemişlerdir.
*Türk Devletleri askeri karakterlidir.
*Türk Devletleri boyların bir araya gelmesiyle oluşmuş federasyon devletidir. Her boy içişlerinde bağımsızdır.
*Türk Devletlerinde egemenliğin kaynağı dinsel kökenlidir. Türk hükümdarlarının ülke yönetme haklarına Kut adı verilir. bu sebeple de hanedandaki tüm üyelerin tahta geçme hakları vardır. Ülke, hanedanının ortak malıdır.


*Türklerde devlet üçlü teşkilat ile yönetilirdi. Doğuda Veliaht, batıda Yabgu merkezde ise Hakan bulunurdu.Ülkenin doğusunu yöneten hükümdar rütbece daha yüksekti.Batıyı büyük hükümdarın kardeşi Yabgu unvanı ile yönetirdi.
*Türk devletlerinde boy beylerinden ve yüksek rütbeli devlet adamlarından oluşan Kurultay bulunurdu.Kurultaya katılma hakkına sahip olanlara “Toygun” denilirdi.Kurultaya hanedan üyeleri ve yüksek rütbeli beylerin eşleri olan hanımlarda katılırdı.Savaş,barış,göç,yeni töreler oluşturulması gibi konularda kurultayın kararı gerekirdi. Kurultay hükümdarın danışma organı karakterindeydi.Hükümdar kurultayın kararına isterse uyardı.Bu olay kurultayın karar meclisi olmadığını,danışma meclisi olduğunu göstermektedir.Kurultay, hükümdarı da seçebilirdi. Kurultay olağanüstü dönemlerde toplanırdı. Başkanı Hakandı.Hakan olmadığı zaman “Aygucı veya Üge” denilen hükümdarın yardımcısı başkanlık yapardı
*Türk devletlerinde din adamları devlet yönetimine katılmazdı. Türk devletleri siyasi devletti.
*Türk hükümdarları Kağan, Han, Hakan, Tanhu,şanyü,yabgu,ıdıkut,ilteber gibi... unvanları taşırlardı.Unvanlar dinsel kökenliydi.Bilge Kağan “Göktanrıda Kut Bulmuş Bilge Kağan” unvanını taşırdı. Tahta geçme iç mücadele üstünlüğü elde etme yöntemi ile gerçekleştirdi. Hükümdarlık sembolleri; taht, taç, , mühür, tuğ, para bastırma, bando çaldırma,Otağ(Çadır) vs. idi.
Türk hükümdarları ülkeyi törelere göre yönetirdi.Törelerin dışına çıkamazdı.Sınırsız yetkiye sahip değillerdi.Türk hükümdarları kendilerini önce kendi milletlerinin babası,sonrada tüm dünya milletlerinin babası,koruyucusu,yöneticisi olarak görürlardi.Hükümdarın temel görevleri;
*Ülke topraklarını dış saldırılara karşı korumak,
*Ülkede adaleti hakim kılmak,
*Milletin ekonomik durumunu iyileştirmek,
*Ordular oluşturup yeni ülkeler fetih etmek,
*Birlik ve beraberliği korumak.
Bu görevleri yapamayan hükümdardan Göktanrı’nın “Kut” u geri aldığına inanılırdı.Hükümdarın görevine son verilir,yeni bir hükümdar seçilirdi.


Hukuk:
İslamiyet’ten önceki Türk devletlerinde yazılı hukuk bulunamazdı. Onların örf ve adetlerinden kaynaklanan sözlü hukuk kurallarına Töre adı verilirdi. Töreler, adam öldürmek, casusluk yapmak, vs. suçlara idam cezası öngörmekteydi. Türkler göçebe oldukları için on günden fazla hapis cezası yoktu. Mahkemelerde görev yapan hakimlere yargan adı verilirdi. Devlete karşı işlenen siyasi suçlara bizzat hakanın başkanlık yaptığı yargu adlı mahkemeler bakardı.
İlk yazılı hukuk oluşturan Türk devleti Uygurlardır. Onların yerleşik hayata geçmesi tarım ve ticaretle uğraşmaları yazılı hukuk oluşturmalarını zorunlu kılmıştır.

Töreler hükümdarların teklifi ve meclisin onaylaması ile yenilenebilirdi.Töreler üç kaynağa dayanırdı. Bunlar,halk,kurultay ve Hükümdardır.


Ordu:

İslamiyet’ten önceki Türk devletlerinde paralı ve daimi ordu bulunmazdı. Kadın erkek eli silah tutan bütün Türkler asker sayılırdı. Türk ordusu atlı idi Türk ordusunda onluk sisteme göre teşkilat kurulmuştu. Onluk sistemi Mete Han oluşturmuştur. En kalabalık birlik on bin kişi olurdu ve Tümen denilirdi. Türklerde zırh kullanılmazdı.Türk orduları;süngü,kargı,mızrak,kalkan,kılıç,yay ve ok,kement vs. silahları kullanırlardı.Türk ordularının teşkilatları ve giyimleri Çin ve Roma devletleri tarafından örnek alınmıştır. Türk ordusunda en çok kullanılan taktik, Türk Turan taktiği (Kurt Kapanı) idi. Paralı ordu sadece Hazarlarda görülür.
Türk Milletinin kadın erkek Tüm üyeleri asker sayıldığı için Türklere, ordulaşmış millet denilmiştir.Türklerin askeri üstünlükleri günümüze kadar gelmiştir.

Din ve İnanış:

Orta Asya Türklerinin dini inanışları üç bölümden oluşurdu.

1)Göktanrı İnancı: Türkler yeri göğü canlı cansız her şeyi tek bir yaratıcının
yarattığına inanırlardı. Ahiret inancına sahiplerdi. Cehenneme Tamu, Cennete
Uçmağ adını verirlerdi. Göktanrı için kurban keserlerdi. Yerin ve göğün yedişer kat
olduğuna inanırlardı.Türk inancına göre hükümdar tanrı tarafından görevlendirilirdi.Hükümdara “göğün oğlu” denilirdi.Tanrı can veren,yaşatan ve öldürendir.
Göktanrı inancı İslamiyet’le benzerlik içinde olduğu için Türk boyları X.yy da yoğun olarak İslamiyet’i benimsemişlerdir.

2)Atalar Kültürüne İnanma: Türkler atalarının ruhlarının kendilerini koruduğuna inanırlardı. Atalarının ruhlarının evlerinin kapısında beklediğini düşünürlerdi. Ataları için her yıl kurban keserler ve ayinle yaparlardı. Cennete gidebilmeleri için daha önce ölen atalarının ruhlarının aracılık yapmasını isterlerdi. Atlarının mezarlarını (Kurgan) kutsal sayarlardı. Mezarlara yapılan saldırıları savaş sebebi sayarlardı.

3)Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Türkler; dağ, ırmak, vadi, pınar, göl vs. yerlerde bir takım gizli ruhların olduğuna inanırlardı. Buraları kutsal sayarlar sık sık ziyaret ederler ve buralarda dini ayinler yaparlardı.


Kam: Türklerin din adamlarına verilen isimdir. Kamlar sihir ve büyü ile uğraşırlar. Dini törenleri yönetirler ve doktorluk yaparlardı. Kamlar dini ayinleri davul çalarak yürütürlerdi. Kamlara saygı duyulurdu. Ancak bunlar devlet yönetimine katılmazlardı.

Yuğ: Türklerin cenaze merasimlerine verilen addır.

Balbal: Türklerin mezarları üzerine öldürdükleri düşmanların sayısı kadar dikilen heykilciklerin adıdır.

Ölü Aşı:Ölü gömüldükten sonra verilen yemektir.Bu gelenek Türkiye’de halen devam eder.

Not: Türkler hoşgörüleri ile tanınırlar Orta Asya’da Uygurlar arasında Mani ve Budizm dinleri yayılmıştır. Uygurlar, bu dinleri milli benliklerine uydurarak benimsemişlerdir. Hazar ülkesinde Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Göktanrı inancı, Budizm yan yana yaşamıştır. Bu Türklerin din ve Vicdan hürriyetine verdikleri önemi gösterir. Avrupa’ya göç eden Türkler Hıristiyanlaşarak benliklerini yitirmişlerdir. Türkler, Göktanrı inancından sonra en çok İslamiyet’i benimsemişlerdir. Sebebi iki din arasındaki benzerliktir. Budizm gibi dinler Türklerin sosyal yaşantılarına uygun olmadığı için fazla taraftar bulamamıştır.


Yazılı Dil ve Edebiyat:

Türkçe Ural Altay dil ailesinin Altay koluna mensuptur. Dünyanın en eski dört dilinden birisidir. Sonradan eklemeli diller grubuna girer.

Türkçe’nin ve Türk kültürünün ilk derli toplu bilgi veren kaynakları Orhun Anıtlarıdır(Göktürk Yazıtları) Bu yazıtlar Türk tarihinin yazılı dönemini başlatmıştır. Orhun yazıtları bilge Kağan Kültigin ve Tonyukuk adına dikilmiştir. Orhun anıtlarını 1893 tarihinde Danimarkalı bilgin Thomsen okumuştur.Orhun anıtlarında kullanılan yazıya Göktürk alfabesidenir. Bu alfabe 38 harften oluşur. Sert maddeler üzerine yazılmak için geliştirilmiştir. Dört harfi seslidir.Göktürk alfabesi, 10.yy kadar yaygın olarak kullanıldı.
Uygurlar Mani dinini benimsedikten sonra Soğud alfabesini benimsemiştir. Uygur alfabesinde 15 harf bulunur. ilk matbaayı Uygurlar kullanmıştır. Uygur alfabesi ise 15. yy. la kadar kullanılmıştır.

Türklerin sözlü edebiyatları gelişmiştir. Sözlü edebiyatın Destanları, Saguları(Ağıt) ve Savları(atasözü) gelişmiştir. Önemli Türk destanları şunlardır.

a)Oğuz Kağan Destanı: Hunlara aittir. Bütün Türk devletlerinin milli destanı olmuştur.
b)Ergenekon Destanı: Göktürklerden kalmadır.
c)Göç ve Türeyiş Destanları: Uygurlara aittir.
d)Manas Destanı: Kırgızlara aittir.
e)Şu Destanı: İskitlere aittir.
f)Dede Korkut Hikayeleri: Oğuzlara aittir.
g) Alper Tunga Sagusu: İskitlere aittir.

Sanat:
İslamiyet’ten önceki Türk sanatı taşınabilir nitelikteki eşyalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Sebebi, Türklerin göçebe olmalarıdır. Sanat eserleri üzerinde hayvan ve kıvrık dal motifleri kullanılmıştır. Türklerin Pazarık Kurganında bulunan halıları dünyanın en eski halısıdır. Türklerde deri işleme sanatı gelişmiştir. Türkler, demiri dünyada en erken işleyen toplumlardan biridir. Türklerin yaptıkları silahlar dünyada çok aranan cinstendi. Uygurlara kadar Türklerde mimari eserler görülmez. Uygurlarda yerleşik hayata geçildiği için Tapınak, Saray, Kale, Heykel gibi mimari eserler görülür. Budizm dini Uygurlarda tapınak ve heykel sanatlarını geliştirmemiştir. Uygurlardan tiyatro, bale, şan gibi sanat dallarında gelişmiştir.

Türklerde en yaygın kullanılan saz, kopuzdur. Türk devletlerinin devlet bandolarında bulunurdu. Ozanlar, destanları Kopuz eşliğinde anlatırlardı.

Ekonomik Hayat:

Türk devletlerinde ekonominin temeli hayvancılıktı. Dışarıya canlı hayvan ve kumaş ithal edilirdi. Türkler ipek ve kürk yolu üzerinde ticaret yaparlardı. Ticarette en ileri seviyeye ulaşan Türk devletleri; Uygurlar, Hazarlar ve İdil Bulgarlarıdır. Sebebi, ticaret yolları üzerinde bulunmaları ve yerleşik hayata geçmiş olmalarıdır.

Türklerde tarım üretimi kışlık merkezlerde yapılırdı. Göktürklerden kalma Toto kanalı Türk devletlerinin tarıma önem verdiklerini gösterir. Türkler en çok arpa, buğday, çavdar ve darı yetiştirirlerdi. Ancak ürettikleri tarım ürünleri kendilerine yetmezdi.

Türk devletleri para olarak hükümdarların mührü ile mühürlenmiş değerli bez parçalarını(İpek) kullanırlardı. Göktürklerden itibaren madeni paralarda kullanmışlardır.

Türk devletlerinin en önemli vergi kaynağı hayvancılıktı. Ticaret yollarında önemli gelir elde edilirdi.

Türklerde yaylaklar ortak mülkiyete aitti. Kışlaklarda ise özel mülkiyet bulunurdu.


İSLAM TARİHİ
İslamiyet’in Doğuşu öncesinde dünyanın Genel Durumu
Siyasi Durum:
Bizans İmparatorluğu (395 – 1453) : İslamiyet’in doğduğu 7 yüzyıl başlarında dünyanın en büyük devleti Bizans İmparatorluğu idi. Bu devlet Roma İmparatorluğunun parçalanmasından sonra 395’te İstanbul merkezli olarak kurulmuştu. Hakim olduğu topraklar, Balkanlar, Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır, Kuzey Afrika’nın tamamı ve Akdeniz adalarıdır. Bu devlet Roma hukuku, Yunan kültürü ve Hıristiyanlık dini üzerinde bir medeniyet oluşturmuştu. Çok sayıda soy tarafından idare edilmiştir. Orta Çağ boyunca yaşayan bir devlettir. Bizans İmparatorluğu 7. yüzyılda Sasaniler ve Balkanlarda Müslüman olmayan Türklerin saldırıları sonucunda zayıflamıştır. Müslümanlar Arabistan dışına çıkınca Bizans İmparatorluğu ile mücadeleye başlamışlardır.
Sasaniler (226 – 642) :
İran’da kurulmuş bir devlettir. Hakim olduğu topraklar İran, Irak, Güney Arabistan ve Azerbaycan’dır. Sasaniler, İslamiyet’in doğuşu sırasında batıda Bizans İmparatorluğu, doğuda Göktürklerle mücadele halindeydi. Dünyanın güçlü devletlerinden birisiydi. İslamiyet’in doğduğu Arabistan yarımadasında hakim olmaya çalışıyordu. Medeniyet alanında Helenistik uygarlığın mirasçılarından birisiydi. Müslümanların mücadeleye başladıkları ilk devletlerden biri olmuşlardır.
Orta Asya’da Göktürk devleti bulunuyordu.Göktürkler güçten düşmeye başlamışlardı. Çin devleti de önemli bir güçtü. Japonya’da siyasal birlik yoktu.Hindistan’da siyasi birlik bulunmuyordu.Kast teşkilatı Hindistan’da güçlü bir devletin kurulmasını engellemişti.
Avrupa’da feodal beylikler hakimdi. Batı Roma’nın yıkılmasından sonra merkezi bir devlet kurulamamıştı. Kuzey Afrika’ya da Bizans hakimdi. Afrika’nın doğusunda Habeşistan devleti vardır.
Dini Durum: Dünyada tek tanrılı dinler olarak Hıristiyanlık ve Musevilik mevcuttu. Hıristiyanlık Kuzey Afrika, Avrupa ve Bizans topraklarında yayılmıştı. Musevilik yaygın bir din değildi.Sadece İsrail oğullarına ait bir dindi.İsrail oğulları dünyanın değişik bölgelerine dağılmışlardı.Sasani topraklarında yaşayan insanların çoğu, Zerdüşlük(Mecusilik) dinine inanıyordu. Hindistan’da Brahmanizm (Hinduizm) ve Budizm dinleri hakimdi. Çin’de Taoculuk, Konfüçyüs inancı ve Budizm dinleri hakimdi. Japonya’da Şinto inancı vardı. Orta Asya Türkleri Göktanrı dinine inanıyordu.
Dünyada çok tanrılı inanç sistemi yaygındı. Dünya milletleri sınıf sistemi içerisinde yaşamaktaydı. Hıristiyanlık sınıf sistemini kaldıramamıştı. Bu olay eşitlik prensibini getiren İslamiyet’in yayılışını kolaylaştırmıştır.
İslamiyet Öncesi Arabistan’ın Genel Durumu

Arabistan’ın büyük bir kısmı çöller ve dağlarla kaplıdır. Yağışlar yetersizdir. Yarımadanın güneyi (Yemen) tarıma elverişli tek bölgedir. Ülkenin orta kısmı çöller ve dağlarla kaplı olduğu için insanlar kuzey ve güney arasında sıkı iletişim kuramamışlardır. İklim şartlarının olumsuzluğu burada yaşayan insanları göçebe (Bedevi) yaşantısına geçmek zorunda bırakmıştır. Yerleşik hayat Yemen’de gelişmiştir. Kuzey Arabistan halkı göçebeliği benimsemiştir.

Tarih boyunca Güney Arabistan’da, Main, Seba, Himyeri devletleri kurulmuştur. Kuzey Arabistan’da ise Nebatlılar, Tetmürlüler, Gassaniler ve Hire devletleri kurulmuştur.

Güçlü devletler tarım bölgesi olan Yemen’de kurulmuşlardır. Orta Arabistan’ın çöller ve dağlarla kaplı olması tüm Arabistan’a hakim olan bir devletin kurulmasını engellemiştir.

Uyarı: İslamiyet’in doğduğu yüzyılda Güney Arabistan’a Sasaniler, kuzeye Bizans İmparatorluğu hakim olmuştur. Arabistan’da iki büyük devletin hakimiyet kurması siyasal bütünlüğü engellemiştir.

İslamiyet’in doğduğu yüzyılda Arabistan’ın dini ve siyasi merkezi Mekke idi. Mekke’de Kabe’nin bulunması burayı dini merkez yapmıştır. Mekke ticaret yolları üzerinde bulunduğu için en gelişmiş Arabistan kenti idi.. Mekke’yi Kabile liderlerinin seçimle iş başına getirdiği liderler yönetirdi. Bir tür cumhuriyet idaresi vardı.

Arabistan’da Din ve İnanış: Arabistan’da en yaygın din putperestlikti. Mekke’deki Kâbe kabilelerin putlarıyla dolu idi.En büyük tanrıları,güneş tanrısı “Hübel”di. Ayrıca Arabistan’da Hıristiyanlık, Musevilik ve Hanıf adı verilen tek tanrılı dinlere inanan insanlar vardı. İran’ın dini olan Zerdüşlük de Arabistan’da tanınmaktaydı. Kabe Arabistan’da kutsal bir dini merkezdi.Arap kabileleri her yıl haç için Mekke’ye gelirler ve Kabeyi ziyaret ederlerdi.

Ekonomik ve Sosyal Hayat: Arabistan’da coğrafi sebeplerle tarım gelişmemiş, ekonomide hayvancılık ve ticaret gelişmiştir. Arabistan halkı Hindistan ve Akdeniz limanları arasında ticaret yaparak geçimlerini sağlardı. İnsanların büyük bir kısmı hayvancılık yapabilmek için göçebe hayat tarzını benimsemiştir. Tarım Güney Arabistan ve Hicaz bölgesinde gelişmiştir.

Mekke’de her yıl “Ukaz” adı verilen ticaret panayırları düzenlenirdi. Arap kabileleri “Haram Aylar” dedikleri dönemlerde savaş yapmazlardı. Panayır boyunca şiir yarışmaları düzenlenirdi.Birinci seçilen şiir kabe’nin duvarına asılırdı. Kabe ziyaret edilirdi.
Arabistan’da haram aylarda düzenlenen panayırlar, Arap kabileleri arasında ortak bir kültürün gelişmesine sebep olmuştur. Yunanlıların olimpiyatları ile benzerlik gösterir.


Arap kabileleri arasında kan davaları yaygındı. Kadınlar ikinci sınıf insan görülürdü. Kabileler arasında misafirperverlik ve kan akrabalığına büyük önem verilirdi. Arap kabilelerini, şeyh adı verilen liderler yönetirdi. Geleneklerine son derece bağlıydılar.

Arabistan halkı Sami ırkındadır. Arabistan’da Nebatlılar tarafından geliştirilen yazı kullanılırdı. Arabistan’da edebiyatın şiir dalı gelişmişti. Ukaz panayırında birinci olan şiir Kabe’nin duvarına asılırdı.
Hz. Muhammed Dönemi Olayları (610 – 632)

Hz. Muhammet peygamberlik görevi 610 tarihinde verilmiştir. Hz. Muhammed İslam dinini 613 tarihinden itibaren tebliğ etmeye başlamıştır. Kendisine ilk inanlar, Hz. Ayşe, Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Zeyd v.s. olmuştur. Hz. Muhammed’in putlara karşı çıkması geleneklerine bağlı olan
Mekkelilerin tepkisine sebep olmuştur. Müslüman olanlar önce Mekke’de bir mahallede toplanmışlardır. Baskılar artınca Müslümanlar ilk defa Mekke’den Habeşistan’a göç etmişlerdir (615).
Uyarı: Dünyanın her yerinde yeni fikirler ifade eden Filozoflar devlet adamları ve peygamberler tepki görmüşlerdir. İnsanlar yeni fikirleri zaman içerisinde benimsemişlerdir.İslam peygamberi de ilk başlarda tepki ile karşılanmıştır. İslamiyet belirli bir süreçten sonra kabul görmüştür.İnsanlar alıştıkları inançları,kültürel değerleri terk etmekte zorlanmışlardır.




Hicret (622): Hz. Muhammet Kureyşli putperestlerin baskıları sonucunda önce Müslümanları Medine’ye göndermiştir. Müslüman olan Medinelilerin daveti üzerine kendiside 622 tarihinde Mekke’den Medine’ye göç etmiştir. Bu olaya İslam tarihinde Hicret denir.

Hicret olayı sonucunda Müslümanlar güvenli bir ortama kavuşmuştur. Hz. Peygamber İslam devletinin temellerini hicretle Medine’de atmıştır. Hz. Peygamber’in Medine’de “Sahife” adlı anayasa düzenlemesi yeni bir devletin kurulduğunu gösterir. Hicret Müslümanları bir arada toplamış ve İslamiyet’in yayılışını hızlandırmıştır. Hicret, Hicri takvime başlangıç olmuştur.

Medine’de İslamiyet Mekke’den daha erken yayılmıştır. Sebepleri şunlardır;

*Medinelilerin şehirlerinde bulunan Yahudilerden tek tanrı inancını öğrenmiş olmaları
*Mekkelilerin çiftçilikle uğraşmalarından dolayı Medinelileri küçümsemeleri Müslümanları yanlarına alıp Medinelilerin Mekke’ye üstünlük kurmak istemeleri.
*Medine’deki kabileler arası çatışmayı Hz. Muhammed’in önleyeceğine inanılması.

Bedir Savaşı (624): Mekkeliler Müslümanların mallarına el koymuşlardı. Hz. Muhammed Mekkelilerin Suriye’den dönen kervanlarının mallarını alarak Müslümanların mal bedellerini almak istedi. Bir amacı da Mekke’nin ekonomik gücünü zayıflatarak saldırı gücünü azalmaktı. Hz. Muhammed’in Şam ticareti yolunu kesmesi, Bedir Savaşı’na sebep oldu. Bedir savaşını Müslümanlar kazandı. Savaşın sonuçları şunlardır;

a. Bedir savaşı Müslümanların kazandığı ilk zaferdir.
b. İslamiyet’in yayılışı hızlanmıştır.
c. Mekkelilerin Arabistan’daki nüfusları sarsılmıştır.
d. İslam savaş hukukunun ilk uygulaması yapılmıştır. Ganimetlerin 5 / 4 savaşa katılanlara
5/1 ise devlete ayrılmıştır. Esirlerin parası olanlar, fidye karşılığı serbest bırakılmıştır. Parası olmayanlar ise 10 Müslüman’a okur-yazarlık öğretip hürriyetine kavuşmuştur. Bu olay, bütün İslam devletlerince örnek alınmıştır.
e. Şam ticaret yolu Müslümanların denetimine geçmiştir.

Uhud Savaşı (625): Mekkelilerin Bedir’in intikamını almak istemeleri, Uhud savaşının sebebini oluşturmuştur. Uhud dağı eteklerinde yapılan savaşı, Peygamber’in emirlerine uymayan Müslümanlar kaybetmiştir.Bu savaşta Hz. Muhammet yaralanmıştır. Bu yenilgi, Müslümanların peygambere bağlılıklarını arttırmıştır. Mekkeliler kesin bir üstünlük kazanamamıştır.

Hendek Savaşı (627): Uhud Savaşı Müslümanları yok etmek isteyen Mekkelileri cesaretlendirmişti. Mekkeliler Şam ticaret yolları üzerinde Müslümanların güçlenmesinden endişe ediyorlardı. Mekke’den Müslüman olanların Medine’ye göçü Mekke’nin gücünü azaltıyordu. Sonunda Mekkeliler Müslümanlara karşı büyük bir kuvvetle hareket geçtiler.

Hz. Muhammed Salman Farisi’nin tavsiyesi ile Mekke’nin çöl tarafına hendekler kazdırdı. Mekkeliler Hendekleri aşamadılar.Müslümanlar savunma savaşı yaptılar.Mekkeliler Müslüman savunmasını aşamayıp, geri dönmek zorunda kaldılar.
Hendek savaşı, Mekkelilerin Müslümanlara karşı son taarruzu olmuştur. Mekkeliler savunmaya çekilmişlerdir. Mekke’nin prestiji sarsılmıştır. İslamiyet’in yayılışı hızlanmıştır.


Hudeybiye Barış Antlaşması (628): Hz. Muhammed 628’de Hac amacı ile ordusuyla birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Hudeybiye kuyusu başına gelince, Mekke’ye gönderdiği elçi ile geliş amacını bildirdi. Müslümanlar saldırı amaçlarının olmadığını göstermek için yanlarına kılıçtan başka silah almamıştı. Mekkeliler Müslümanlarla savaşı göze alamadılar. Yapılan görüşmeler sonucunda Hudeybiye barış antlaşması imzalandı. Buna göre;

a. İki taraf arasında 10 yıl süre ile savaş yapılmayacaktı.
b. Müslümanlar 1 yıl sonra silahsız olarak Mekke’yi ziyaret edebileceklerdi.
c. Reşit olmayan Müslümanlar Medine’ye alınmayacaktı. Ancak Medine’den
Mekke’ye sığınanlar kabul edilecekti.
d. İki taraf istedikleri kabilelerle ittifak yapabileceklerdi. Ancak birbirlerini düşmanı kabilelere askeri yardım yapmayacaklardı.

Önemi: Mekkeliler Müslümanların varlığını resmen ve hukuken tanımışlardır. Müslümanlar ile Mekkeliler birbirlerine yakınlaşmışlar ve İslamiyet daha hızlı yayılmaya başlamıştır. Mekkeliler Müslümanları kendileriyle eşit bir siyasi güç olarak tanımışlardır.Hudeybiye barış anlaşması ile İslamiyet’in yayılışının hızlanması,İslamiyet’in yayılışında barışçı yöntemlerin etkili olduğunu gösterir.


Hayber’in Fethi (629): Hayber bölgesinde Yahudiler yaşamaktaydı. Yahudiler Şam ticaret yolunu Müslümanlara kapatmışlardı. Müslümanların düşmanları ile ittifak yapmışlardı. Bunu üzerine HZ. Muhammed Hayber seferine çıktı. Hayber bölgesindeki kaleleri ele geçirdi. Yahudiler Müslümanlara vergi verir hale geldiler.Vergi vermek istemeyenler bölgeden ayrıldı.
Uyarı: Hz. Muhammed Hayber seferini, ticari amaçlar doğrultusunda yapmıştır. Sefer sonucunda Şam ticaret yolu kesin olarak Müslümanların eline geçmiştir.Yahudiler’in ve Mekkelilerin ekonomik çıkarlarına darbe vurulmuştur.Müslümanların Şam ticaret yolunu ele geçirmesi, Mekkelilerin saldırganlığını zayıflatmıştır.


Mute Savaşı(629): Hz. Muhammed Kuzey Arabistan’da yaşayan Gassanilere, İslamiyet’i tebliğ için elçi göndermişti. Bizans’a bağlı bu devlet Hz. Muhammed’in elçisini öldürdüler. Bunun üzerine Hz. Muhammed bölgeye bir İslam ordusu gönderdi. Müslümanlar Mute’de Bizans’la yaptıkları savaşta yenildiler.İslam ordusunun çok azı hayatını kurtarabildi.
Mute savaşına Hz. Muhammed katılmamıştır. Bu savaş Müslümanlarla Bizans arasında yapılan ilk savaş olması açısından önemlidir.

Mekke’nin Fethi (630): Mekkelilerin Hudeybiye barış antlaşmasını ihlal etmesi üzerine Hz. Muhammed ordusu ile Mekke üzerine yürüdü. Mekkeliler İslam ordusuna direnemediler ve savaşsız teslim oldular. Hz. Muhammed Müslümanlara kötülük yapan Mekkelilere af ilan etti.Şehri yağmalatmadı.Peygamberin bu insancıl davranışı Mekkelilerin Müslüman olmalarına sebep oldu.
Arabistan’ın dini ve ticari merkezinin Müslümanların eline geçmesi
Müslümanları Arabistan’ın en büyük gücü haline getirmiştir. Mekke’nin fethi İslamiyet’in tüm Arabistan’a yayılmasına sebep olmuştur.

Uyarı:İslamiyet’in yayılması açısından peygamber döneminin en önemli olayları, Hudeybiye barış antlaşması ve Mekke’nin fethidir.


Huneyn Savaşı (630): Mekke’nin fethinden sonra putperest kabileler Mekke’yi geri almak için Huneyn vadisinde kuvvet topladılar. Mekke üzerine yürümeye hazırlanıyorlardı.Bu olay üzerine Hz. Peygamber ordusunu toplayarak huneyn vadisine yürüdü.Çok şiddetli savaştan sonra Putperest kabileler yanildi.Zafer kazanan İslam ordusu Bölgedeki Taif şehrini kuşattı. Ancak Taif alınamadı ve Peygamber geri döndü. Bir süre sonra Taif halkı gönüllü olarak İslamiyet’i benimsedi.

Tebük Seferi (631): Bizans İmparatoru Heraklius’un büyük bir ordu ile Arabistan’a gelmekte olduğu istihbaratı alınmıştı. Hz. Peygamber Bizans ordusunu Arabistan dışında karşılamak için ordusu ile Tebük seferine çıktı. Ancak Tebük’e gelindiği zaman haberin yanlış olduğu anlaşıldı.Bizans ordusu bölgeye gelmedi.Hz.Muhammet bir süre Tebük ve çevresinde İslamiyet’i yayma faaliyetlerinde bulundu.Daha sonra geri döndü.
Tebük seferi Hz Muhammed’in, son seferi olması açısından önemlidir.
Peygamberin seferleri İslamiyet’i yayma ve koruma amacı ile yapılmıştır.İslamiyet’ten önceki ganimet ve yağma amaçlı seferlerden farklıdır.Peygamberin bizzat katıldığı seferlere “Gaza”,Peygamberin katılmadığı seferlere ise “Seriye” adı verilir.

Veda Haccı (632): Hz. Muhammed 632’de son defa hac için Mekke’ye geldi. Kabe’de toplanan Müslümanlara peygamberlik görevinin sona erdiğini açıkladı. Peygamberin bu konuşmasına “Veda Hutbesi” denir.Veda hutbesi insan hakları açısından önemli fikirler içerir. Hz. Peygamber aynı yıl Medine’de vefat etmiştir(8 Haziran 632).

Uyarı: Hz. Muhammed yalnızca din yayıcısı bir peygamber değil, aynı zamanda bir devlet kurcusu rolünü oynamıştır. Hz. Muhammed’in kurduğu devlet,dört halife döneminde, bir dünya imparatorluğuna dönüşmüştür. İslam dini Arabistan’ın dağınık kabilelerini birleştirmiş ve dünya çapında fetihler yapılmıştır.Bu fetihler dünyanın siyasal ve sosyal düzeninde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. İslamiyet’in hızlı yayılmasında eşitlik prensibi etkili olmuştur.


Dört Halife Dönemi Olayları (632 – 661)
Hz Muhammed’in vefatından sonra İslam büyükleri İslam devletini yönetmek üzere Hz. Ebu Bekir’i Halife seçtiler.Halife kelimesi, Arapça Haleften(Arda) gelir.Devlet başkanı manasındadır.Bu olay, Müslümanların Peygamberin kurduğu devleti devam ettirmek istediklerini gösterir.
İslam tarihinde 632-661 tarihleri arsında yaşanan döneme dört Halife dönemi denir.Bu dönemde Halifeler seçimle işbaşına getirilmişlerdir.Seçim görevini, İslam büyüklerinden oluşan bir şuura yapmıştır.Dört Halife dönemine, İslam tarihinde “Cumhuriyet devri” adı verilir.
Hz. Ebu Bekir Dönemi(632-634):

• Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Yemen’de yalancı peygamberler ortaya çıkmıştı. Bazı kabileler İslamiyet’ten ayrılmıştı.Zekat vermek istemiyorlardı. Hz. Ebubekir, bu iç isyanları bastırarak Arabistan’da yeniden birlik ve bütünlüğü sağladı.

• Kuran’ı Kerim kitap haline getirildi.Bu olayın amacı, Kuranı kerimin bozulmasını önlemek ve İslamiyet’in yayılmasını hızlandırmaktı.

• Arabistan dışına fetih amacıyla ordular sevk edildi.İslam ordusu 634 tarihinde Bizans ordusunu, Yermük savaşında yenilgiye uğrattı.Yermük Savaşı, Müslümanların Bizans’a karşı kazandığı ilk savaş ve zaferdir. Bu savaş sonucunda Suriye’nin kapıları Müslümanlara açılmıştır.
Ebu Bekir 634 tarihinde hastalanarak vefat etti.Müslümanlar vasiyetine uyarak Hz. Ömer’i Halife seçtiler.


Hz. Ömer Devri Olayları (634 – 644):
Hz. Ömer, İslam tarihinde adaleti ve yaptığı fetihlerle tanınır.Hz.Ömer döneminde İslam orduları Bizans ve Sasani İmparatorluklarının topraklarına yöneldiler.

Hz. Ömer zamanında 636’da kazanılan “Ecnadeyn Savaşı” ile Suriye Bizans’tan alınmıştır.Bizans İmparatoru Herakleios “Elveda Suriye, düşmanlar için ne güzel ülkesin” diyerek Suriye’yi terk etti. Bizans’a karış yapılan savaşlar sonucunda 637’de Filistin’in merkezi Kudüs, 639’da El–Cezire (Güney Anadolu), 642’de Mısır ve Trablusgarp’ın fethi gerçekleşti.Müslümanlar Mısırı fetih etmekle Afrika kıtasına geçmiş oldular.Hz. Ömer zamanında gerçekleşen fetihlerle Bizans İmparatorluğu büyük toprak kayıplarına uğradı.Hıristiyanların hakim olduğu topraklarda İslamiyet yayıldı.Hıristiyanlar,Müslümanlar ve Musevilerce kutsal sayılan “Kudüs” Müslümanların eline geçti.

Hz. Ömer,Sasani devletine karşıda ordular sevk etti.Müslümanların amacı, yeryüzünde İslamiyet’i yaymaktı.Bu ideal doğrultusunda yapılan savaşlara “Cihat” adı veriliyordu. Sasanilerle yapılan savaşlar şunlardır;

• Köprü Savaşı (634): Sasaniler ile Müslümanlar arasında yapılan ilk savaştır. Müslümanlar kaybetmiştir.

• Kadisiye Savaşı (636): Savaşı Müslümanlar kazanmış ve Irak’ı ele geçirmişlerdir.

• Celula Savaşı (637): Müslümanlar Sasanileri ikinci defa yenilgiye uğratarak başkentleri Medain kentini ele geçirmişlerdir.

• Nihavend Savaşı (642): Sasanilere karşı kazanılan 3 savaştır. Bu savaşla Sasani devleti yıkılmış ve İran Müslümanların eline geçmiştir.
Müslümanların varlığına son verdikleri ilk imparatorluk sasaniler oldu.Sasanilerin yıkılmasıyla, Türkler ve Müslümanlar sınır komşusu oldular.İslam ordularının karşısına Ceyhun ırmağının doğusunda Türgişler,Kafkasya’da Hazarlar çıktılar.
Hz. Ömer, Firuz adlı bir Mecusi’nin saldırısı sonucunda hayatını kaybetti.Hz. Ömer, İslam devletini büyük bir imparatorluğa dönüştürmüştü.İslam devletini gelişmiş bir teşkilata kavuşturmuştu.Müslümanlar yüzlerce yıl Hz. Ömer’i, adaleti ile hatırladılar.

Hz. Osman Devri Olayları (644 – 656):
• Kuzey Afrika’da Tunus fethedilmiştir. Türklerle Müslümanlar arasında savaş başlamıştır. Güney Kafkasya’nın egemenliği için Hazarlarla Müslümanlar mücadele etmişlerdir.

• Hz Osman döneminde Suriye valisi olan Muaviye donanma oluşturdu.Müslümanlar bu donanma ile Kıbrıs adasını Bizans’tan aldılar. Bizans donanmasını Antalya açıklarında(Zat-üs safari savaşı) yendiler(655).
• Hz. Osman zamanında devlet yönetimi Emevi ailesinin eline geçmişti.Peygamberinde içinden çıktığı Haşimiler yönetimden dışlanmışlardırlar. Bu olay Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkların başlangıcını oluşturdu.
• Kuran’ı Kerim çoğaltılarak İslam memleketlerine dağıtıldı.Irakta yerel dilde yazılan Kuranlar toplatılarak imha edilmiştir.Bu olayın amacı İslamiyet’in bozulmasını önlemektir.
Hz. Osman’a karşı Mısırda isyan başladı.İsyancılar Medine’ye(Yesrip) gelerek halifeyi evinde kuran okurken öldürdüler.Hz. Osman yaşlı ve kibar bir kişi idi.Peygamberin damatlarından birisiydi.Hırslı akrabaları onun hoşgörüsünü istismar ettiler ve iktidarı ele geçirdiler.Müslümanların birlik ve bütünlüğünü bozdular.
Hz.Osman zamanında fetihlerin hızı kesilmişti.Hz.Osman’dan sonra Halifelik makamına Hz.Ali seçildi.Hz Ali, peygamberin damadı ve amcasının oğlu idi.

Hz. Ali Devri Olayları (656 – 661):
Hz. Ali Müslümanların birliğinin bozulduğu bir dönemde halife olmuştu.Hz Alinin halifeliğine,Muaviye,Zübeyr,Talha ve Hz Ayşe karşı çıktılar.Hz Ali bu liderlerle mücadele etmek zorunda kaldı.Müslümanlar arasında başlayan siyasi anlaşmazlık savaşa dönüştü.İç karışıklıklar yüzünden fetih yapılamadı.

Cemel Vakası (Deve Olayı – 656):
Hz. Ali’nin halifeliğine karşı çıkan Hz. Ayşe ve ilk Müslümanlardan Zubeyr ve Talha, Hz. Ali’ye karşı Basra tarafında kuvvet toplamaya başlamışlardı. Hz. Ali, bu liderlerin topladığı kuvvetleri Basra önlerinde yenmiştir. Müslümanlar arasındaki ilk ciddi savaş olması açısından önemlidir.

Sıffin Savaşı (657): Hz. Ali’nin halifeliğini Şam valisi Muaviye kabul etmemişti. Hz. Ali ile Muaviye arasında 657’de Sıffin ovasında başlayan savaş 110 gün sürmüştür. Savaşın sonlarında Hakemler olayı yaşanmıştır. Hakemler olayı da halifelik problemini daha da çözümsüz hale getirmiştir.

Sıffin savaşı ve Hakem olayı sonucunda Müslümanlar Şii, Harici ve Emevi olmak üzere üç parçaya bölünmüşlerdir. Hz. Ali’nin ölümü ile Dört Halife Dönemi de kapanmış ve Emevi devri başlamıştır.





Emeviler (661 – 750)

Emevi devletinin kurucusu Muaviye’dir. Muaviye halifeliği babadan oğla geçen saltanat haline getirdi. Muaviye, Müslümanlara arasındaki kırgınlıkları unutturmak için büyük bir fetih hareketine başladı. 668 ve 674 tarihinde İstanbul’u iki defa kuşattı. Fakat İstanbul’un fethi gerçekleştirilemedi.İlk kuşatma sırasında Hz. Eyüp şehit oldu.Muaviye, İran’da merkezi “Merv” olan “Horasan” eyaletini kurdu.Iraktan 50.000 Arap’ı bu yeni eyalete yerleştirdi. Müslümanlar 674 tarihinde Ceyhun ırmağını aşarak Maveraünnehir’deki Türk topraklarına girdi.Buhara,Semerkant ve Tirmiz vergiye bağlandı. Türgişler İslam ordusunun Türkistan’a doğru ilerlemesine izin vermedi.
Muaviye döneminde, İslam donanması Rodos ve Girit adalarına seferler yaptı.İslam ordusu Kuzey Afrika da ilerleyişini sürdürdü. kayravan ordugah şehri kuruldu.
Muaviye ölmeden önce oğlu Yezit’i Veliaht ilan etti.Muaviye ölünce yerine oğlu yezit Halife oldu(680).Bu olayla Halifelik saltanata dönüştü.Yezit’in Halifeliğini,Hz Ali’nin Küçük oğlu Hüseyin tanımadı.Iraklı Müslümanlar Hüseyin’i Halife yapmak istedi.Hz. Hüseyin Medine’den Irak’a gelirken, Yezit’in gönderdiği kuvvetlerce “Kerbela” da mahiyeti ile birlikte şehit edildi.Kerbela olayı sonucunda Müslümanlar arasındaki siyasi bölünme kesinleşti(Şii,Emevi ve Harici).Bu olay Emeviler’in yıkılışlarının sebeplerinden birisini oluşturdu.

Emevi Tarihinin Diğer Olayları:

• Emeviler, başkenti,Medine’den “Şam” kentine taşımışlardır.
• Emevi halifesi Abdülmelik döneminde, Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanmış ve Atlas okyanusuna ulaşılmıştır. Abdulmelik, ilk İslam parasını bastırmış ve Arapça’yı resmi dil kabul etmiştir.
• Emevi halifelerinden I. Velid Emevilerin en başarılı halifesi olmuştur. Bu halife zamanında Müslümanlar septe boğazı üzerinden İspanyaya geçti(711).İslam ordusunun komutanı “Tarık Bin Ziyat” idi. Bu komutan septe boğazı üzerinden İspanyaya geçtikten sonra gemileri yaktırdı.Amacı ordusunun savaş azmini artırmaktı.Tarık Bin Ziyat Vizigotları 712 tarihinde Kadis savaşında yenilgiye uğratarak İspanya’ya hakim oldu.Müslümanlar bu ülkeye “Endülüs” adını verdiler.İspanyanın fethi ile İslamiyet Avrupa’da yayılmaya başladı.
Müslümanların doğuya doğru genişlemeleri de devam etmiştir. Hindistan’ın batısı ve Maveraünnehir bölgesi Müslümanların eline geçmiştir.
• Emevi Halife II. Süleyman, İstanbul’u ikinci defa kuşatmış ancak fetih edememiştir.

Puvatya Savaşı (732):Abdurrahman adlı İslam komutanı Pirene dağlarını aşarak Frank ülkesine girdi.Amacı Fransa’yı fetih etmekti.Fransa da çok sayıda şehir fetih edildi.Fakat Frank liderlerinden Şarl Martel İslam ordusunu “Puvatya” denilen yerde yendi.
Puvatya savaşından sonra Müslümanların Avrupa’daki ilerleyişleri ve İslamiyet’in yayılışı durmuştur. Pirene dağları Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında sınır olmuştur.

Emeviler’in Yıkılış Nedenleri:
Emevi devleti, 750 tarihinde Horasanlı Ebu Müslim adlı bir Türk’ün liderliğinde çıkan ihtilal sonucunda yıkılmış ve Abbasi devleti kurulmuştur.
*Yıkılışlarının en önemli sebebi ırkçı bir politika izlemeleridir. Arap olmayan Müslümanları azatlı köle olarak görmeleri sonlarını hazırlamıştır. Ayrıca;
*Peygamber soyuna karşı yaptıkları haksızlıklar,
*Emevi Halifelerinin lüks içerisinde yaşamaları,
*Topraklarının genişlemesinden dolayı merkezi otoritelerinin zayıflaması.

Emeviler tarihleri boyunca ırkçı bir politika izlemişlerdir.Arapların ,Arap olmayan milletlerle evlenmeleri yasaklanmıştır.Arapça resmi dil ilan edilmiştir.Arap olmayan Müslümanlar azatlı köle olarak görülmüştür.Onlardan cizye ve haraç vergileri alınmıştır.Emeviler’in bu politikaları, Türklerin Müslüman oluşlarını geciktirdi.Müslümanların birlik ve bütünlüğünü bozdu.




Abbasiler (750 – 1258)

• Emevi devletinin yerine kurulmuş İslam devletidir. Başkentleri Bağdat ve Samara kentleri olmuştur.

• Abbasiler, kuruluşlarından itibaren Emevilerin ırkçı politikasını terk ederek tüm Müslümanların eşitliğine dayalı İslam devleti politikası izlemişlerdir. Bu politikanın sonucu olarak,İranlıları ve Türkleri devlet yönetimine almışlardır.

• İkinci Halifeleri Mansur’dan itibaren eski Yunan ve Helenistik medeniyetlere ait eserleri Arapça’ya tercüme etmişlerdir.

• Abbasiler, Emevilerin tüm topraklarına hâkim olamamışlardır.

• 751’de Çinlilere karşı “Talas savaşını” kazanmışlardır. Bu savaş Türklerle Abbasileri birbirine yaklaştırmış ve Türklerin Müslüman olma sürecini başlatmıştır. Abbasiler, Türk illerine karşı fetih siyasetini terk etmiştir.

• En başarılı halifeleri Harun Reşit’tir. Harun Reşit Orta Anadolu’ya kadar fetihler yapmıştır. İstanbul’u kuşatmış ancak başarılı olamamıştır.

Harun Reşit’in Frank İmparatoru Şarlman’a gönderdiği çalar saat Avrupa’da büyük hayranlık uyandırmıştır. Harun Reşit ve oğulları döneminde Türkler Abbasi ordusuna ve devlet yönetimine girmişlerdir. Harun Reşit Bizans’a karşı Avasım adı verilen sınır şehirlerini oluşturmuştur.

• Abbasi devleti 9. yüzyıl sonralarından itibaren merkezi otoritesini kaybetmişti.Eyaletleri yöneten valiler bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Ülkenin doğusunda ve batısında Tavaif-i Müluk adı verilen devletler ortaya çıktı.Bunların belli başlıları;Akşitler,Tolunoğulları,Tahiriler,Samanoğulları,Hamdaniler,Ağlebiler,Büveyhiler gibi devletlerdir. Bunlardan Şii Büveyh oğulları Bağdat’a da hâkim olarak halifeyi esir almışlardı. Bu sırada İran’da Büyük Selçuklu devleti kuruldu. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey 1055’ten Bağdat’a girerek Büveyhoğullarına son verdi. Abbasi Halifesini koruma altına aldı.Halife Bağdat da yapılan bir törenle Tuğrul beyi doğu ve batının sultanı ilan etti. Siyasi yetkilerini Selçuklulara devretti. Tuğrul beyde Halifeyi dini lider olarak tanıdı.
Abbasi Halifeleri uzun süre Türk sultanlarının hükümdarlığını onaylayan bir dini otorite rolünü oynadılar.Türk hükümdarları İslam dünyasını yönetmede Halifenin nüfuzundan yararlandılar.
• Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Abbasi Halifeleri eski güçlerine yeniden ulaşmak için mücadele etmişler ancak başarılı olamamışlardır.

• 13.Yüzyılda İslam dünyası Moğol istilası ile karşılaştı.Moğollar Harzemşahlar devletine son verdikten sonra Irak’a girdiler.Moğol İlhanlı hükümdarı Hülagu 1258 tarihinde Bağdat’ı ele geçirip Abbasilere son verdi.Moğollar son Halife El Mus’tasım’ı bir çuval içine koyup atlarının ayakları altına atarak öldürdüler.Tüm Bağdat’ı yağmaladılar.Kütüphanelerdeki kitapları Fırat ırmağına attılar.Bu olay İslam medeniyetinin duraklamasına sebep oldu.
Moğol katliamından kurtulan Abbasi ailesi üyelerinden Ahmet Memluk devletine sığındı. Memluklular Ahmet’i Kahire’de Halife ilan ettiler.Memluk sarayında Halife unvanlı kişiler 1517 tarihine kadar yaşadılar.Bu tarihte Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim Memluk devletine son verdi.Aynı yıl Halifelik Osmanlılara geçti.
Uyarı:Abbasiler, Emeviler’in ırkçı politikalarını terk ettiler.Müslümanların eşitliği politikasını izlediler.Bu olay Türklerin İslamiyet’i benimsemelerine sebep oldu. Abbasiler döneminde İslam uygarlığı zirveye çıktı. İslam Rönesans’ı oluştu. Bilim teknik ilerledi.Abbasiler, siyasi ve askeri alanda başarılı bir devlet değildir. Yeni fetihler yapamadıkları gibi,Emeviler dönemindeki toprakların tamamına da hakim olamamışlardır.En önemli askeri başarıları Talas savaşıdır.10.yy da İslam dünyasında halife sayısı üçe çıkmıştır.Abbasiler döneminde İran kültürünün İslam dünyasındaki etkisi artmıştır.



Endülüs Emeviler’i (756 – 1031)
İspanya Müslümanları Emevi ailesinden Abdurrahman’ı halife seçerek
bağımsızlıklarını ilan etmişleridir. Başkentleri İspanya’daki “Kurtuba” kentidir. En başarılı halifeleri üçüncü Abdurrahman’dır.

Endülüs Emeviler’i uygarlıkta büyük bir hamle yapmışlar ve İslam uygarlığını Avrupa’ya tanıtmışlardır. Bu devlet iç karışıklıklar sonucunda 1031’de dağılmıştır. Dağılmalarından sonra kurulan en önemli İslam Beyliği Gırnata başkentli “Beni Ahmer” devletidir. Beni Ahmer devleti 1492’de Argon ve Kastilya krallıklarının saldırısı sonucunda yıkıldı.Gırnataya giren Hıristiyan güçler Müslüman alimlerin yazdığı tüm kitapları toplayıp yaktılar.Müslümanları Hıristiyan olmaya veya göç etmeye zorladılar.Bu şartlara uymayanlar öldürüldü veya ispanyadan atıldı.Osmanlı hükümdarı 2.Beyazıt İspanya Müslümanlarına yardım için Batı Akdeniz’e donanma gönderdi.Kemal Reis idaresindeki Türk donanması İspanya Müslümanlarından kurtarabildiklerini Kuzey Afrika’ya taşıdı.Bu tarihlerde İspanyada Yahudilerde katlediliyordu.Osmanlı denizcileri Yahudilerinde binlercesini kurtarıp Türkiye’ye getirdiler.

İSLAM KÜLTÜR VE UYGARLIĞI
Genel Özellikleri:
*İslam uygarlığının temelinde Kuran’ı Kerim vardır. bu uygarlık Kuran’dan kaynaklanan birlik, akıl ve hoşgörü temelleri üzerinde yükselmiştir.

* İslam uygarlığı birçok milletin kültürünün katkısı ile olmuştur.
(Arap, İran, Türk, Hint v.s)

* İslam uygarlığının gelişmesine en çok katkısı olan Helenistik medeniyet olmuştur. Ayrıca Yunan, Mısır, İran, Roma, Türk, Çin, Hint medeniyetleri de katkı yapmıştır.

* İslam uygarlığı, Abbasiler zamanında en üst seviyeye ulaşmıştır. Abbasiler dönemindeki bilim ve teknik alandaki gelişmelere İslam Rönesans’ı denir.

* İslam uygarlığı, Avrupalılar tarafından İspanya Müslümanları ve Haçlı Seferleri sonucunda tanınmıştır. Avrupalıların İslam uygarlığını tanımaları Rönesans hareketlerinin başlamasına sebep olmuştur.

Devlet Yönetimi:
İslam devletini temellerini Hz. Muhammed atmıştır. Hicret olayından sonra İslam Devleti Medine’de kurulmuştur. Hz. Muhammed Sahife adlı anayasaya dayanarak Medine’yi yönetmiştir. Askeri, siyasi, hukuki ve dini yetkileri kendisinde toplamıştır.
İslam devletinin gerçek manada teşkilatlanması Dört Halife Döneminde olmuştur. Bu dönemde yapılan önemli yenilikler şunlardır;

* Hz. Ömer topraklar genişlediği için ülkeyi illere ayırmış ve illere valiler tayin etmiştir.
* Her ilin adalet işlerine bakacak kadılar atanmıştır.
* Hz. Ömer, mali ve askeri işlere bakan divanlar oluşturmuştur.
• Hz. Ömer, hicri takvimi düzenletmiştir(639).
• Hz. Ömer, İkta sistemini oluşturmuştur. Fethedilen toprakların vergi gelirlerini devlet adamlarına tahsis etmiştir.
Uyarı:Hz. Ömer, divan teşkilatını Sasani devletinden almıştır. Divan teşkilatı klasik şeklini Abbasiler döneminde almıştır.Abbasilerin oluşturduğu Vezirlik kurumu da Sasaniler’den alınmadır. Selçuklularda divan teşkilatını Abbasilerden almışlardır.Müslümanlar devlet teşkilatlarını oluştururken,Bizans ve Sasaniler’den faydalanmışlardır.Bu gelişmeler, uygarlıkların bir çok milletin katkısı ile oluştuğunu gösterir.Fetihler Müslümanların farklı uygarlıkları ve kültürleri tanımalarına sebep olmuştur.


.

Emeviler, Dört halife dönemindeki halifelerin seçimle iş başına gelmesi geleneğini değiştirmiştir. Halifeliği babadan Oğula geçen saltanata dönüştürmüşlerdir. Emeviler döneminde devlet toprakları aşırı genişlediği için büyük eyaletler oluşturulmuştur.

Abbasiler, vezirlik kurumunu oluşturmuşlardır. Abbasiler döneminde ülke vezirin başkanı olduğu divan adı verilen meclis tarafından yönetilmeye başlanmıştır.


Ordu:
İlk düzenli ordu birliklerini Hz. Ömer oluşturmuştur. Hz. Ömer, fetihlerin daha hızlı yapılabilmesi için Irak ve Mısır’da ordugah kentler kurmuştur (Kufe, Basra, Fustat vb).

İlk donanmayı Hz. Osman oluşturmuştur. Emeviler zamanında Bizans’ın atlı süvarileri birlikleri örnek alınarak, yeni askeri birlikler kurulmuştur. Emeviler zamanında, tüm askeri birlikler Araplardan oluşurken Abbasiler zamanında, Türkler ve İranlılarda İslam ordusuna alınmıştır.

Uyarı: Abbasilerin Türkleri ordularına almaları, Türklerin Selçuklular zamanında başlayacak İslam dünyasındaki hakimiyetlerinin zeminini oluşturmuştur. Abbasi halifesi Mutasım Türklerden oluşan ordu için Samarra kentini inşa ettirmiştir.Amacı Türk kökenli askerlerin özelliklerini korumalarını sağlamaktır. Abbasiler, Güney Anadolu’da oluşturdukları askeri şehirlere(Avasım) Türkleri göndermişlerdir. Bizans’a karşı cihat faaliyetlerini Türk askerler yürütmüştür.Türk komutanlar Abbasilerin merkezi otoritesinin zayıflamasından yararlanarak Akşitler ve Tulunoğulları devletlerini kurmuşlardır.


Dil, Edebiyat ve yazı:

Arapların İslamiyet’ten önceki edebiyatlarında şiir ve hitabet gelişmişti. İslami dönemde Siyer ve Megazi adı verilen iki yeni edebiyat türü ortaya çıkmıştır. Siyerde Hz. Muhammed’in hayatı konu edilmiştir. Megazi’de savaşları işlenmiştir. İslam edebiyatında Nesir yazısı ağırlık kazanmıştır. İslam ahlakının işlendiği Edep adı verilen eserler yazılmıştır. İslami dönemde şiir ve hitabette gelişmeye devam etmiştir.

İslami dönemde Arap dili yayılmıştır.Bir çok millet milli dillerini unutup Arap dilini benimsemiştir. Sebebi Kuran’ı Kerim’in Arap dilinde yazılmış olmasıdır. Emevi halifelerinden Abdulmelik Arapça’yı resmi dil ilan etmiştir. İslami dönemde Arapça dünyada bilim ve edebiyat dili haline geldi.

Bilim ve Eğitim:
Abbasi halifesi Ebu Cafer Mansur zamanında eski Yunan ve Helenistik medeniyetin eserleri Arapça’ya çevrilmeye başlandı. Abbasiler, bu çeviri faaliyetlerini yürütmek amacıyla Darü’l Hikmet adı verilen akademiler kurdular. Abbasiler 10. yüzyılda ilk medreseleri açtılar.

Müslümanlar, bilimleri ikiye ayırarak bilimsel faaliyetleri yürüttüler. Bunlar;
I-Akli bilimler (Fizik, Kimya, Tıp, Tarih, Biyoloji v.s.)
II- Nakli bilimler (İslami Bilimler)

İslami bilimlerin belli başlıları şunlardır;
Tefsir: Kuran ayetlerini açıklayan bilim dalıdır.
Kelam: İslam felsefesidir. Pozitif bilimlere dayanarak Kuran ayetlerinin doğruluğunu delillendirmeye çalışır.
Hadis: Peygamberin sözlerini inceleyen bilim dalıdır.
Kıraat: Kuran’ın usulüne göre okunması ile ilgili bilim dalıdır.
Fıkıh: İslam hukuku ile ilgili bilim dalıdır.
İslam dünyasında yetişen önemli bilim adamları; Kindi (İlk İslam filozofudur.), Farabi(Felsefe), İbn-i Sina(Tıp), İbn-i Rüşt(Felsefe), İbn-i Haldun(Tarih ve Sosyoloji), Gazali(Fıkıh), Cabir bin Hayan ve Razi(Kimya), Harezmi(Matematik) Biruni(Astronomi),Huneyn bin İshak(Tıp),El Battani(Mat-Astronomi), Ebu Hanife(Fıkıh),Taberi(tarih),Buhari(Hadis) v.s.

İslam dünyasında bilimsel faaliyetler Abbasiler döneminde en üst seviyeye çıkmıştır. Müslümanlar serbestçe bütün bilim dallarında eserler vermişlerdir. Bilimsel alanda ilerlemelerinin temelinde akla önem vermeleri yatmaktadır. Avrupa’da Hıristiyanlığın yayılmasından sonra oluşan skolastik felsefe İslam dünyasında görülmemiştir. Müslümanlar insanlığın medeniyet birikimini değerlendirerek Orta Çağın en ileri medeniyetini oluşturdular. Avrupalılar Müslümanların astronomi, coğrafya, tıp, matematik, kimya alanındaki çalışmalarını örnek almışlardır. Günümüzde kullanılan rakamlar Avrupa’ya Müslümanlardan geçmiştir.

Abbasiler dönemine kadar Müslümanların en önemli eğitim merkezleri camilerdir. Abbasiler medreseleri kurarak eğitim kurumlarını camiden ayırmışlardır. Medreselerde çocuklara hadis, gramer, şiir ve matematik dersleri verilirdi. İslam dünyasında üniversite karakterindeki ilk medreseyi Selçuklular açmıştır (Nizamiye Medresesi). İspanya Müslümanlarının en ünlü okulları Kurtuba Medresesi idi. Kurtuba Medresesine Hıristiyan öğrencilerde devam ederlerdi. Kurtuba Medresesinin kütüphanesinde, dörtyüzbin kitap bulunuyordu.

Hukuk:
Müslümanlar, ilk adli teşkilatı Hz. Ömer zamanında oluşturdular. Hz. Ömer en yüksek maaşı kadılara verdi. Amacı kadıların adaleti eksiksiz yürütmelerini, haksızlık yapmamaların sağlamaktı. Müslümanlar geniş kapsamlı kanunlar oluşturdular. İslam hukuku; Kuran, Hadis, icma ve kıyasa dayanılarak oluşturulmuştur. İslam devletlerinde mahkemeler bağımsız çalışmışlardır.İslam hukukunda birlik bulunmaz.Her mezhep farklı hukuk kuralları oluşturmuştur.Hanefi hukukunda Kadınlara belirli hallerde boşanma hakkı verilmiştir.Avrupa toplumları bu hukuk anlayışına ancak 19.yy da ulaşabilmiştir.
İslam devletinde gayri Müslimler medeni hukuk alanında kendi din kurallarını uygulamakta serbestti. Onlarının dini inancına karışılmazdı.Gayri Müslimler devlet yönetimine katılamazlardı.Askerlik hizmetinden sorumlu değillerdi.Devletin koruması altında ve güven içinde yaşarlardı.

Maliye:
• İlk düzenli hazineyi Hz. Ömer oluşturdu.
• İlk İslam parasını Emevi Halifesi Abdulmelik bastırdı.
• Müslümanların gümüşten bastırdıkları paralara Dirhem, altından bastırdıkları paralara Dinar adı verilmiştir.
• İslam Devletlerinin hazinelerinin gelir kaynağını oluşturan vergi çeşitleri şunlardır;
–Zekat: Zengin olan Müslümanlar gelirlerinin %2,5’ini devlete verirlerdi. Devlette bu vergiyi fakir Müslümanlara dağıtırdı. Abbasiler zekatı vergi olmaktan çıkarmıştır.
–Öşür: Müslümanların, tarım ürünlerinden verdikleri vergidir.
–Haraç: Gayrimüslimlerin tarım ürünlerinden verdikleri vergidir.
–Cizye: Sağlıklı olgun gayrimüslim erkeklerden yıla bir defa alınan vatandaşlık vergisidir.
–Ayrıca gümrük vergileri, savaş ganimetleri her türlü resmi işlemden alınan vergilerde hazineye girerdi.

Ekonomi:
İslam devletlerinin zenginliği temelde ticarete dayanmıştı. Yapılan fetihler Müslümanları İpek ve Baharat yolunun geçtiği topraklara hakim kılmıştı. Bu ticaret yollarının Müslümanların eline geçmesi İslam dünyasını kısa sürede kalkındırmıştır.

İslam devletlerinde sanayi özellikle Suriye’de gelişmişti. Suriye’de kağıt, seramik, cam, dokuma ve parfümeri sanayileri gelişmişti.

Tarım Mısır, Irak ve İran’da gelişmişti. Müslümanlar, Abbasiler zamanında ilk defa çek ve senedi kullanmışlardır. Abbasiler zamanında sarraflar bankacılık görevini üstlenmişlerdi. Müslümanların çek ve senedi kullanmaları ticari hayatı canlandırmıştır. Çek ve senet Müslümanlardan Avrupa’ya geçmiştir. Avrupalılar şeker fabrikalarını kağıt fabrikalarını Haçlı Seferleri sırasında tanıdılar.

Sanat:
İslamiyet’ten önce Arabistan’da yaşayan toplulukların önemli bir mimari kültürleri yoktur. Ancak, İslami dönemde Müslüman Arapların mimarileri bütün dünyaya örnek olacak seviyeye çıkmıştır. Bu olay Müslümanların fethettikleri ülkelerin kültürlerinden etkilenmelerinin bir sonucudur. Suriye’de Roma ve Bizans,Mezopotamya’da Sasani ve Nasturi,Mısırda eski mısır sanatının eserleri Müslümanlara örnek olmuştur.

İslam Mimarisi, Emeviler zamanında Hıristiyan sanatı ile boy ölçüşecek hale gelmiştir.Abbasiler zamanında ise İslam mimarisi Hıristiyan Mimarisini geçmiştir. İslam sanatı değişik kültürler ve değişik iklimlerin etkisi ile farklı boyutlarda gelişmiştir. Yani İran’da gelişen İslam sanatı ile Mısır’da gelişen İslam sanatı aynı özellikler göstermez. En çok gelişen sanat dalı mimaridir. İslam devletlerinden kalma önemli Mimari eserler şunlardır;

Mescid-i Aksa Cami, Emevi Cami, Elhamra Sarayı, Kayravan Cami, Kubbet-üs Sahra Cami, Kurtuba Camileridir.

İslam sanatının gelişmesinden Helenistik dönem sanatının önemli etkileri olmuştur. İslam mimarisinde çini kullanılması Türkler aracılığı ile olmuştur. Müslümanlar mimari eserlerinde hat sanatını kullanmışlardır. Hat güzel yazı sanatıdır.Hat sanatının yanında ciltçilik de gelişmiştir. Ayrıca Arabesk adı verilen süsleme sanatı da gelişmiştir. Arabesk sanatının bir adı da Ebru sanatıdır. Müslümanlar süslemede hayvan ve insan motifini az kullanmışlardır. Bitki ve geometrik motifler daha çok kullanılmıştır. İslam sanatında resim ve heykel gelişmemiştir. Bu alanda çok az eser yapılmıştır.
Emeviler tarafından yaptırılan Kasr-ül Hayr ve Abbasilerce yaptırılan Balkuvara sarayları resim,kabartma ve heykellerle süslenmiştir.Bu olay yerel kültürlerden etkilenmenin doğal bir sonucudur.
İslam sanatı tek bir millete mal edilemez.Evrensel özellikler gösterir.İslam sanatının gelişmesinde tüm Müslüman milletlerin katkısı bulunmaktadır.İslam Mimarisi Hıristiyan mimarisini etkilemiştir.Müslümanların Minare yapmaları Hıristiyanlarında çan kulesi yapmalarına neden olmuştur.Orta çağda Avrupa’da Gotik tarzında yapılan mimari eserlerde İslam mimarisinin etkileri görülür.

TÜRK DÜNYASI-1

A-Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve İslam Devletindeki Hizmetleri

Hz.Muhammed’in Peygamber olarak Ortaya çıktığı 7.yy başlarında Orta Asya da 1.Göktürk devleti,Avrupa’da ise Avarlar adlı Türk devleti vardı.Türklerin Peygamber döneminde İslamiyet’le bir temasları olmadı.
Türk Müslüman ilişkisi dört halife döneminde başladı.Hz.Ömer döneminde İslam orduları Sasani devletini ortadan kaldırıp İrana hakim olunca Türklerle İslam devleti sınır komşusu oldu.Hz.Osman döneminde İslam orduları Türk topraklarına girdi.İslam ordularını güney Kafkasya da Hazarlar,Maveraünnehir de Türgişler karşıladılar.Bu devletler İslam ordusunun ilerleyişini durdurdular.
Emeviler döneminde Türk Müslüman mücadelesi yoğunlaştı.Emevi halifesi Muaviye Horasan eyaletini oluşturdu ve buraya elli bin Arap yerleştirdi.Horasanda üslenen İslam orduları Ceyhun ırmağını aşıp Maveraünnehire girdiler.Türgişler İslam ordusunun ilerleyişini durdular.Ancak Emevilerin Horasan valiliğine getirdikleri Kuteybe Bin Müslim Semerkent ve Buhara’yı alıp bütün Maveraünnehire hakim oldu(715).Türgiş devletine hakan olan Sulu Kağan karşı saldırıya geçerek Türk topraklarını geri aldı.Sulu kağan öldükten sonra Türgiş devleti zayıfladı.Maveraünnehir tekrar Emevilerin eline geçti.Emevi orduları ile Hazar Türk devleti arasında da şiddetli savaşlar yaşandı.Emeviler Hazarların başkenti Hanbalık şehrine kadar ilerlediler.Güney Kafkasyaya hakim oldular.
Emevler döneminde Türkler arasında İslamiyet pek taraftar bulmadı.Emeviler ırkçı bir politika izliyorlardı.Müslüman olsalar dahi Arap olmayan milletleri azatlı köle olarak görüyorlardı. Gayrimüslimlerden alınan cizye ve haraç vergisi alıyorlardı.Arap olmayanları devlet yönetimi ve orduya almıyorlardı.Bu davranışları Türklerin Müslüman oluşlarını geciktirdi.Emevilerin yıkılışına sebep olan isyanı Horasanlı Ebe Müslim adlı bir Türk başlattı.Ebe Müslim isyanının çıkmasında Emevilerin ırkçı politikaları etkili oldu.
Abbasilerin kuruluşlarından bir yıl sonra, Çinlilerle Müslümanlar arasında Talas savaşı yaşandı(751).Bu savaşın sebebi, 2.Göktürk devletinin yıkılmasından sonra orta Asya da Çinliler ve Müslümanların hakimiyet mücadelesine girmesidir.Talas savaşında Karluk Türk boyu tarihi düşman Çine karşı Müslümanların yanında yer aldı.Savaşı Müslümanlar ve Karluklar kazandı.Bu savaştan sonra;
-Türkler ve Müslümanlar bir birlerine yakınlaştılar.Türkler Müslüman olmaya başladılar.
-Çin Orta Asya’dan çekildi.Yaklaşık bin yıl kendi sınırları dışına çıkmadı.Türk topraklarına yönelik Çin tehdidi ortadan kalktı.
-Savaşta esir alınan bir Çinli kağıt ustasına Semerkant da kağıt fabrikası kurduruldu.Bu olay kağıdın Çin dışında tanınmasına sebep oldu.Kağıt Müslümanlardan Avrupa milletlerine geçti.
İlk Müslüman olan Türk boyu Karluklar oldu.10.yy da Türklerin en kalabalık boyu olan Oğuzlar Müslüman oldular.Yine bu yüzyılda, Karahanlılar ve İdil Bulgarları adlı Türk devletleri İslamiyet’i benimsediler.13.yy da Uygurlarında Müslüman olması ile Türk boylarının büyük çoğunluğu İslamiyet’e girmiş oldu.
Türklerin Müslüman olmalarının dini,siyasi,askeri ve ekonomik sebepleri bulunmaktadır.Türkler İslâmiyet'i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır.Bu benzerlikler;
 Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet'teki gibi tek bir Allah'a inanıyor ve Ona Tanrı (Tengri) diyorlardı.
 Ahiren ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.
 İslâmiyet'te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu .
 İslâmiyet'teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi(adaleti) hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.
 İslâmiyet'in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.
Orta çağda çok canlı olan doğu batı ticareti, Türklerin İslamiyet’i tanımalarında etkili oldu.İslam dünyasının ekonomik alanda hızlı bir yükseliş göstermesi, Türk topluluklarını İslam dünyasına çekti.Emeviler’den sonra kurulan Abbasiler, Irkçı politikayı terk ettiler.Türkleri Ordularına ve devlet yönetimine aldılar.Türklere İslamiyet’i tanıtmak üzere çok sayıda din adamını Türk ülkelerine sevk ettiler.İslamiyet’i Türklere tanıttılar.Talas savaşı Abbasilerle Türkleri yakınlaştırdı.Abbasiler Emevilerin saldırgan politikasını terk etti.Türklere karşı barışçı politika izledi.Bütün bu gelişmeler Türklerin Müslüman olmalarına tesir etti.

Türklerin Müslüman Oluşlarının Sonuçları:

 Türklerin İslâmiyet'i kabul etmeleri, hem İslâm âlemi hem de dünya tarihi açısından büyük sonuçlar doğurmuştur. Türkler, karışıklık içinde bulunan İslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler. Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler.
 Batıda Haçlı Seferleri'ne, doğuda Moğol akınlarına karşı İslam dünyasını Türkler savundular. Böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtuldu. . Bin yıla yakın bir süre Türkler, İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmış ve Müslüman milletleri yönetmişlerdir.
 Türkler İslamiyet’i geniş alanlara yaydılar.Hindistan,Çin,Orta Asya,Anadolu,Doğu Avrupa ve Orta Afrika’ya İslamiyet’i Türkler götürdüler.Bu topraklarda yaşayan milletler İslamiyet’i Türklerden öğrendiler.
 Türk kültürü, İslam medeniyetini zenginleştirdi.Türk-İslam medeniyeti oluştu.
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ:
TOLUNOĞULLARI(869-905):
Tolunoğulları devleti, Abbasi İslam devletinde görev yapan Ahmet adlı bir Türk komutanı tarafından Mısırda kurulmuştur.Ahmet’in babası Tolun, Dokuzoğuz Türklerindendi.Tolunoğlu Ahmet Samara şehrinde asker olarak yetiştirildi.İlk görev yeri, İslam devletinin Uc merkezlerinden olan Tarsus şehriydi.9.yy da Abbasilerin merkezi otoritesi iyice zayıflamıştı.Valiler görev yerlerine gitmiyorlar,yerlerine vekil(Naip) gönderiyorlardı.Ahmet 868 tarihinde mısır valiliğine atanan üvey babasının Naibi olarak Mısıra gönderildi.Ahmet Mısırın fiili hakimi oldu.Mısırda kendisine bağlı askeri birlikler oluşturdu.İç karışıklıkları önledi.Merkezi otoriteyi güçlendirdi.Mısırdan toplanan vergilerin bir kısmını Bağdat’a gönderdi.Abbasi halifesinin isteği üzerine Suriye’de çıkan isyanı bastırdı.Mısıra yaptığı hizmetlerle yerli halkın desteğini kazandı.Ahmet Abbasi devletinde baş gösteren iç karışıklıktan istifade ederek bağımsızlığını ilan etti(875).
Tolunoğlu Ahmet Mısırda 16 yıl hakimiyet sürdü.Mısırı sosyal ve ekonomik yönden kalkındırdı.Mısır dışında Suriye,Antakya ve Tarsus’u devletinin sınırlarına kattı.Ahmet 884 yılında öldü.
Ahmet’ten sonra devletin başına oğlu Humaraveyh geçti.Abbasiler Ahmet’in ölümünü fırsat bilerek Suriye’yi geri aldılar.Humaraveyh 886 yılında Suriye seferine çıktı.Abbasi kuvvetlerini mağlup ederek Suriye’yi geri aldı.Bunun üzerine Abbasi halifesi Suriye çevresindeki Tolunoğulları hakimiyetini yeniden tanıdı.Bu tarihten sonra iki devlet dost oldu.Tolunoğulları Abbasilere yıllık vergi ödemeye tekrar başladılar.
Humaraveyh 896 yılında öldükten sonra Tolunoğulları devleti fazla yaşayamadı.Abbasiler 905 yılında Fustat’ı ele geçirerek Tolunoğullarına son verdi.
Tolunoğullarının yıkılışının en önemli sebebi hakim oldukları topraklarda yeterli Türk nüfusun olmamasıdır.Tolunoğullarına Türk devleti denilmesinin sebebi hükümdar ailesinin ve ordunun Türklerden oluşmasıdır.Tolunoğulları Türklerin İslam dünyasında kurdukları ilk devlettir.Türklerin İslam dünyasında tanınmasına öncülük yapmışlardır.
AKŞİTLER(935-969):
Tolunoğullarından sonra Mısırda kurulan ikinci Türk devletidir.Abbasilerin Mısıra vali olarak gönderdikleri Mehmet adlı bir Türk tarafından kurulmuştur.Mehmet’in ataları Türkistan’ın Fergana bölgesinden gelmişti. Akşitler Mısırdan sonra Hicaz,Suriye,Güney Anadolu ve Kuzey Irak’a da hakim oldular.
İhşit Mehmet hakim olduğu topraklarda fiilen bağımsız,hukuken Abbasilere bağlı hareket etti.Bastırdığı paralarda önce Halifenin adına,sonra kendi adına yer verdi.Topladığı vergilerin bir kısmını Abbasilere gönderdi.Bu olay Akşitlerin tam bağımsız olmadığını gösterir.İhşit Mehmet Oğulu Ebu’l Kasım Unucur’u veliaht ilan etti.Bu karar Abbasilere karşı dolaylı bir bağımsızlık ilanı idi.
İhşid Mehmetten sonra Oğlu Unucur hükümdar oldu.Ancak bu hükümdarın yaşı küçük olduğu için devletin idaresi Kafur adlı vezirin eline geçti.Kafur Unucur’dan sonra hükümdar olan Ebu’l Hasan Ali döneminde de Kafurun hakimiyeti devam etti.Kafur Ölünce Akşitler devleti yıkıldı(969).İhşitlerin varlığına Tunusta kurulan Şii Fatimi devleti son verdi.
Akşitler siyasi hayatlarında Bizanslılar,Fatımiler ve Hıristiyan Nubyalılarla mücadele ettiler.Hakim oldukları topraklarda İslam uygarlığını geliştirdiler.Türk kültürünü İslam dünyasına tanıttılar.Büyük Selçukluların İslam dünyasına hakim olmasını kolaylaştırdılar.Tarihi rolleri Tolunoğulları ile benzerlik gösterir.
KARAHANLILAR(840-1212):
Karahanlılar Uygur devletinin yıkılmasından sonra Türkistan da kurulan bir Türk devletidir.Devletin kurucuları,Uygurların Yağma boyunu yöneten beylerdir.Bilinen ilk hükümdarları, Bilge Kül Kadir Han’dır.Adları hükümdarlarının kullandığı kara unvanından kaynaklanmıştır.Eski Türkçe’de “Kara” büyüklük,yükseklik ve güçlülük manasında kullanılıyordu.Bu devletin hükümdarları, “Türkistan Uygur Hanları” ve “Türkistan Hakanları” unvanlarını da kullanıyorlardı.Karahanlılar Yağma, Karluk,Çiğil ve Tohsi adlı Türk boylarının ortak devleti olarak tarih sahnesine çıkmıştır.Karahanlıların ilk devlet merkezleri Balasagun Şehri’dir.Karahanlılar Kuruluşlarından sonra batı Türkistan’a doğru genişleme siyaseti izlediler.Batı Türkistan da ise İslam dini yayılmıştı.Özellikle Taşkent çevresindeki Türkler Müslüman olmuşlardı.Karahanlılar,Arslan Bazir ve Oğulcak Kadir Han dönemlerinde Samanoğulları devleti ile mücadele ettiler.Devletin sınırlarını Maveraünnehire doğru genişlettiler.
Karahanlıların Müslüman oluşları, Satuk Buğra Han döneminde gerçekleşti.Satuk Buğra Karahanlılara sığınan “Ebu Nasır” adlı Samanoğulları Prensi ve Onun yanında bulunan Müslüman dervişlerden İslamiyet’i öğrendi.Müslüman olduktan sonra Abdülkerim adını aldı.Hakim olduğu topraklarda İslamiyet’i resmi din kabul etti.Türk boylarının Müslüman olmaları için askeri,kültürel ve siyasi faaliyetlerde bulundu.Müslümanlarında desteği ile devletin sınırları hızla genişledi.Karahanlı halkının tamamı Baytaş Arslan han döneminde Müslüman oldu.Karahanlıların Türk boylarını İslamiyet’le tanıştırmaları 10.yy da gerçekleşti.
Karahanlılar kuruluşlarından itibaren devleti doğu ve batı olarak iki bölüme ayırarak yönettiler.Büyük hükümdar doğuyu yönetiyordu.Karahanlıların batı kolunu yöneten hükümdarlardan İlek Nasır Samanoğullarına karşı Gaznelilerle ittifak yaptı.Bu ittifak sonucunda Samanoğulları yıkıldı.Ceyhun ırmağının doğusundaki toprakları Karahanlılara,batısındakiler Gaznelilere ait olmak üzere paylaşıldı(1001).
Karahanlı devleti Yusuf Kadir hanın 1032 tarihinde ölümünden sonra doğu ve batı olarak iki devlete ayrıldı.Taht kavgaları parçalanmaya ve siyasi gücün zayıflamasına neden oldu.Karahanlılar 1089 tarihinde Büyük Selçuklu Sultanı Melikşahın hakimiyetini tanımak zorunda kaldılar.Büyük Selçuklular Karahanlı hükümdarlarını,yıllık vergi ve ihtiyaç olduğunda asker vermek şartı ile yerlerinde bıraktılar.
Karahanlıların Selçuklulara tabiiyeti “Katvan savaşına” kadar sürdü.Katvan savaşı Karahanlı tarihinin önemli olaylarından birisidir.Karahıtaylar adlı Moğol kavmi doğudan Karahanlı topraklarına girdi.Selçuklu Sultanı Sancar, Karahıtaylara karşı sefere çıktı.Ancak Selçuklu ve Karahanlı ordusu Katvan savaşında Karahıtaylara yenildi(1141).Karahanlılar, Karahıtaylara bağlanmak zorunda kaldılar.
Karahanlılar Katvan savaşından sonra önemli bir varlık gösteremediler.Sonunda doğu Karahanlılarına Karahıtaylar(1211),batı Karahanlılarına Harzemşahlar devletleri son verdi(1212).
Karahanlıların Türk tarihindeki en önemli rolleri,Türklerin Müslüman oluşlarına öncülük yapmalarıdır.Türk-İslam uygarlığının ilk eserlerini Karahanlılar oluşturdular.İslam Uygarlığı ve İslam Milletleri ile Türk Milletini tanıştırdılar.Türk kültürünün zenginleşmesini sağladılar.Karahanlılar Büyük Selçuklular,Gazneliler,Harzemşahlar, Türkiye Selçukluları, Eyyubiler ve Karahıtaylarla çağdaştırlar.
GAZNELİLER(963):
Gazneliler Afganistan,İran ve Hindistan’da hakimiyet kuran bir Türk-İslam devletidir.Bu devletin kurucusu Samanoğulları devletinin yetiştirdiği Alp Tiğin adlı Türk komutanıdır.Alp Tiğin Samanoğulları devleti içinde başlayan iç mücadelenin etkisi ile Afganistan’ın Gazne şehrine çekilmiş ve bağımsızlığını ilan etmiştir.Alp Tiğin ölünce Türk komutanlar Sebük Tiğini Sultan seçtiler.Gazne hanedanının atası Sebük Tiğin oldu.Sebük Tiğin Afganistanın büyük bölümünü topraklarına kattı.Hindistana sefer yaptı ve Peşaver bölgesini ele geçirdi.Sebük Tiğin, Gaznelileri gerçek bir devlet hüviyetine kavuşturdu.
Gazne devletinin en başarılı hükümdarı,Sultan Mahmuttu(998-1030).Sultan Mahmut Samanoğullarına karşı Karahanlılarla ittifak yaptı.Gazneli ve Karahanlı saldırıları sonucu Samanoğulları yıkıldı.Horasan ve Çevresi Gaznelilerin oldu.Daha sonra İran’ın güneyindeki sistanı ele geçirdi.
Samanoğullarının yıkılmasından memnun olan Abbasi Halifesi Kadir Billah,Mahmut’un Sultanlığını onayladı.Hilat,Bayrak,Çetr ve Menşur gibi hakimiyet alametleri gönderdi.
Sultan Mahmut döneminin en önemli olayı, Hindistan’a yapılan 17 seferdir.Bu seferlerin sebepleri şunlardır:
 Bu seferlerin en önemli sebebi,İslamiyet’in Hindistan’da yayılmak istenmesidir.İslamiyet’teki Gaza ideolojisi bu seferlerin yapılmasına neden olmuştur.
 Hindistan zengin bir ülkeydi.Gazneli Mahmut Hindistan’ın zenginlikleri ve insan potansiyelini ele geçirip devletinin gücünü artırmak istiyordu.
 İslamiyet’in bütünlüğünü tehdit eden Batıni mezhebinin, Hindistan da yayılmasını önlemek.
Gazneli Mahmut 17 sefer sonucunda Hindistan’ın kuzey ve batısını ele geçirdi.Seferlerde İndus ve Ganj nehirleri üzerinde oluşturulan donanmadan yararlandı.Hind seferleri sonucunda İslamiyet Hindistan da yayıldı.Gazneliler güçlü bir devlet konumuna yükseldiler.Hintliler İslam ve Türk uygarlığı ile tanıştı.Gazneliler gelecekte Hindistan da kurulacak Müslüman devletlerin temellerini attılar.
Sultan Mahmut Karahanlılarla da mücadele etti.Ceyhunu geçen ve Horasanı işgal eden Karahanlı kuvvetlerini mağlup etti.Harzem bölgesini feth etti.Büveyhoğulları adlı Şii İslam devletinden, İran’ın Kirman ve Rey bölgelerini aldı.Oğuzların lideri Arslan yabguyu tutukladı.Oğuzlara karşı Karahanlılarla işbirliği yaptı.
Gazane devletini 1030-1040 tarihleri arasında Sultan mesut yönetti.Sultan mesut döneminde oğuzlar gazneliler için büyük bir tehdit haline geldiler.Oğuzlar liderleri Tuğtul ve Çağrı beylerin liderliğinde, Ceyhun ırmağını aşarak Horasana girdiler.Gazne kuvvetleri 1035 Nesa ve 1038 Serahs savaşlarında oğuzlara yenildi.Bunun üzerine Sultan mesut yüzbin kişilik bir ordu ile sefere çıktı.Ancak Dandanakan savaşında oğuzlar Gazne ordusunu yendiler(1040).Sultan Mesut kaçmaya çalışırken kendi askerleri tarafından öldürüldü.Dandanakan savaşının Sonuçları:
 Savaşı kazanan Oğuzlar, Büyük Selçuklu devletinin kuruluşunu ilan ettiler.İran da yeni bir Türk devleti kuruldu.
 Gaznelilerin yükseliş dönemi sona erdi.Çöküş dönemine girdiler.
Dandanakan savaşı Gazne tarihinde dönüm noktası oldu.Bu savaştan sonra varlıklarını Afganistan ve Hindistan da sürdürmeye çalıştılar.Dandanakan savaşından sonra görev yapan hükümdarlardan en başarılısı Behram Şah oldu.Gaznelilerin zayıflaması Afganistanda Gurlular adlı devletin güçlenmesine neden oldu.Gazneliler uzun süre Gurlular ve Büyük selçuklularla mücadele ettiler.Sonunda Gurlu baskısına direnemeyen Hüsrevşah adlı Sultan Gazneyi terk ederek,başkenti Lahor’a taşıdı.
Son sultan Hüsrev Melik Lahor’a saldıran Gurluları durduramadı.Gurlular 1186 yılında Gazne devletine son verdi.
Gazne devletinin en önemli tarihi rolü İslamiyet’i Hindistan da yaymasıdır.Hindistan da Gaznelilerle başlayan Türk hakimiyeti 19.yy kadar değişik Türk devletleri tarafından sürdürülmüştür.Günümüzde Hind yarımadasında bulunan Pakistan ve Bangladeş adlı İslam devletlerinin varlığı Gazne tarihi ile ilgilidir.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ(1040-1157)

Büyük Selçuklu devleti Türk boylarının en kalabalık ve güçlüsü olan Oğuzlar tarafından kurulmuştur.Oğuzlar, varlığı Hunlar döneminden beri bilinen bir Türk boyudur.Oğuz kelimesi,boylar kabileler manasına gelir.Ok ve Uz kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir.Oğuzların boy sayısı, 11.yy da 24’e çıkmıştır. II. Göktürk Devleti ve Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmek zorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda Aral gölü ve Seyhun ırmağı çevresini yurt tuttular.Oğuzların bir kolu Kumanların baskısı sonucunda
Avrupa’ya göç etti.
Bizanslıların Uz adını verdiği bu topluluk doğu Avrupa da dağıldı. Günümüzde Moldova’da yaşayan “Gök Oğuzlar-Gagavuzlar” Uzların torunlarıdır.
Seyhun bölgesinde kalan Oğuzlar, X. yy da bağımsız bir devlet kurdular.Merkezleri Yenikent idi. Başkanlarına Yabgu denildiği için bu devlete de Oğuz Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletin sınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydı.Oğuzlar;Kumanlar , Karahanlılar ve Samanoğulları ile komuydular.
Oğuz devletinde Yabgu’dan sonra en yetkili görevli, Su başı adlı ordu komutanı idi.Selçuklu devletine adını veren Selçuk bey, Oğuz devletinde “Sü Başı” idi.Selçuk beyden öncede babası “Dukak” bu görevi yapmıştı. Oğuz devletinde asıl siyasî ve askerî güç yabgu’dan çok sübaşı, yani ordu komutanının elindeydi.
Selçuk bey Sübaşılık görevini yaparken, Yabgu ile siyasi anlaşmazlık içine düştü. Kendisine bağlı boylarla birlikte güneydeki Cend şehrine göç etti(960).Bu olay, Selçuklu Devleti'nin ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir. Cent şehrinde halkın büyük bir kısmı Müslüman’dı. Selçuk Bey ve kendine bağlı olanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren bu dine sıcak bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı. Nitekim Selçuk Bey, Oğuz yabgusu’nun yıllık vergiyi almak için gönderdiği memuru, kafire haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent’ten kovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele etmekten kaçınmadı. Böylece İslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı.Müslümanlığı kabul eden Oğuz kitleleri Selçuk Bey’in etrafında toplandı.Selçuk bey Karahanlılara karşı Samanoğulları ile ittifak yaptı.Samanoğulları Nur Kasabasını Selçuk beye yurt olarak verdi. Seyhun'u geçen Oğuzlar, Nûr kasabasına yerleşti.Selçuk beye bağlı Oğuzlar Maveraünnehir bölgesine girdi.Ancak Samanoğulları Devleti kısa bir süre sonra yıkıldı (999).Toprakları Karahanlı ve Gazneliler tarafından paylaşıldı. Yüz yaşını geçmiş olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te vefat etti.
Selçuk beyin ölümünden sonra oğlu Arslan Yabgu seçildi.Arslan Yabgu, Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlılarla mücadele etti. Karahanlılara karşı isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yı ele geçirdiler. Bu güç birliğine karşı Gazneli Sultan Mahmut ve Karahanlı Yusuf Kadır Han anlaşmaya vardılar. Gazneli Mahmut, görüşmek isteği ile yanına çağırdığı Arslan Yabgu'yu tutukladı ve Hindistan'ın kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7 sene kaldığı bu kalede öldü(1032).
Tuğrul ve Çağrı Beyler, amcaları Arslan Yabgu'nun tutuklanması üzerine fiilen Oğuzların liderleri durumuna geldiler (1025) .Ancak geleneğe uygun olarak diğer amcaları Musa'yı yabgu ilân ettiler. Arslan Yabgu'nun ölümünden sonra Selçuklularda kısa süren bir dağınıklık yaşandı . Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin bir kısmı, Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar ileride Selçukluların Irak ve Horasan kolunu oluşturacaklardır. Arslan Yabgu ile ittifak kurmuş olan Buhara hâkimi Ali Tegin, Tuğrul ve Çağrı Beylerin kendine bağlı kalmasını istiyordu. Buna karşı çıkan Tuğrul ve Çağrı Beyler ile Ali Tegin arasında şiddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek zorunda kaldı. Gazneli Valisi Harezmşah Altuntaş'ın gösterdiği bölgeye oturdular (1030 ). Ancak daha sonra, artan Gazneli tehlikesine karşı Selçuklular, Ali Tegin ve Harezm valisi ile ittifak kurdular. Harezm'de Cent Hâkimi Şah Melik tarafından 7-8 bin Türkmen'in öldürüldüğü korkunç baskın(1034), ve müttefikleri Harzemşah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine, Selçuklular Horasan'a geçmek zorunda kaldılar.
Tuğrul ve Çağrı Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve İbrahim Yınal kuvvetleri olduğu hâlde, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girişleri, Gazneli sultanı Mesut'u oldukça telâşlandırdı. Çünkü daha önce bu bölgeye gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uğraştırmıştı. Bu sebeple Gazneli Mesut büyük bir ordu hazırladı. Ancak Nesa yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular bu orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran 1035). Gazneli Mesut, Selçuklulara bazı bölgeleri bırakmayı kabul etti. Fakat Selçukluların kazandığı zaferi duyan Oğuz kitleleri bölgeye akmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Gaznelilerden yeni bölgeler istendi. Bu isteği geri çeviren Gazneli Mesut, Selçukluların üstüne yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular yine büyük bir zafer kazandı (Mayıs 1038). Horasan'ın tamamı Selçuklu hâkimiyetine geçti. Selçuklular bağımsızlıklarını ilân ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptılar. Tuğrul Bey ele geçirilen Nişapur'u devlet merkezi ilân etti.
Dandanakan Savaşı ve Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu:
Horasan'ı kaybeden Gazneli Sultanı Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe indirmek için ordusunun başına geçti. Sefer esnasında katılanlarla birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100 bine ulaşmıştı. Selçuklu kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden oluşmaktaydı. Bu dengesizlik sebebiyle Selçuklu ordusu yıpratma savaşı vermeyi uygun bulmuştu. Bu sebeple ordu çöllere doğru çekildi. Nişapur'a giren Gazneli Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin vur-kaç taktiği ile iyice yıpranan Gazne ordusuna karşı meydan savaşı yapma zamanının geldiğine karar veren Çağrı Bey nihayet Merv yakınındaki Dandanakan Hisarı önünde Gaznelileri karşıladı. Üç gün süren savaş sonucunda Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı (22-24 Mayıs 1040). Gazneli Mesut beraberindeki 100 kadar atlı ile ancak kaçabildi ise de Hindistan'a giderken kendi adamları tarafından öldürüldü.
Dandanakan Savaşı, Selçuklular için bir dönüm noktası olmuştur. Aslında Serahs Savaşı'yla fiilen kurulmuş olan devlet, bu savaş neticesinde hukuken bağımsızlığını kazanmış, bölge ülkeleri ve halife Selçuklu devletini tanımıştır. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline gelen Selçuklular, Türkleri bir bayrak altında toplamaya başlayacak ve İslâmiyet'in öncülüğünü üstleneceklerdir.
Dandanakan Savaşı'nın hemen ertesinde Tuğrul Bey Selçuklu Sultanı ilân edildi. Merv'de yapılan kurultayda devlet teşkilâtı düzenlendi. Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan memleketler Selçuklu hanedanına mensup üç lider arasında taksim edildi. Buna göre merkezi Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e; Herat merkez olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tuğrul Bey Sultan unvanı ile başkent Nişapur'da kaldı, Irak kendisine bağlandı. Çeşitli bölgelere gönderilen diğer hanedan üyeleri de Sultan Tuğrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük Selçuklulara bağlı kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular.
Hanedan üyeleri kendilerine ayrılan toprakları birer birer zapt ediyordu. Doğuda yapılan seferlerde Çağrı Bey Gaznelileri tamamen Horasan'dan çıkardı, Belh şehrini ele geçirdi. Karahanlıları barış yapmak zorunda bıraktı. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî Hint denizi kıyılarındaki Mekran'ı aldı. Diğer oğlu Kara Arslan Kavurd ise Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'ı , Hürmüz Emirliği'ni ve Umman'ı Selçuklu idaresine bağladı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin birlikte çıktığı seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara geçti. (1043)
Tuğrul Bey İran'daki birçok bölgeyi bizzat çıktığı seferle ele geçirdi. Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal, İran'ın en önemli merkezlerinden Rey şehrini zapt etti ve Tuğrul Bey'i buraya davet etti. Tuğrul Bey, fetih bölgelerine daha yakın olması sebebiyle Nişapur' u bırakarak, Rey'i devletin yeni başkenti yaptı .(1042)
Tuğrul Bey 1044 tarihinden itibaren Anadolu’num Fethi mücadelesini başlattı.En seçkin komutanlarını Kafkasya üzerinden doğu Anadolu’ya sevk etti.Doğu Anadolu’ya yönelik Selçuklu akınları sırasında şehzade Hasan Şehit düştü.Bu olayın hemen ardından,Bizans ve Gürcü ordusu ile Selçuklu ordusu arasında Pasinler savaşı yaşandı. Kutalmış ve İbrahim Yınal idaresindeki Selçuklu ordusu, Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savaşı ile büyük bir hezimete uğrattılar (1048). Bu savaşta Gürcü Kralı Liparit ve ellibin asker Selçuklular tarafından esir alındı.Bu esirler Bizans’ın fidye ödemesi, İstanbul'daki yıkık bir caminin onarımı ve Tuğrul Bey adına burada hutbe okunması şartlarını kabul eden bir anlaşmayı imzalaması üzerine serbest bırakıldı.Pasinler zaferinden sonra Anadolu’ya yönelik selçuklu akınları hız kazandı.
Selçuklu devletinin kurulduğu sırada bir Şii İslam devleti olan Büveyhoğulları Bağdat’ı ele geçirmiş ve Abbasi halifesi Kaim bi-Emrullah'ı kontrol altına almıştı.Abbasi Halifesi Tuğrul Beyden yardım istedi. Tuğrul Bey, bu istek üzerine, Büveyhoğullarına karşı sefere çıktı(1055).Bağdat ve çevresini ele geçirdi.Abbasi Halifesi düzenlenen bir törenle Tuğrul Beyin beline iki kılıç taktı. Doğunun ve batının hükümdarı unvanını verdi.Bu olayla Selçuklular İslâm dünyasının koruyuculuğunu ve yönetimini üstlenmiş oldu.Abbasi Halifesi siyasi yetkilerini Tuğrul Beye devretmiş oldu.Tuğrul Beyde Halifeyi dini lider olarak tanıdı.
Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan Çağrı Bey 1060'ta ve Sultan Tuğrul Bey ise 1063'de öldü. Çağrı Bey cesareti ve kumandanlığı, Tuğrul Bey ise adaleti ve siyasî zekâsıyla, II. Göktürk Devleti'ndeki Bilge ve Kül-Tigin kardeşleri hatırlatan büyük şahsiyetlerdir.
Tuğrul Bey' in çocuğu yoktu.Bu sebeple Selçuklu tahtına Çağrı Bey'in büyük oğlu Süleyman'ı vasiyet etmişti. Ancak Çağrı Bey'in diğer oğlu Alp Arslan bunu kabul etmedi. Henüz çocuk yaştayken babasını temsil eden Alp Arslan, Karahanlı ve Gaznelilere karşı başarılar elde etmiş, onları itaate zorlamıştı. Bu sebeple Selçuklu tahtının hakkı olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış da kendini sultan ilân etmişti. Askerlerin desteklediğini alan Alp Arslan, Kutalmış'ın isyanını bastırdı ve Rey'de tahta çıktı. Nizamülmülk'ü vezirliğe getirdi (1064).
Alparslan Dönemi Olayları(1064-1072):
Alp Arslan, devlet nizamını sağlar sağlamaz Azerbaycan ve Anadolu üzerine sefere çıktı.. Alp Arslan Azerbaycan ve Kafkasya'da birçok kaleyi ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu'ya girdi. Hıristiyanlığın doğudaki en güçlü kalesi olan Ani'yi şiddetli bir kuşatmadan sonra ele geçirdi. Ardından Kars'a girdi (1064).1065 yılında, atalarının ilk yerleştiği şehir olan Cend'e gitti ve Kıpçakları hâkimiyeti altına aldı.
Sultan Alparslan Anadolu’yu fetih etmek istiyordu. Bu amaçla Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya girdi. Malazgirt',Ahlat, Meyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakır) ve havalisini fethetti .
Selçukluların batıya doğru genişleme siyasetleri Mısır merkezli Şii İslam devleti olan Fatimilerle karşı karşıya gelmelerine neden oldu.Fatimiler Abbasi halifelerini tanımıyorlardı.Fatimi hükümdarları kendilerini “Halife” ilan etmişlerdi.İslam dünyasında Şii mezhebini hakim kılmaya çalışıyorlardı.Selçuklular ise Sünni Müslümanları temsil eden Abbasi halifesini koruma politikasını benimsemişti.Alparslan 1071 yılında Fatimilere karşı sefere çıktı ve Suriye’yi ele geçirdi.Mısır üzerine yürümek için hazırlıklara başladı. Ancak Bizans İmparatorunun doğuya doğru sefere çıktığını öğrenince,Mısır seferinden vazgeçti.Bizans ordusunu karşılamak üzere Anadolu’ya döndü.
Alparslan döneminin en önemli olayı Malazgirt savaşıdır.Bizans İmparatoru Romen Diyojen Selçuklu devletini ortadan kaldırıp, Anadolu’ya yönelik Türk tehdidini yok etmek için sefere çıktı.Alparslan Bizans Ordusunu Malazgirt yakınlarındaki Rahva Ovasında karşıladı.26 Ağustos 1071 Cuma günü meydan savaşı yaşandı.Savaş sırasında Bizans ordusunda bulunan Peçenek ve Uz kökenli askerler Selçuklu ordusuna katıldı.Savaşı Selçuklular kazandı. Bizans İmparatoru Romen Diyojen esir alındı.Malazgirt savaşının sonuçları:
 Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başladılar.Türk milleti yeni bir yurt kazandı.
 Anadolu’da ilk Türk devlet ve beylikleri kuruldu.Bu olayla Türkiye tarihi başladı.
 Bizans İslam dünyası için tehdit olmaktan çıktı.
 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’nun Müslüman Türklerin eline geçmesi, Hıristiyan milletleri rahatsız etti.Avrupa’dan İslam dünyasına karşı Haçlı seferleri başladı.
Sultan Alp Arslan, Malazgirt'ten sonra çıkan karışıklıkları bastırmak amacıyla Maverâünnehir üzerine sefere çıktı. Ancak burada esir alınan bir kale komutanı tarafından hançerlenerek öldürüldü. Oğlu Melikşah hükümdar oldu.

Melikşah Dönemi Olayları(1072-1092):
Melik şah hükümdar olamasın da önemli rol oynayan vezir Nizamülmülkü görevinde bıraktı.Melik şah öncelikle sınırlara tecavüz eden Karahanlı ve Gazneliler'i yenerek, barışa zorladı.Her iki devlete Selçuklu üstünlüğünü kabul ettirdi. Devlet merkezi Rey’den daha güneydeki İsfahan'a taşındı.Bizans İmparatorluğu Malazgirt savaşından sonra imzalanan anlaşmanın şartlarına uymamıştı.Bu durum Melikşah’ın Anadolu akınlarına hız vermesine neden oldu.Melikşah’ın görevlendirdiği Kutalmış'ın oğulları ve bazı Türkmen reisleri Batı Anadolu'ya kadar akınlar düzenlediler.Kutalmış’ın oğullarından Süleyman İznik merkez olmak üzere Türkiye Selçuklu devletini kurdu. Bu arada Türkmen liderlerinden Atsız Fatımîlerden Suriye'yi ve Filistini aldı.Daha sonra mısır üzerine yürüdü ise de başarılı olamadı. Melikşah Atsızdan sonra Suriye'nin idaresini kardeşi Tutuşa verdi(1078).Tutuş Suriye seferine çıkan Türkiye Selçuklu sultanı Süleyman şahı Halep yakınlarında mağlup etti.Savaşta Süleyman şah hayatını kaybetti.Ancak Anadolu’da kurduğu devlet yaşadı.
Anadolu fatihlerinden Artuk Bey, Melikşah'ın emriyle Arabistan Yarımadası'ndaki Hicaz, Yemen ve Aden'i Selçuklu topraklarına kattı.Melikşah 1089'de çıktığı sefer sonucunda batı ve doğu Karahanlılarını hâkimiyeti altına aldı.
Fatımiler, Selçuklulara askeri alanda yenilince kültürel bir saldırı başlattı.Şii mezhebine inanan Müslümanları Selçuklulara karşı kışkırttılar.Batınilik denilen bir mezhep kurdular.Hasan Sabbah denilen bir Batıni lideri Mısır’dan İran’a gelerek bu mezhebi yaydı.Hasan Sabbah Alamut kalesinde eğittiği militanlara Selçuklu devlet adamlarına karşı süikastler düzenletti.Kendilerine engel olmaya çalışan,Vezir Nizamülmülk’ü öldürdüler.Melikşah bu fikri ve siyasi akımla mücadele etti.Ancak Batıniliği yok edemeden,38 yaşında öldü( 1092).Melikşah Büyük Selçukluların en başarılı sultanıdır.Döneminde,Devlet en geniş sınırlara ulaşmıştı.Bu sınırlar, batıda Anadolu ve Mısır'dan, doğuda Balkaş ve Isık gölüne; kuzeyde Kafkaslardan güneyde Arabistan Yarımadası'na kadar uzanmaktaydı.
Büyük Selçuklu Devleti'nin Dağılışı
Melikşah'ın ölümünden sonra Selçuklular iç karışıklığa sürüklendiler.1092-1104 yılları arasında Berkyaruk,Mahmut,Mehmet Tapar,Tutuş gibi melikler arasında taht kavgaları yaşandı.Devletin birlik ve bütünlüğü,ekonomisi bozuldu.Avrupa’dan gelen haçlı ordularına karşı gerekli tedbirler alınamadı.Haçlılar Kudüs,Antakya,Urfa ve Trablusşam gibi kentlerde siyasi hakimiyet kurdular.Fatımilerin başlattığı Batıni hareketi büyüdü.İç mücadele Mehmet Tapar ve Berkyaruk arasında ülkenin paylaşılması ile sona erdi(1104).Bu olaydan bir yıl sonra Berkyaruk öldü.Selçuklu devletini 1105-1118 tarihleri arasında Mehmet Tapar yönetti.Bu hükümdar ülkenin sınırlarını koruma ve iç huzuru tekrar sağlama mücadelesi verdi.
Büyük Selçuklu devletini, 1118-1157 tarihleri arasında Sultan Sancar yönetti.Sancar başkenti Merv şehrine taşıdı.Devleti başarı ile yönetti.Sultan Sancar Selçuklulara bağlı Karahanlı devleti topraklarına saldıran Karahıtaylara karşı Türkistan seferine çıktı.Ancak Katvan savaşında Selçuklu ordusu yenildi(1141).Karahıtaylar Karahanlı topraklarını işgal ettiler.Katvan mağlubiyeti Sultan Sancar’ın otoritesini sarstı.Devlet yönetimine İranlı memurların alınmasına ve bu memurların haksızlık yapmasına tepki gösteren 40000 çadırlık bir oğuz kitlesi isyan etti.Bu isyanı bastırmak isteyen Sancar Oğuzlara esir düştü.Oğuzlar Sancarı üç yıl gözetim altında tahta oturttular.Devlet hazinesini ve Horasan şehirlerini yağmaladılar.Sancar 1157 yılında öldü ve Büyük Selçuklu devleti dağıldı.
Büyük Selçuklu toprakları üzerinde çok sayıda devlet ve Atabeylik kuruldu.Kurulan devletler;Türkiye Selçukluları, Irak ve Horasan Selçukluları,Kirman Selçukluları ve Suriye Selçukluları’dır.Bunlardan Harzemşahlar kendilerini Büyük Selçukluların mirasçısı olarak görmüşlerdir. Bu olayın sebebi son Selçuklu başkenti Merv’e hakim olmalarıdır Bu devletlerden en uzun süre yaşayanı Türkiye Selçukluları’dır..Atabeylikler;Şam da Tuğtekinoğulları,Musul’da Zengiler,Azerbaycanda İldenizoğulları,Şirazda Salgurlular ve Erbil Atabeyliği olmak üzeredir.
Büyük Selçukluların Yıkılış Sebepleri:
 Oğuzların küstürülmesi:Büyük Selçuklu hükümdarlarının devlet idaresinde oğuzları dışlayıp İranlı memurları görevlendirmeleri oğuzların tepkisine neden oldu.Oğuz isyanı devletin sonunu hazırladı. Yıkılışlarının en önemli sebebi Oğuzların küstürülmesidir.
 Haçlı seferlerinin olumsuz etkisi:Haçlı ordularının Anadolu,Suriye,Lübnan ve Filistine saldırması Selçuklu devletini ekonomik ve askeri alanda zayıflattı.
 Bâtınîlik Hareketleri: Mısır'daki Şiî Fatımîler, Selçuklu Devleti'ni zayıflatmak ve kendi propagandalarını yapmak için Batıni örgütünü kurmuşlardı.Batıni örgütünün Selçuklu devlet adamlarını süikastlerle öldürmeleri devletin yıkılışında etkili oldu.
 Taht kavgaları: Taht kavgaları, bağlı beyliklerin bağımsızlığını ilân ederek birbirleriyle mücadele etmeleri ve isyanlar ülkenin düzenini bozmuştur .Türk devlet anlayışında düzenli bir Veraset yasasının olmayışı taht kavgalarını teşvik etmiştir.Taht kavgaları, tüm Türk devletlerinin yıkılışlarının ve kısa ömürlü olmalarının ortak sebebidir.
 Abbasi Halifelerinin Yıkıcı Çalışmaları:Abbasi Halifeleri Büyük Selçukluların zayıflamasını fırsat bilerek,eski siyasi güçlerini tekrar kazanmak istediler.Müslüman halkı Selçuklulara karşı kışkırttılar.
 Atabeylerin yıkıcı çalışmaları:Meliklerin hocaları olan Atabeyler Merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilerek bağımsızlıklarını ilan ediyorlardı.

Büyük Selçukluların Türk-İslam Tarihindeki Önemli Rolleri:
 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’yu fetih ettiler ve Türk Milletine yeni bir vatan kazandırdılar.
 İslam dünyasının siyasi liderliğini Türk Milletine kazandırdılar.İslam dünyasında bin yıl devam edecek Türk hakimiyetini başlattılar.
 Türklerin İslam kültür ve Uygarlığına geçiş sürecini tamamladılar.Oluşturdukları kültür ve uygarlık daha sonra kurulacak tüm Türk devletlerine örnek oldu.
 Fatımilerin İslam dünyasında Şii mezhebini hakim kılma politikalarına engel oldular.İslam dünyasında yıkıcı fikir akımlarının yayılmasını önlediler.
HARZEMŞAHLAR(1156-1230):
Harezm Ceyhun nehrinin Aral gölüne döküldüğü verimli topraklara sahip bölgenin adıdır.Büyük Selçuklu hükümdarı Sancar ölünce Harezm valisi İl Arslan bağımsızlığını ilan etti.İran’ın Horasan bölgesine hakim olarak güçlü bir devlet kurdu.Harzemşahlar Büyük Selçukluların son başkentleri Merv’e hakim oldukları için kendilerini Selçuklu mirasçısı olarak görmüşlerdir.Harzemşahların başkentleri Gürgenç şehridir.
İl Arslandan sonra , Alaeddin Tekiş hükümdar oldu(1172).Bu hükümdar döneminde sınırlar hızla genişledi.Harzemşahlar Karahıtaylara bağlılığı kestiler ve tam bağımsız oldular.Alaeddin Tekiş İran’a hakim olmaya çalışan Abbasi Halifesine üstünlüğünü kabul ettirdi.Halifenin orduları İran’dan geri çekildi.
Harzemşahların önemli hükümdarlarından birisi de Alaeddin Muhammet’tir(1200-1220).Bu hükümdar Afganistan’da hakimiyet kuran Gurlularla mücadele etti.Karahıtaylar adlı Moğol devletini mağlup ederek Maveraünnehir’e hakim oldu.Batı Karahanlı devletine son verdi(1212).Gurlulara karşı çıktığı seferde başarılı oldu ve Afganistan’a hakim oldu.
Alaeddin Muhammet Abbasilerle de mücadele etti.Halifeye bir mektup yazarak tüm siyasi yetkilerini terk etmesini ve sadece dini lider sıfatını taşımasını istedi.Bu istek Halife tarafından reddedilince ülkesinin camilerinde okunan hutbeden Halifenin adını çıkarttı.Bağdat üzerine bir ordu sevk etti.Ancak kötü hava koşulları yüzünden sefer başarılı olamadı.
Harzemşahların Yıkılışı:
Harzemşahların Moğol İmparatoru Cengiz hanın gönderdiği bir ticaret kervanına el koyması ve kervancıları öldürmesi iki ülkeyi savaşa sürükledi.Cengiz Han 1220 de Harzemşahlar üzerine yürüdü.Alaeddin Muhammet meydan savaşına çıkamadı.Ordusunu değişik kentleri savunmak üzere dağıttı.Bu politika Cengiz Han’ın işini kolaylaştırdı.Kısa sürede Ceyhun ırmağına kadar olan toprakları ele geçirdi.Moğollar direnen kentlerde Türk halkını kılıçtan geçirdi.Moğol katliamı Türkmenlerin batıya doğru göç etmesine sebep oldu.Türk göçü Kafkasya üzerinden Anadolu’ya yöneldi.
Alaeddin Muhammet 1220 yılında öldü ve yerine oğlu Celaleddin Mengübirdi hükümdar oldu.Ülkesini Moğol istilasından kurtarmak istedi.Ancak başarılı olmayarak batıya doğru çekildi.Dağılan devleti Tebriz çevresinde tekrar teşkilatlandırdı.Moğolları Horasandan çıkardı.
Celaleddin sınırlarını Anadolu’ya doğru genişletmek istedi.Bu amaçla Türkiye Selçuklularına ait Ahlat şehrini ele geçirdi.Bu olay Türkiye Selçukluları ile Harzemşahlar arasında Yassı Çimen(Erzincan’da) savaşının yaşanmasına sebep oldu.Yassı Çimen savaşını T.Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat kazandı.Celaleddin bu bozgundan kısa süre sonra öldü.Harzemşahlar devleti de tarih sahnesinden çekildi.
Yassı Çimen savaşı Türk tarihi için olumsuz sonuçları olan bir olaydır.Yassı Çimen savaşı Moğolların İslam dünyasına doğru ilerlemesine neden olmuştur.Türkiye Selçukluları Moğollar karşısında yalnız kalmış ve 1243 kösedağ savaşını kaybederek Moğollara tabii olmuştur.
EYYUBİLER(1174-1250)
Eyyubiler devleti, Fatımi devletinin yıkılmasından sonra Mısır da kurulan bir Türk devletidir.Devletin kurucusu Sefahattin Eyyubi’dir.Fatımiler Haçlılar karşısında zor durumda kalınca Musul Atabeyliğinden yardım istemişti.Atabey Nurettin Mahmut Fatımi İslam devletine yardım için Mısıra bir ordu gönderdi.Bu orduda görevli olan Selahaddin yardım için gittikleri Fatımi devletini ortadan kaldırdı ve Hutbeyi Bağdat’taki Abbasi Halifesi adına okuttu(1171).Musul Atabeyi Mahmut ölünce Eyyubiler devleti tamamen bağımsız hale geldi(1174).Selahaddin kısa süre içerisinde Suriye ve Filistin’i de topraklarına kattı.
Eyyubilerin en başarılı Sultanı devletin kurucusu Selahaddin olmuştur.O bütün hayatını Haçlılarla mücadele içinde geçirmiştir.1187 tarihinde Kudüs Haçlı krallığı ile “Hıttin” de yaptığı savaşı kazandı.Haçlı krallığına son vererek, Kudüs’ü 88 yıl aradan sonra tekrar Müslümanlara kazandırdı.Kudüs’ün Müslümanların eline geçmesi 3.haçlı seferine neden oldu.Avrupa’dan gelen haçlı orduları Eyyubilerle üç yıl savaşmalarına rağmen, önemli bir sonuç elde edemeden geri döndüler.Eyyubiler İngiliz kralı ile yaptıkları anlaşma ile Hıristiyanlara silahsız olarak Kudüs’ü ziyaret etme hakkı tanıdı. Selahaddin Müslüman milletlerin gönlünde taht kurdu.Unutulmayan bir İslam kahramanı oldu.
Selahaddin 1193 yılında öldü.Ölmeden önce ülkeyi oğulları ve ailesinin diğer üyeleri arasında paylaştırmıştı.Bu siyasi anlayış, çok eski bir Türk devlet geleneğiydi.Merkezi Eyyubi devleti Mısırda hakimiyet kurdu.Şam,Hama,Humus,Halep,Silvan,Yemen,Kerek ve Hısn-ı Keyfa da küçük Eyyubi devletleri kuruldu.Bu kollar Avrupa’dan Haçlı seferleri gelince birleştiler.5.,6. ve 7.Haçlı seferlerine karşı İslam dünyasını savundular.Selahaddin den sonra merkezi devletin başına geçen kardeşi Melik Adil,haçlılarla başarılı savaşlar yaptı.
Eyyubiler Sultan Salih döneminde, Kıpçak Türklerinden köle kökenli bir ordu oluşturdular.Bu orduya kölemenler denildi.Amaçları merkezi otoriteyi güçlendirmekti. Turan Şah adlı Sultan 7.haçlı seferini düzenleyen Fransa kralı Sen Lui’yi “Mansure” de mağlup ve esir etti.Turan şah esir Fransız kralını, fidye karşılığı serbest bıraktı.Bu olay Kıpçak kökenli askerlerin tepkisine neden oldu.Aybek adlı komutan, Turan Şahı ortadan kaldırdı.Memluk devletini kurdu(1250).
Eyyubilerin Önemli Tarihi Rolleri:
• Avrupa’dan İslam dünyasına yönelen haçlı ordularına karşı Müslüman milletleri korudular.İslam dünyasının koruyucusu oldular.Müslümanların imhasını önlediler.
• Şii Fatımi devletini ortadan kaldırarak, İslam dünyasının siyasi bölünmüşlüğüne son verdiler.Mezhep kavgalarını önemli ölçüde önlediler.Sünni Abbasi Halifesini İslam dünyasının tek dini lideri yaptılar.
MEMLUKLULAR(1250-1517):
Memluk devletini Eyyubilerin Kafkasya’dan getirip ordularında asker yaptıkları, Kıpçak kökenli askerlerin komutanı Aybek kurdu.Memluk devleti; Mısır,Filistin,Suriye, ve Hicaz bölgelerinde hakimiyet kurdu.Memlukluların kuruldukları tarihlerde İslam dünyası batıdan haçlıların,doğudan ise Moğolların tehditleri ile karşı karşıyaydı.Moğol İlhanlı ordusu 1258 tarihinde Bağdat’ı işgal etmiş ve Abbasi halifeliğini ortadan kaldırmıştı.Moğol ordusu Suriye içlerine doğru ilerliyordu.
Kutuz adlı Memluk sultanı, 1260 tarihinde Moğollara karşı sefere çıktı.İki ordu, “Ayn-ı Calud” denilen yerde karşılaştı.Moğol ordusu yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Moğolların Suriye ve Mısırı da işgal etmeleri önlendi.Moğolların İslam dünyasındaki ilerleyişleri sona erdi.
Kutuz’dan sonra Sultan olan Baybars, Abbasi Halifeliğini Kahire de tekrar oluşturdu. Abbasi ailesinden Mısıra sığınan El Mustansır’ı Halife ilan etti.Amacı Halifenin otoritesinden faydalanarak İslam dünyasını memluk devletine bağlamaktı.Kendi hükümdarlığını meşrulaştırmaktı.Baybars güney Anadolu ve Suriye’deki Haçlı varlığına son verdi.Daha sonra Türkiye Selçuklularını Moğol egemenliğinden kurtarmak üzere Anadolu seferine çıktı. Baybars Moğol ordusunu Elbistan yakınlarında mağlup ederek Kayseri’ye geldi.Ancak Memluklulardan yardım isteyen Türk beyleri Baybars’la işbirliği yapmaktan çekindiler.Baybars Mısır’a döndü ve aynı yıl öldü.
Baybars’tan sonraki sultanlar Haçlıları Suriye ve Filistin’den tamamen attılar. Memluklu devletini 1382 yılına kadar Türk kökenli sultanlar,daha sonra ise Çerkez kökenli sultanlar yönettiler.Çerkez kökenli ilk sultan Berkuk’tur.Memluklularda Sultan yüksek rütbeli komutanlar arasında seçiliyordu.
Memluk Devletinin Yıkılması:
Memluklular Osmanlılarla çağdaştı.Osmanlı memluklu ilişkileri ilk defa Fatih döneminde bozuldu.Hicaz su yolları sorunu ve Dulkadiroğulları beyliği üzerindeki rekabet iki devletin ilişkilerini bozdu.Fatih son seferini Memluklulara karşı yaparken yolda öldü.
Fatihin ölümünden sonra yaşanan taht kavgasını kaybeden Cem Sultanın Memluklulara sığınması iki devlet arasında savaş çıkmasına sebep oldu.2.Bayezid döneminde altı yıl süren savaşlar yaşandı.Taraflar üstünlük kuramadılar ve anlaşarak eski sınırlara döndüler.
Yavuz Sultan selim 1516 tarihinde Mısır seferine çıktı.Amacı Memluk devletini ortadan kaldırıp İslam dünyasını Osmanlı bayrağı altında toplamaktı.Osmanlı ordusu Memluklulara karşı 1516 da Mercidabık,1517 de Ridaniye savaşlarını kazandı ve Memluk devleti tarihe karıştı.Toprakları Osmanlı hakimiyetine girdi.
Önemli Tarihi Rolleri:
• Moğol ordularını Suriye’de yenerek İslam dünyasındaki Moğol yağmasını ve istilasını durdurdular.
• Suriye ve Filistin sahillerine yerleşen Haçlı güçlerini islam dünyasından kesin olarak uzaklaştırdılar.
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

Türk Milleti tarihinin en kapsamlı kültürel değişimini, İslamiyet’i benimsedikten sonra yaşamıştır. Türkler Müslüman olduktan sonra,Türk kültürü ve İslamiyet’i benimseyen diğer milletlerin kültürleri,İslam dininin ilkeleri ile birleşmiş,bir sentez meydana gelmiştir.Türk-İslam uygarlığı oluşmuştur.Türkler İslamiyet’i benimsemekle kültürlerini tamamen terk etmemişlerdir.Kültürlerini büyük oranda muhafaza etmişlerdir. Kültürlerinin İslamiyet’le uyuşmayan bölümlerini ise terk etmişlerdir.
İslamiyet’i benimseyen birçok millet benliğini kaybetmiş ve Araplaşmıştır.Türkler ise benliğini korumuştur.Bu gelişme Türklerin köklü bir tarihe ve güçlü bir kültüre sahip olmasından kaynaklanmıştır.Ayrıca Türklerin İslam dünyasına çok büyük bir nüfusla gelmeleri de benliklerini korumalarını kolaylaştırmıştır.
Türk Milleti İslam Uygarlığına maddi ve manevi alanda önemli katkılar yapmıştır.Uygarlığın gelişmesi için gerekli olan siyasi istikrarı,ekonomik gelişmeyi,adalete dayalı devlet düzenini oluşturmuş ve uygarlığın gelişmesi için uygun koşulları hazırlamıştır.Farklı kültürden ve dinden Milletleri bir çatı altında toplamış ve İslam uygarlığını zenginleştirmiştir.Ayrıca Türk devletleri yaptıkları fetihlerle ve doğu batı ticaretini geliştirerek,İslam uygarlığını dünya milletlerine tanıtmıştır.Dünya uygarlığını da Müslüman milletlerin hizmetine sunmuştur.
Türk-İslam devletlerinin kültür ve uygarlıklarında farklılıklarda bulunur.Bu olayın sebebi Türk devletlerinin çok değişik coğrafyalarda ve farklı milletlerin yaşadığı topraklarda hakimiyet kurmalarından kaynaklanır.Türkler hakim oldukları topraklarda yaşayan milletlerin kültürlerinden etkilenmişlerdir.Türk hakimiyetine giren milletlerde Türk kültüründen etkilenmiştir.

Devlet Yönetimi:
a-Saray ve Sultan:İslimi dönemde Türk hükümdarları İslamiyet’ten önce olduğu gibi soylu bir hanedan içinden seçilmiştir.Egemenliğin kaynağı dinsel kökenlidir.Türk hükümdarları kendilerine yönetme yetkisinin Allah tarafından verildiğine inanırlardı.Bundan dolayı yönetim işlerinde öncelikle kendilerini Allah’a karşı sorumlu hissederlerdi. İnsanlara adalet dağıtmakla görevli olduklarına inanırlardı.Tüm insanları eşit görürlerdi.
İslamiyet’ten önceki “kut inancı”,Müslüman Türk devletlerinde de devam etmiştir.Bu inancı gereği olarak hükümdar soyundan olan tüm erkeklerin hükümdar olma hakkı vardı. Ülke hükümdar ailesinin ortak malı olarak görülürdü.Ülke hanedan üyeleri arasında paylaşılarak yönetilirdi.
Hükümdar değişiklikleri sırasında taht kavgaları yaşanırdı. İç mücadeleyi kazanan hükümdar olurdu.Türk-İslam devletleri,merkezi karakterli devlet değildir.Hanedan üyeleri hakim oldukları topraklarda para bastırma,hutbe okutma ve savaşa karar verme yetkilerine sahipti.Kendi tasarruflarında orduları ve hazineleri vardı.Türk-İslam devletlerindeki siyasi yapı,federal devlet yapısına benzer.Türk devletleri iç işlerinde bağımsız, bir çok devletin bir araya gelmesinden oluşmuştur.Bu yapı Türkiye Selçuklularına kadar devam etmiştir.
Müslüman Türk hükümdarlarının egemenlik sembolleri arasına hutbe okunması ve Abbasi halifelerinden onay alınması da katılmıştır.Siyasi gücünü kaybeden Abbasi Halifeleri Sünni Türk hükümdarlarına “Menşur,Hilat,Sancak ve Çetr” gibi hükümdarlık alametleri vererek destek olmuştur.Bu olay, Türk sultanlarının siyasi nüfuzlarını artırmış ve Müslüman milletleri yönetmelerini kolaylaştırmıştır.Orta Çağda görülen,Halifenin Türk Sultanlarının hükümdarlığını onaylaması ile Papanın Krallara taç giydirmesi olayı benzerlik gösterir.Abbasi Halifeleri İslam dünyasının siyasi liderliğini Türk hükümdarlarına bırakmış,Türk hükümdarları da Halifeyi dini lider olarak tanımıştır.Türk hükümdarları, Gazneli Mahmut tan itibaren “Sultan” unvanını kullanmıştır.
İslami dönemde Türk hükümdarlarının görev ve sorumlulukları değişmemiştir. Hükümdar adaleti sağlamak,ülkenin ve milletin güvenliği için ordu oluşturmak,milletin ekonomik durumunu iyileştirmek gibi görevleri yapmak zorunda idi.Bu görevleri yapmayanlar görevden alınırdı.Hükümdarların yetkileri İslam dini kuralları ve Türk töreleri ile sınırlıydı.Ülkedeki bütün yöneticiler sultan adına faaliyet gösterirdi.Sultanlar haftanın belirli günlerinde “Mezalim Divanı” toplayarak halkın dert ve şikayetlerini dinler,çözüm yolları bulurlardı.Sultanlar ordulara başkomutanlık yaparlardı.
Türk-İslam devletlerini yöneten Sultanların gelişmiş bir Saray teşkilatları vardı.Devlet işlerinde Sultana yardımcı olan,sarayın güvenliğini,yemek hizmetlerini,temizlik, ulaşım,haberleşme ve eğitim gibi... hizmetleri yapan görevliler vardı.Bunlar:

b-Merkez Teşkilatı(Hükümet):
Türk-İslam devletleri Abbasilerin oluşturduğu Divan teşkilatını aldılar.İlk divan teşkilatını Gazneliler oluşturmuştur.Büyük Selçuklular döneminde Divan klasik şeklini almıştır.Türk devletleri divan sistemini geliştirmişlerdir.Divanın başkanı Sultan adına vezirdi.Divan devletin yönetiminden sorumlu, en yüksek yönetim organıydı.Divan üyeleri ülkenin birinci derecede adli,siyasi,askeri,ekonomik,mali sorunlarına çözüm bulmakla görevli idiler.Divanda alınan kararlar Sultanın onayından geçtikten sonra yürürlüğe girerdi.Divan Sultanın danışma meclisi karakterindedir.Divan üyelerini Sultan atardı.Divanın yasama, yürütme ve yargı ile ilgili görevleri vardı.Büyük Selçuklu devletinde görülen “Divan-ı Ali’nin belli başlı üyeleri ve görevleri şunlardı:
Tuğracı Divanı:Sultan adına iç ve dış yazışmaları yapmakla görevlidir.Tuğra, hükümdarın mührünün adıdır.Tuğracı da resmi belgeleri hükümdarın mührü ile mühürler.Tuğracı Osmanlılarda Nişancı adını almıştır.
Divan-ı İstifa:Devletin maliye ile ilgili hizmetlerini yürütür.Vergilerin toplanması,vergi kayıtlarının tutulması,para bastırılması,yıllık bütçe oluşturulması,hazine oluşturulması gibi sorumlulukları vardır.Bu divanın başkanına,Müstefi denir.Osmanlılarda Defterdar adını almıştır.Günümüzdeki karşılığı maliye bakanıdır.
Divan-ı İşraf:Devlet yöneticilerinin görevlerini kanunlara uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemekle görevli divandır.
Divan-ı Arız:Askerlik işlerine bakan divandır.Bu divan ordunun komutası dışında,ordu ile ilgili bütün hizmetlerin yürütülmesinden sorumludur.
Büyük Divandan Bağımsız Divanlar:
Emir-i Dad:Örfi hukuka ait davaları sonuçlandırmakla görevli divandır.Bu divan Şer’i hukukla ilgili davalara bakmazdı.Emir-i Dad, büyük divanın üyelerini de yargılayabilirdi.
Divan-ı Berit:Posta ve İstihbarat işlerine bakan divandır.
Divan-ı Vekalet:Gazneliler de görülen bir divan çeşididir.Hükümdar ailesinin ve sarayın mali işlerine bakardı.

c-Taşra Teşkilatı:
Türk devletleri eyaletlere ayrılmıştı.Eyaletlerin başına Melik unvanlı hanedan üyeleri veya Amid unvanlı askeri valiler gönderilirdi.Meliklerin yönettiği eyaletler yarı bağımsızdı.Normal valilerin yönettiği eyaletler büyük sultana bağlıydı.Taşra teşkilatında kadılar,Hatipler,Tahsildarlar,Muhtesipler görev yapardı.
Türk-İslam devletlerin de yönetici olmanın temel şartı, Müslüman olmaktı.İlk Türk İslam devletleri içinde, İslamiyet’ten önceki Türk devlet anlayışını en çok koruyan Karahanlılar olmuştur.Bu olay, Karahanlıların ilk Müslüman Türk devleti olmaları ve halkının büyük çoğunluğunun Türk olmasından kaynaklanmıştır.Diğer Türk devletlerinde değişim daha yoğundur.İslamiyet’ten önceki idari düzen büyük oranda terk edilmiştir.Karahanlılar dışındaki Türk-İslam devletlerinde kurultay görülmez.Kadınlar devlet yönetiminde görev almazlar.İslamiyet’ten önce kurultayda kadınlarda görev alabiliyorlardı.Hükümet üyelerinin unvanları tamamen değişmiştir.Başkent kavramı oluşmuştur.Saray teşkilatı doğmuştur.Türk-İslam devletlerinde görülen bu değişimde Türklerin Müslüman olup İslam dünyasına göç etmeleri ve yerleşik hayat yaşayan milletleri yönetmeleri etkili olmuştur.Türkler yeni şartlara ve uygarlık değerlerine kolay uyum sağlamışlardır.
Atabey:
Büyük Selçuklularda hanedan üyesi Melikler temel eğitimlerini tamamladıktan sonra eyaletlere vali olarak gönderilirlerdi.Meliklerin yaşları küçük olduğu için,yanlarında “Atabey” unvanlı öğretmenler görevlendirilirdi.Atabey Melikleri eyalette uygulamalı olarak eğitmeye devam ederdi.Meliklere hocalık ve danışmanlık yapardı.Meliklerin yaşları küçük olduğu için eyaletin valilisi de fiilen Atabeylerdi.Atabeylik uygulaması geleceğin hükümdar adaylarının devlet yönetimi konusunda iyi yetişmelerini sağlamıştır.
Atabeylik uygulamasının faydaları yanında zararları da görülmüştür.Hükümdar değişikliklerinde Atabeyler kendi Meliklerini hükümdar yapmak için iç mücadeleye katılmışlardır.Bu olay, taht kavgalarını artırmış, Türk devletlerinin kısa süre içinde yıkılmalarına sebep olmuştur.Atabeyler merkezi otoritenin zayıflamasından faydalanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.Büyük Selçukluların yıkılış süreçlerinde çok sayıda Atabey bağımsız beylik kurmuştur.
Atabeylik kurumu Osmanlılarda Lala adı ile devam etmiştir.Bu olay Türk devlet geleneğinin sürekliliğini gösterir.


Hukuk:
Devlet, toplum ve kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen yazılı kurallara verilen addır.Türklerin İslamiyet’ten önce yazılı hukukları gelişmemişti.Töre adı verilen sözlü hukuk kuralları vardı.İslamiyet’in benimsenmesi Türk hukuk sisteminde önemli değişikliklere sebep oldu.İslam hukuku ile Türk örfi hukuku birlikte uygulandı.Örfi hukuk, şer’i hukuka aykırı olamazdı.Türk-İslam devletleri kamu hukuku alanında örfi hukuk kurallarını,medeni hukuk alanında ise şer’i hukuk kurallarını uyguladılar.Müslümanların evlenme,boşanma,miras gibi hukuki ihtiyaçları şer’i hukukla karşılanırdı.Şeriat hukukunu ilgilendiren davalara Kadılar bakardı.Kadılar ceza ve aile hukuku dışında,miras,noterlik işleri ve Vakıfların yönetimi gibi görevleri de yaparlardı.Kadıların verdiği kararlara siyasi ve askeri yetkililer karışamazdı.Yargı bağımsızdı.Bir kadının verdiği kararı ancak daha yüksek rütbeli kadılardan oluşan bir komisyon değiştirebilirdi.Büyük selçuklularda Bağdat kadısı baş kadıydı.Ona Kad-il Kudad adı verilirdi.
Örfi hukukun en yüksek yargıcı Emir-i Dad unvanını taşırdı.Örfi hukuk, Türk milli hukukudur.Hükümdarlar emir ve Fermanlarını,örfi hukuka göre çıkartırlardı.Devlet memurlarının siyasi davalarına bakardı.Divan üyelerini dahi yargılayabilirdi.Örfi hukuk kurallarını Sultan düzenlerdi.Bundan dolayı Örfi hukuk kurallarına Sultani hukuk da denilirdi.Ordu mensuplarının davalarına,Kadı askerler bakardı.
Türk-İslam devletlerinde,isyan,bozgunculuk,casusluk gibi ağır siyasi suçlara ,Mezalim Mahkemeleri bakardı.Bu mahkemelerin başkanlığını bizzat Sultan yapardı.Sultan haftanın belirli günlerinde Mezalim divanı toplar ve halkın şikayetlerini dinlerdi.Örfi hukukla ilgili olan şikayetleri derhal çözümlerdi.Şer’i hukukla ilgili şikayetleri Kadılara havale ederdi
Türk-İslam devletleri Müslüman olmayan vatandaşlarına medeni hukuk alanında özgürlük tanırdı.Gayri Müslimler kendi din kurallarını,hukuk olarak uygulama hakkına sahipti.Ancak ceza hukukunda, örfi ve şer’i hukuk kurallarına tabi olurlardı.

Ordu:
Türk İslam devletleri daimi ve düzenli askeri birlikler oluşturmuşlardı. İslamiyet’ten önceki, eli silah tutan her ferdin asker olduğu sistemden büyük oranda terk edildi.Türk-İslam devletleri hakim oldukları topraklarda yaşayan milletlerin kültürlerini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak yeni askeri birlikler kurdular.Türk ordularına farklı milletlerden askerlerde girdi.Ancak Tüm Türk-İslam devletlerinin ordularının çoğunluğu Türklerden oluşuyordu.
Karahanlı devletinin ordusu İslamiyet’ten önce olduğu gibi göçebe Türkmenlerden oluşmuştu.Hükümdarların güvenliğinden sorumlu hazineden maaş alan birliklerde vardı.
Gazneliler “Gulam” adı verilen yeni bir ordu kurmuşlardı.Gulam Kul(köle) demektir.Gulam birliklerini oluşturan askerler savaş esirleri ve değişik milletlerden satın alınan köle çocuk ve gençlerden oluşuyordu.Gulam birlikleri paralı ordudur.Hükümdarın şahsına bağlı ve sürekli görev yapan bir ordudur.Gulamhane denilen saraylarda yaşarlar.
Gaznelilerin kurulduğu topraklarda yeterli Türk nüfus yoktu.Bu olgu,Gaznelileri Gulam adlı askeri birlikleri oluşturmak zorunda bırakmıştır.Gulam düzeni aileye dayalı devlet örgütlenmesinin devamını güvenceye alma amacını da taşır.Gaznelilerden sonra kurulan Türk devletleride Gulam sistemini oluşturmuştur.
Türk-İslam devletleri içinde en geniş ve gelişmiş askeri düzeni Selçuklular oluşturmuşlardır.Büyük Selçuklu ordusu beş ana bölümden oluşurdu.Bunlar:
a-İkta Askerleri:
İkta askerlerinin tamamı Türklerden oluşurdu.Devlet hazinesinden maaş almazlar ,kendilerine tahsis edilen toprakların vergi geliri ile geçinirlerdi.İkta ordusunun tamamı atlıydı.Barış döneminde vergi gelirine sahip oldukları toprakların bulunduğu köylerde otururlar,köyün güvenliğini sağlarlar ve çiftçiyi desteklerlerdi.Halkın mal ve can güvenliğini sağlarlardı.Toprakların boş bırakılmasına izin vermezler ve üretim artışı için köylüye sulama,çift hayvanı temin etme,tohumluk bulma gibi alanlarda yardım ederlerdi.İkta askerleri Selçuklu ordusunun en kalabalık bölümünü oluştururdu.
b-Gulam Askerleri:
Büyük Selçuklular Gaznelileri örnek alarak Gulam ordusu oluşturmuşlardı.Gulamlar devşirme kökenli çocuklardan oluşuyordu.Devşirmeler uzun bir eğitimden sonra devlet hizmetine alınıyorlardı.Çok yeteneklileri yüksek rütbeli devlet adamı olabiliyorlardı.Gulam askerlerinin evlenmeleri ve saray dışında yaşamaları yasaktı.Gulam birliklerine hazineden maaş verilirdi.Üç ayda bir ödenen bu maaşa “Bistegani” denilirdi.Bu askerler öncelikle Sultanın ve sarayın güvenliğinden sorumluydular.
Selçuklular Gulam askerlerinin en yeteneklilerinden “Hassa” birliklerini oluştururlardı.Hassa birlikleri Sultanın özel muhafızlığını yapardı.Gulam Osmanlılarda Kapıkulu adını almıştır.
c-Türkmenler:
Selçuklular göçebe Türkmenleri uç bölgelerine yerleştirmiş;sınırların korunması,düşman ülkenin topraklarının fetih edilmesi,düşman hakkında istihbarat toplanması gibi alanlarda göçebelerden faydalanmıştır.Göçebeler ata iyi biner ve iyi silah kullanırlardı.Yaşam şekilleri ,askeri yeteneklerini geliştirmişti.Türkmenler düşman ülkesine akınlar yaparak düşmanın ekonomik ve askeri gücünü zayıflatırlardı.Hükümdar savaş çağrısı yaptığı zaman, Türkmenler boy beylerinin liderliğinde savaşa katılırlardı.
d-Tabi Devletlerin Kuvvetleri:
Büyük Selçuklulara bağlı çok sayıda yarı bağımsız devlet vardı.Bu devletler iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Selçuklulara bağlıydılar.Selçuklulara tabi devletlerin hükümdarları, yılda bir defa vergi verirler ve seferlere asker gönderirlerdi.Büyük Selçuklu Sultanı gerektiğinde,bağlı devletlerden asker isteyebilirdi.
e-Eyalet Askerleri:
Büyük Sultana bağlı Meliklerinde önemli miktarda askeri güçleri vardı.Bunlarda seferlere katılırdı.Meliklere bağlı askerlerde genelde ikta sistemi ile oluşturulmuştu.
f-Gönüllüler:
Türk-İslam devletleri, Müslüman olmayan devletlerle yaptıkları savaşı cihat olarak görürdü.Cihat İslamiyet adına yapılan kutsal bir harekat olduğu için çok sayıda gönüllü savaşa katılırdı.Savaşlarda düşman ülkeden ganimet almanın hak olması,gönüllülerin savaşa katılmasını teşvik ederdi.

Maliye Teşkilatı:
Türk-İslam devletlerinde maliye işlerine “Müstefi” bakardı.Büyük Selçuklular ve daha sonra kurulan Türk devletleri para olarak,Dinar ve Dirhemi kullanmışlardır.B. Selçuklular bu para birimlerini Abbasilerden almıştır.Dinar altın,Dirhem gümüş paralardır.Bu olaydan da anlaşılacağı üzere, İslamiyet’ten önce değerli bez parçalarının hükümdarın mührü ile mühürlenip para olarak kullanılması geleneği terk edilmiştir.
Türk-İslam devletleri,İslam devletlerinin vergi düzenini benimsemişlerdi. Öşür, Haraç,Cizye, Ağnam,Savaş ganimetleri,Bağlı devlet ve Beyliklerin ödedikleri vergiler, Madenlerden alınan vergiler,Türk-İslam devletlerinin hazine gelirlerini oluştururdu.

Büyük Selçuklu Devletinde İdari Açıdan Toprak Çeşitleri:
Selçuklularda ve diğer Türk-İslam devletlerinde;mülkiyeti devlete,işleme hakkı vatandaşa ve vergi geliri devlet yöneticilerine ait olan bir toprak sistemi geliştirilmişti.İslamiyet’ten önceki Türk toprak hukuku yeni şartlara uydurularak devam ettirilmiştir.Büyük Selçuklular ikta sistemini geliştirerek uygulamışlardır.Türk- İslam devletlerinde, Orta çağ Avrupa devletlerinde görülen Feodalite sistemi görülmez.Avrupa köylüsü toprak kölesi iken Türk-İslam köylüsü hürdür.Toprağın mülkiyetinin devlete ait olması Türk devletlerinde toprak köleliğinin oluşmasına izin vermemiştir.Türk devletleri, her çiftçiye işleyebileceği kadar toprak vermiştir.Toprakları dağıtırken bölgedeki ihtiyaç sahiplerinin sayısını,toprağın miktarı ve verimini dikkate almıştır.Toprağın az sayıda insanın elinde toplanmasına izin verilmemiştir.Avrupa’da ise soylular sınıfı topraklara sahip olmuş,köylüyü köleleştirmiştir.İkta sahipleri köylüye haksızlık yaparsa köylü şikayet hakkına sahipti.Türk İslam devletlerinin merkezi otoritesi,ikta sahiplerinin köylüye haksızlık yapmasına izin vermezdi.
Türk-İslam devletleri,toprakların vergi geliri ile sosyal hizmetleri yürütürlerdi.Devlet yöneticilerinin ihtiyaçlarını karşılarlardı.Sosyal adaleti sağlarlardı.
a-İkta Toprakları:
İkta kelime olarak kesilmiş,bölümlere ayrılmış toprak parçası demektir.Büyük Selçuklular Hz.Ömer’in oluşturduğu ikta sistemini geliştirdiler.Büyük Selçuklu veziri Nizamül Mülk askeri ikta sistemini oluşturdu.Büyük Selçuklular mülkiyeti devlete ait olan toprakların vergi gelirini askere,Komutanlara,devlet adamlarına ve Meliklere hizmet karşılığında tahsis ettiler.Bu uygulamaya ikta denildi.İkta sahipleri yılda bir defa kendilerine verilen toprakların vergilerini köylüden toplarlar ve devletin kendilerine verdiği görevi yaparlardı.İkta sisteminin Türk-İslam devletlerine sağladığı Faydalar şunlardır:
I-Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilmiştir.
II-Devlet hazinesinden para çıkmadan büyük bir ordu beslenmiştir.
III-Taşradaki halkın mal ve can güvenliği sağlanmıştır.
IV-Üretim artışı sağlanmıştır.
V-Devlet vergi toplama zahmetinden kurtulmuştur.Merkezi otoritenin gücü taşraya ulaştırılmıştır.
İkta sisteminde devlet adamlarına verilen,toprak değil,toprağın vergi gelirleridir.İkta sahibinin köylü üzerinde toprağın işlenmesini denetleme dışında yetkisi yoktur.İkta sahibi topraktan elde edilen ürünün onda birlik bölümünü yılda bir defa vergi olarak alır.İkta topraklarını işleyen köylü toprağını boş bırakmadığı sürece kimse elinden alamaz.Köylü toprağını çocuklarına miras olarak bırakabilir.Ancak, İkta toprakları alınıp satılamaz.Köylü üç yıl üst üste boş bırakırsa, toprağı elinden alınır ve başka bir köylüye verilir.
İkta sahibi köylüden aldığı onda birlik vergi gelirinin bir bölümü ile kendi geçimini sağlar,bir bölümü ile de atlı asker beslerdi.
Hizmet karşılığında devlet adamlarına bırakılan toprak vergisine, “Dirlik” adı verilirdi.

b-Has Toprakları:
Vergi geliri Sultana ait olan topraklardır.Bu toprakların vergi geliri sarayın ihtiyaçlarına harcanırdı.Has topraklarını işleyen köylünün konumu, ikta topraklarını işleyenlerle aynısıdır.
c-Mülk Toprakları:
Hükümdarın devlete üstün hizmette bulunanlara, ödül olarak verdiği topraklardır. Hükümdar devlete ait toprakların bir bölümünü şahıslara mülk olarak verebilirdi.Mülke ayrılan toprak şahıslar tarafında istenildiği gibi tasarruf edilebilirdi.Bu topraklar sahibi tarafından satılabilir veya vakfa dönüştürülebilirdi.Mülk toraklarının genel toprak sistemi içinde çok küçük bir orana sahiptir.
d-Vakıf Toprakları:
Vergi geliri sosyal hizmetlere ayrılan topraklardır.Türk-İslam devletlerinde Hasta hanelerin,Okulların ve İmaretlerin ihtiyaçları Vakıf topraklarının geliri ile karşılanırdı.Vakıf topraklarının vergi gelirlerinin nasıl harcanacağı “Vakfiye Senetleri” ile belirlenirdi.Vakfın Mütevelli adlı yöneticisi,yılda bir defa vakıf toprağını işleyen köylüden Öşür adlı (1/10 ) vergiyi toplar ve Vakfiye şartlarına uygun olarak harcardı.Vakıf toprakları da alınıp satılamazdı.Köylü boş bırakmadığı sürece işleme hakkına sahipti.
e-Haraç Toprakları:
Müslüman olamayan vatandaşların işlediği topraklardır.Gayri Müslimler işledikleri topraklardan elde ettikleri üründen haraç adlı vergi verirlerdi.Bu vergi toprağın verimine göre 1/10 ile 4/10 arasında değişirdi.

Ekonomik ve Sosyal Hayat:
Türk-İslam devletlerinde Avrupa da görülen sosyal sınıflar görülmezdi.Bu olayda hem Türk törelerinin, hem de İslam dininin önemli etkisi vardır.İslamiyet eşitlik prensibini getirmişti.Tüm vatandaşlar kanunlar karşısında eşitti.Yalnız gayrimüslimler devlet yönetimine katılamazdı.Bu durum,hukukun dini esaslara dayalı olmasından kaynaklanmıştır.Gayri Müslimler din, inanç hürriyetine sahiplerdi.Müslüman yöneticiler idari ve ekonomik sorunların çözümünde, Gayrimüslimlerinde görüşlerini alırlardı.Türk-İslam toplumunda tek ayrıcalıklı olan hanedan ailesiydi.Bu durum, devletin hükümdarın şahsında şekillenmesinden kaynaklanmıştır.Devlet yöneticilerinin ayrıcalıkları,yöneticilik görevlerinin devamı süresince geçerliydi.Müslüman olan ve yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olan her vatandaş devlet yöneticisi olabilirdi.
Türk-İslam hükümdarları ekonomiyi geliştirmek için en çok ticarete önem vermişlerdir Şehirlerde satılan malların cinsine göre pazarlar oluş¬turuldu. Bu önlemler sayesinde ülke ekonomisi ol¬dukça ileri bir düzeye ulaştı. .Türk-İslam devletleri ipek ve baharat yollarını canlı tutmaya özel önem vermişlerdi.Ticareti geliştirmeye yönelik şu tedbirler alınmıştır:
 Kervansaraylar yaptırarak,tüccarların seyahat anında barınma sorunlarını çözmüşlerdir.İlk kervansarayları “Ribat” adı ile Karahanlılar yaptırmıştı. Kervansaraylarda yerli yabancı tüccarlar üç gün boyunca ücretsiz olarak faydalanabilirdi.Kervansarayların ihtiyaçları için zengin vakıflar oluşturulmuştu.
 Türk ülkelerine giren tüccarların mal ve paraları sigorta edilmiştir.Tüccarların mallarına bir zarar gelmesi halinde, devlet hazinesinden zararı ödenmiştir.
 Gümrük vergileri düşük tutulmuştur.Olağan üstü şartlarda da vergiler tamamen kaldırılmıştır.
 Ticaret yolları üzerinde güvenliği sağlayacak askeri birlikler görevlendirilmiştir.

Yazı,Dil ve Edebiyat:
Türkçe dünyanın tarihi en eski dört dilinden birisidir.Türkçe yapı bakımından sondan eklemeli diller grubuna girer.Türkçe Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna girer. Dünyanın en yaygın konuşulan dillerinden birisidir.
Türkler İslamiyet’ten önce Göktürk ve Uygur Alfabelerini kullanmışlardı.Türk Milletinin Müslüman olmasından sonra, Arap Alfabesi kullanılmıştır.Bu olayda Kuran’ın Arap Alfabesi ile yazılmış olması ve İslam uygarlığının Arap dili ve yazısı ile oluşturulmuş olması etkili oldu.Türk-İslam devletleri içinde Karahanlılar Uygur Alfabesi’ni Müslüman olduktan sonrada kullanmaya devam ettiler.Gazneliler,B.Selçuklular,Tolunoğulları, Akşitler ve Harzemşahlar Arap Alfabesini kullandılar.
Karahanlılar da resmi işlerde,Edebiyatta ve günlük hayatta Türkçe kullanıldı.Gaznelilerde Resmi dil Arapça,Edebiyat dili Farça,bilim dili Arapça ve sarayda ordu da konuşma dili Türkçe’ydi.Büyük Selçuklularda resmi dil olarak Farça,Bilim dili olarak Arapça,Edebiyat dili olarak Farsça kullanıldı.Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ilk Türk-İslam devletlerinde Türkçe ikinci plana düşmüştü.Türk dili ve kültürünün gelişimini olumsuz yönde etkileyen politikalar uygulanmıştı.
Karahanlılar her alanda Türkçe kullandılar.Türk-İslam edebiyatının ilk eserlerini verdiler.Karahanlıların her alanda Türk dilini kullanmaları,hakim oldukları topraklarda yaşayan insanların çoğunluğunun Türklerden oluşmasıdır.Diğer Türk-İslam devletlerinin hakim olduğu topraklarda Türkler çoğunluk değillerdi.Türk hükümdarları Müslüman milletleri yönetebilmek için Arapça ve Farsça’yı ön planda tuttular.İslam uygarlığının klasik dilleri haline gelen Arapça ve Farsça’yı kullandılar.Türkçe konuşma dili olarak kullanıldı.
İslamiyet’ten önceki Türk devletlerinin çoğunluğunda sözlü edebiyat gelişmişti.Yazılı edebiyat gelişmemişti.Uygurlarda ise sözlü edebiyatın yanında yazılı edebiyatta gelişmişti.Bu farklılık Uygurların yerleşik hayata geçmesinden kaynaklanmıştı.Türkler Müslüman olduktan sonra İslam dünyasına doğru yayıldılar.Yerleşik hayat yaygınlaştı.Yerleşik uygarlık oluşturan milletlerle birlikte yaşamaya başladılar.Bunun sonucunda yazılı Türk-İslam edebiyatı gelişti.Türk-İslam edebiyatının önemli eserleri şunlardır:
Kutadgu Bilig:Türk-İslam edebiyatının ilk yazılı eseridir.Yazarı, Karahanlı sarayında yöneticilik yapan Yusuf Has Hacip’tir.Eser Uygur Alfabesi ile Manzum olarak yazılmıştır. Eserde insanların bu dünyada ve Ahrette mutlu olmaları için hayatları boyunca uymaları gereken kurallar anlatılmıştır.Hükümdarların devlet yönetiminde başarılı olmaları için uymaları gereken kurallar hakkında bilgilere yer verilmiştir.Eser bu yönü ilk Türkçe Siyasetname’dir.Eserde Kuran ayetleri,Peygamberin Hadisleri ve Türk atasözleri temel alınarak, sosyal hayat ve devlet hayatına ışık tutacak açıklamalar yer almıştır.
Divan-ı Lügati’t Türk:Türk dilinin tarihte yazılan ilk sözlüğü olan eserdir.Eserin yazarı Kaşkar’lı Mahmut’tur.Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini göstermek ve Araplara Türkçe öğretmek için yazılmıştır.Arapça’nın Türkçe’den üstün bir dil olmadığı açıklanmıştır. İlk Türk dünyası haritası da bu kitapta yer alır.Kitap Bağdat’ta Abbasi Halifesine sunulmuştur(1077)
Divan-ı Hikmet:İlk Türk Mutasavvufu Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmış bir şiir kitabıdır.Ahmet Yesevi Türk topluluklarına İslamiyet’i yaymak için bu kitabı yazmıştır.Şiir yoluyla İslamiyet’in güzellikleri anlatılmıştır.Ahmet yesevi çağdaşlarının tersine eserini sade bir Türkçe ile yazmıştır.
Atabetü’l-Hakayık:Kitabın adı Hakikatların eşiği manasına gelir.Uygur Alfabesi ve Hakaniye Lehçesi ile yazılmış manzum bir eserdir. İslam ahlakı kitabı özelliğindedir.Yazarı Edip Ahmet’tir.Ahmet eserinde bilimin öneminden,yol göstericiliğinden ve insanı üstün kılan erdemlerden bahsetmiştir.
Şehname:Gazneli Mahmut için Firdevsi yazdı.Bu eserde İran-Turan mücadelesi anlatılır.
Satuk Buğra Han Destanı:Karahanlı dönemi eserlerindendir.Satuk buğranın Müslüman oluşu ve İslamiyet’i yaymak için yaptığı savaşlar anlatılmaktadır.
Siyasetname:Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün ideal bir devlet yönetiminin dayanması gereken ilkeleri açıkladığı eserinin adıdır.

Eğitim:
Türk İslam devletleri,Karahanlılar’dan itibaren Medrese adlı okulları açmışlardır.Karahanlılar dünya tarihinde yatılı eğitim sistemini uygulayan ilk devlet olmuştur.Medreselerin ihtiyaçları vakıflar aracılığı ile karşılanırdı.Medreseler Müslüman ve erkek öğrenciler gidebilirdi.Bu okullarda dini ve akli bilimler birlikte gösterilirdi. Karahanlılar’da;Semerkand,Buhara ve Kaşgar önemli eğitim ve bilim merkezleriydi.
Türk-Hükümdarları saraylarında seçkin bilginleri toplamışlardı.Sarayı adeta okula çevirmişlerdi.Saraylarda zengin kütüphaneler oluşturulmuştu.Sultanlar bilim adamlarına hürmet gösteriyorlardı.Hanedanın kız ve erkek çocukları, özel hocalar tarafından eğitiliyordu.
Büyük Selçuklu devleti de eğitime özel bir önem veri. Selçuklularda ilk medrese, Tuğrul bey zamanında Nişapur'da açıldı. Alp Arslan döneminde medreseler devlet himayesi altına alındı. Alparslan ve Veziri Nizamül Mülk, Bağdat’ta “Nizamiye Medresesini” açtılar.Bu okul dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul edilir.Nizamiye Medreselerinin eğitim şekli,müfredatı,Avrupa da ve İslam dünyasında örnek alındı.Nizamiye Medreselerinde değişik bilim dalları ile ilgili bölümler vardı.
Büyük Selçuklular Medreseleri İslam dünyasının her tarafına yaydılar.Bu uygulamanın amaçları şunlardı:
 Devletin ihtiyaç duyduğu yöneticileri ve bilim adamlarını yetiştirmek.
 İslam dünyasında ortaya çıkan bölücü ve yıkıcı fikir akımlarını etkisiz hale getirmek.Yanlış fikir akımlarından kaynaklanan mezhep çatışmasını önlemek.
 İslamiyet’i yeni benimseyen Türkmenlerin,dini bilgi ihtiyacını karşılayacak din adamlarını yetiştirmek.
 Toplumdaki yoksul ama yeteneksiz gençleri,iş ve meslek sahibi yapmak.
Türk-İslam devletlerinde Medrese dışında; Camiler,Darülşifa adlı hastahaneler, kütüphaneler,tekke ve zaviyeler de önemli eğitim merkezleriydi.Ayrıca Sanayiciler ve sanatkarlar da yanlarında çalıştırdıkları çıraklara mesleki ve dini eğitim veriyorlardı.

Bilim:
Türk Hükümdarları,bilim adamlarını korumuşlar,onların bilimsel araştırma yapabilmeleri için ihtiyaç duydukları ekonomik kaynakları temin etmişlerdir.Hükümdar saraylar bilim adamlarına açılmış ve bilimsel araştırmaların yapıldığı merkezler haline getirilmiştir. Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat'ta birer rasathane kurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'ı buralarda görevlendirmişti. Fikir hürriyeti önemsenmiş ve bu sayede önemli fikir adamları yetişmişti.
Türkler Müslüman olup İslam dünyasına gelince, çok gelişmiş bir İslam uygarlığı ile karşılaştılar.İslam uygarlığının gelişimine zarar veren iç karışıklıklara son verdiler.Medrese sistemini yeniden düzenlediler.Medreselere bilimsel ve mali özerklik tanıdılar.Bilim adamlarının eserlerini korumak ve halka ulaştırmak için kütüphaneler açtılar.Türk-İslam devletleri döneminde yetişen önemli bilim adamları Şunlardır:
Farabi(870-950):
Farbi bir Türk filozofudur.Türkistan’ın Farab şehrinde doğuduğu için bu adla anılmıştır.Farbi tahsil için Abbasilerin başkenti Bağdat’a gitmiş,eğitimini tamamladıktan sonrada orada kalmıştır.Bağdat,Şam ve Urfa da bulunan medreselerde hocalık yaptı.Felsefe,Matematik,Astronomi,Siyaset,Eğitim gibi bilim dallarında araştırmalar yapıp, 160 dolayında eser yazdı.En başarılı olduğu bilim dalı Felsefedir.Kendisine Muallimi sani(2.Öğretmen) unvanı verildi.Aristo’dan sonra, Felsefenin en önemli ikinci bilgini kabul edildi.Yunan Filozoflarının Felsefe ile ilgili düşüncelerini açıkladı ve geliştirdi.
Avrupa da “Alfarabius” adı ile tanındı.Eserleri Avrupa dillerine çevrildi ve ders kitabı olarak okutuldu.
Farabi “Medinetü-l Fadıla” adlı siyaset kitabında,Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulması gereğini savunmuştur.Bu görüş 1100 yıl sonra uygulamaya konulmuştur.Farabi Türk Musikisinin bilimsel esaslarını düzenleyen ilk eseri yazmıştır.Kanun adlı çalgıyı da Farabi yapmıştır.Kanun Piyanoya örnek teşkil etmiştir.

Abu Reyhan-ül Biruni(973-1051):

Gazneli Mahmut’un himayesinde bilimsel çalışmalar yapan büyük Türk bilginidir. Geometri,Coğrafya,Matematik,Tarih,Astronomi,Fizik,Botanik ve Eczacılık konularında pek çok eser yazmıştır.Biruniye göre bilimin gelişebilmesi için, serbest düşünebilmek şarttır.Medeniyet farklı düşünüş ve inanışlardan doğar.
Biruni Gazne ile İskenderiye şehirleri arasındaki enlem ve boylam dairelerini hesaplamıştı.Dünyanın güneş etrafında döndüğünü açıklamıştı.Kendi icat ettiği bir aletle 16 maddenin özgül ağırlığını ölçmüştür.Biruni bilimsel çalışmalarında deney ve gözlem metodunu kullanmıştır.Biruni’nin 100’den çok bilimsel eseri bulunmaktadır. Asarı Bakiye adlı kitabı ünlüdür.
Birûnî'nin asıl başarısı astronomi dalındadır. Yıldızların yüksekliğini ve açılarını ölçen hassas aletler geliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15 kilometrelik yanılmayla 6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı astronomi kitabı, dünyanın ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.


İbn-i Sina(980-1037):
Tıp ve Felsefe alanlarında yaptığı çalışmalarla ün salan bir Türk Filozofudur.Felsefede Farabi’nin tesirinde kalmıştır.200’den fazla eser yazmıştır.En başarılı olduğu bilim dalı tıptır. Kalp üzerinde çalışmış,küçük ve büyük kan dolaşımını tespit etmiştir.Ruh hastalarının tedavi yöntemlerini açıklamıştır.Çiçek ve kızamık hastalıklarını tarif etmiş,iç hastalıkları bedeni parmakla serçe yoklayarak teşhis etme metodunu bulmuştur.Ameliyat sırasında ağrıları hafifletmek için ,Afyon ve çeşitli bitkilerden uyuşturucu ilaç yapmıştır.Menenjit hastalığının teşhisini yapmıştır.870 çeşit ilaç ismi açıklamıştır.Daha çok sayıda hastalığın teşhis ve tedavi usullerini bulmuştur.
İbn-i Sina Avrupa da Avicenne adı ile tanınmıştır.Eserleri Avrupa dillerine çevrilmiş ve 17.yy kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.Tıbbın kanunları(El-Kanun fi't-Tıb" )adlı kitabı ünlüdür.Ayrıca Mantık,Matematik,Astronomi,Jeoloji,Ahlak,Felsefe, ve Botanik gibi bilim dallarında da eserler yazmıştır.
Gazali:
Selçuklular zamanında yaşamış,büyük bir felsefeci ve hukukçudur.Hanefi hukukunun önemli bilginlerindendir.


Ömer Hayyam:
Edebiyat,Astronomi ve Felsefe alanlarında çalışmıştır.Ömer Hayyam,İsfizari ve Vasati ile birlikte ,Celali takvimini düzenlemiştir.Bu takvim orta çağda düzenlenmesine rağmen ,yeni çağda düzenlenen Gregoryan takviminden daha doğru olarak zamanı ölçmüştür.Ömer Hayyam,Melikşahın yaptırdığı Rasathanede Astronomi alanında önemli araştırmalar yapmıştır.Bu bilginin yazdığı Rubailer de önlüdür.

Mahmut Harezmi:
Ünlü bir Matematikçidir.Cebirin kurucularından sayılır.Sıfırı eserlerinde kullanmış ve Avrupalılara tanıtmıştır.
Abdullah Barani:
Trigonometrinin kurucularındandır.
Türk-İslam devletleri Tolunoğulları’ndan başlayarak,hastaneler açmışlardır.Hastaneler ve hastaların ihtiyaçları vakıflar aracılığı ile karşılanmıştır.Hastanelerde insanlarını dinine,ırkına,ekonomik durumuna bakılmadan sağlık hizmeti verilirdi.Bu olay Türk devletlerinde sosyal devlet anlayışının varlığını gösterir.


Sanat:
Türk-İslam sanatında,hem orta Asya Türk kültürünün, hem de İslam medeniyetinin etkileri görülür.Türk-İslam devletleri,Anavatan Orta Asya’da gelişen Türk sanatını İslam sanatı ile birleştirdiler.Ancak sanatta taklitçi olmadılar.Yeni şartları dikkate alarak Türk sanatını yenilediler.Türk devletleri mimari alanda Cami, Mescit, Minare, Türbe(Kümbet), Saray,Medrese,Han,Hamam,Hastane(Bimaristan-Darülşifa),Kale,Çeşme,Köprü gibi mimari eserler yaptılar.Türk-İslam devletlerinin sanat eserleri Moğol istilası sırasında tahrip edildi.Çok azı günümüze ulaşabildi.Türk devletleri Mimari alanda halkın sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak Mimari eserlere öncelik vermişlerdi.
Türkler İslam sanatına önemli yenilikler getirdiler.Bunlar;
 Mimari eserlere çadır şeklinde kubbeleri eklediler.
 Mimari eserlerde çini süslemeciliğini başlattılar.
 İslam sanatına Kervansaray Mimarisini kazandırdılar.İlk kervansarayları “Ribat” adıyla Karahanlılar yaptılar.
 Kümbet denilen anıt mezar mimarisini kazandırdılar.
 Diğer yenilikler ise ince minare mimarisi,sivri kemerler,Minyatür sanatı,Halı sanatı vs.
Türkler sanat anlayışında serbest bir görüşe sahipti.Tuğrul Beyin 1063 de bastırdığı paraların üzerinde kendi kabartma resmi bulunuyordu.İslam devletlerinde Heykel ve Kabartma sanatları gelişmemişti.Selçuklularda çok ileri olmasa da Heykel sanatı vardı.Selçuklu devletini kuran ailenin sembolü kartal resmi, bayrak ve sancaklar üzerinde bulunuyordu.
Türk Müzik sanatı islam dünyasına taşındı.Türklerin Milli Musiki aleti olan kopuz,Müslüman Türklerce çalınmaya devam edildi.Türk hükümdarlarının oturdukları sarayların kapısında,günde beş defa “Növbet” çalınırdı.Növbet çaldırmak hükümdarlık alametlerindendi.Müslüman Türkler tasavvuf musikisini geliştirdiler.
Türkler dokuma,deri ve maden sanatlarında çok ilerlemişlerdi.Halı dokumacılığı Türklerin milli sanatlarıydı.Halı dokumacılığını Müslüman milletlere Türkler öğrettiler.

ORTA ÇAĞ AVRUPA TARİHİ(375-1453)
A-FEODALİTE:
Feodalite,orta çağ Avrupa tarihinde görülen siyasi bir yönetim biçiminin adıdır .Feodalite, Hun Türklerinin 375 tarihinde başlattığı kavimler göçünden sonra ortaya çıkmıştır.Hunların önünden kaçan barbar kavimler, Roma İmparatorluğunun 395 tarihinde doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasına sebep oldu.Batı Roma bu kavimler göçünün sonucunda yıkıldı(476).Batı Roma topraklarında kurulan barbar krallıkları sosyal düzeni sağlayamadılar.Halkın mal ve can güvenliğini sağlayamadılar.Bu ortamda halk mal ve canını korumak için yerel güçlerin etraflarında toplanmaya başladı.Bu yerel güçlere Senyör denilirdi.IX.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Macarlar ve Normanların saldırılarına karşı Senyörler hırıstiyanlığın koruyucusu olarak ortaya çıktılar.Kilisenin desteğini kazandılar.Feodalitede, koruma altına girene “Vasal”korumayı kabul eden Senyöre “Süzeren”denirdi. Vasal ve Süzeren ilişkisi İncil üzerine yemin edilerek kurulurdu.Senyörler etrafı sağlam surlarla çevrili Şatolarda otururlardı.Krallar top icat edilene kadar şatoları ele geçiremedikleri için Feodaliteye son veremediler.
Feodalite ilk olarak Fransa’da merkezileşti.Daha sonra tüm Avrupa’ya yayıldı.Feodalitenin birinci önemli özelliği kralın yetkilerinin çok sayıda derebey tarafından paylaşılmasıdır.Diğer önemli özelliği ise derebeyin hem toprağın hem de toprağı işleyen çiftçinin sahibi olmasıdır.Derebeyler isterlerse bir köyü halkı ile birlikte satabilirlerdi.Çiftçiler toprakları Senyörler adına işlerlerdi.
Feodalite düzeninde halk değişik sosyal sınıflara ayrılmıştı.Bunlar şunlardı:
*Asiller
*Rahipler
*Burjuvalar
*Köylüler ve köleler
Bu sosyal sınıflar arasında eşitlik yoktu.Asiller geniş topraklara sahipti.Orduda komutan olmak ve devlet yöneticisi olmak onlara ait bir ayrıcalıktı.Ancak vergi vermezlerdi.Rahiplerde ayrıcalıklı bir sınıftı.Kilisenin geniş toprakları vardı. Rahipler vergi vermezler ve askerlik yapmazlardı.Burjuvalar;şehirlerde yaşarlar,sanat ve ticaretle uğraşırlardı.Vergi verir ve askerlik yaparlardı.Ancak devlet yönetimine katılamazlardı.Köylülerin bir kısmı hür bir kısmı ise köle idi.Köylüler her türlü angarya işleri yaparlardı.Soyluların topraklarını işlerlerdi.Vergi verirler,askerlik yaparlar ancak devlet yönetimine katılamazlardı.
Feodalite rejimi Haçlı seferlerinden sonra zayıfladı.Haçlı seferlerine katılan feodal beylerin bir çoğu öldü.Ölmeyenlerde ya paralarını yada Şövalye denilen askerlerini kaybederek Avrupa’ya döndüler.Bu durumdan yararlanan krallar Feodal beyliklere son vermeye başladılar.Barutun ateşli silahlarda kullanılması ve topun icadı yeni çağ başlarında feodalitenin tamamen çökmesine sebep oldu.Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi Avrupa’da feodalitenin tamamen yıkılmasına sebep oldu.Dünyanın en güçlü surlarının topla yıkıldığını gören Avrupa kralları,Şatoları yıkarak feodaliteye son verdiler.
NOT:Orta çağda Avrupa’da görülen feodalite Türk-İslam devletlerinde yaşanmamıştır . Sebepleri;Türk devletlerinde merkezi otoritenin güçlü olması,toprağın mülkiyetinin devlete ait olması ve bağımsız yargının varlığıdır.Avrupa köylüsü köle iken Türk köylüsü hürdü. Haksızlığa uğrayanlar mahkemelere başvurabiliyordu.Kanunlar karşısında herkes eşitti.Türk devletlerinin uyguladığı “Miri Arazi”sistemi feodal düzenin gelişmesini önlemiştir.
Feodalitenin yıkılmasında,haçlı seferleri ve barutun ateşli silahlarda kullanılması etkili olmuştur.Bu düzen ilk olarak Fransa’da yıkılmıştır.

KİLİSE VE PAPALIK
Hıristiyanlık dini Roma topraklarında doğmuştu.Hıristiyanlığı Z İsa’dan sonra kendisine ilk inananlar( on iki havari) tarafından Roma topraklarında yayıldı.Bu din insanlara eşitlik vaat ettiği için öncelikle köleler sınıfı arasında yayıldı.Roma yönetimi bu dine karşı sert tedbirler aldı.Hıristiyanlığı benimseyenler katliamlara uğradı.Sonunda Roma devleti“Milano Fermanı”ile Hıristiyanlığı serbest bıraktı(314).Hıristiyanlık,381 tarihinde Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak kabul edildi.Putperestlik yasaklandı.
HZ. İsa’nın havarilerinden “Aziz Petrus” Roma kilisesinin kurucusudur.Roma Kilisesinin liderine Papa adı verildi.Roma devleti kiliseye geniş ayrıcalıklar verdi.Din adamları vergilerden muaf tutuldu.Kilise bağışlar yoluyla geniş topraklara hakim oldu.Kilisenin büyük servetlere sahip, olması Hıristiyanlığın tüm dünyaya yayılmasında etkili oldu.
Roma kilisesi ile doğu kiliseleri Hıristiyanlığı farklı yorumladılar.Doğu kiliselerinin en büyüğü İstanbul’da bulunuyordu.İki taraf arasında başlayan anlaşmazlık farklı mezheplerin doğmasına sebep oldu.Roma kilisesi “Katolik Mezhebini” oluşturdu.Doğu kiliseleri “Ortodoks Mezhebini”oluşturdular.Katoliklerin lideri Papa, Ortodoksların ise Patrik adını taşıyordu.Her iki mezhebin adı doğru inanç manasına geliyordu.Hıristiyanlıktaki parçalanma 11.yüzyılda kesinleşti.
Katolik kilisesinin lideri Papalar 9.yüzyıldan itibaren krallara taç giydirmeye başladılar.Bu uygulama papanın siyasi bir güç haline geldiğini gösterir.Papaların Haçlı seferlerini düzenletmeleri,kralları Aforoz etme yetkisine sahip olmaları ve kilisenin geniş topraklara hakim olması, siyasi güce sahip olmaları ile ilgilidir.
Orta Çağda kilise, sosyal ve kültürel hayata da hakim olmuştu.Okullarda öğretmenlik görevini Rahipler yapıyorlardı.İncil İbrani dilinde yazıldığı için insanlar dini bilgileri ancak din adamlarından öğrenebiliyorlardı.
C-SKOLASTİK FELSEFE
Orta çağ kilise felsefesidir.Bu felsefede, İncil ile Yunan Filozofu Aristo’nun görüşleri uzlaştırılmaya çalışılmıştır.Bütün doğrular İncil de aranmıştır.Skolastik Felsefe;deney,gözlem araştırma ve inceleme metotlarını yasaklamıştır.İnsan aklı ile doğruların bulunmasına karşı çıkılmıştır.İncil de olmayan düşüncelerin savunulması yasaklanmıştır.Bu yasaklara uymayanlar sert şekilde cezalandırılmıştır.Buruno adlı bilim adamı, dünyanın döndüğünü savunmasından dolayı yakılarak idam edilmiştir.
Skolastik felsefe, haçlı seferlerinden sonra kilise ve din adamlarına duyulan güvenin zayıflaması ile yıkılış sürecine girdi.Rönesans hareketleri sonucunda tamamen yıkıldı.
NOT:Skolastik Felsefenin akılcı düşünceyi yasaklaması, Avrupa’nın orta çağda bilim ve sanat alanında geri kalmasına sebep olmuştur.Orta çağda İslam dünyasında, akılcı düşünce benimsenmişti.Bilim adamları araştırmalarında deney ve gözlem metodunu kullanıyorlardı.Gazneliler döneminde yaşayan “Biruni” Gazne şehir meydanına yerleştirdiği küre üzerinde Astronomik araştırmalar yapıyordu.İslam uygarlığı orta çağın en ileri uygarlığı idi.Avrupa Skolastik felsefeden kurtulduktan sonra günümüz batı uygarlığını meydana getirmiştir.Akılcı düşünce ve fikir hürriyetinin olmadığı ortamlarda bilimin gelişmesi mümkün değildir.

D-MAGNA CARTA(BÜYÜK ŞART)
İngiliz kralı “Yurtsuz John”soyluların topraklarına el koydu.Bunun üzerine soylular birleşerek krala savaş açtılar.Kral soylular karşısında başarılı olamadı.Soyluların Magna Carta adı verilen şartlarını kabul etti(1215).Buna göre;
*Kral soyluların topraklarına dokunmayacak ve onların yöneticilik haklarını kabul edecekti.
*Kralın yanında halk temsilcilerinden oluşan mecliste yönetimde söz sahibi olacaktı.
*Kral meclisin onayı olmadan yeni vergiler alamayacaktı.
*Kral keyfi olarak kimseyi cezalandıramayacak ve sürgüne gönderemeyecekti.
Magna Cartanın önemi:
-Magna Carta İngiltere’de demokratikleşmeye atılan ilk adımdır.
-İlk defa kralın yetkileri kısıtlanmış ve merkezi otorite sarsılmıştır.
-Anayasal devlet sistemine ilk adım atılmıştır.Kanunların kraldan üstünlüğü kabul edilmiştir.
-İlk defa insan hakları kavramı gündeme gelmiştir.
-İngiltere’de Meşrutiyet idaresine geçilmiştir.Lordlar(Soylular) ve Avam(Halk)meclisleri yönetimde söz sahibi olmuşlardır.
Magna Carta İngiltere’ye bir anda Demokrasi getirmedi.Demokrasi için başlangıç oluşturdu.1295 tarihinden sonra halk temsilcileri yönetimde söz sahibi oldular.
E-YÜZ YIL SAVAŞLARI:
1337-1453 Tarihleri arasında İngiltere ile Fransa arasında yaşanmıştır.Savaş İngiltere’yi yöneten hanedanın , Fransa’daki bazı feodal beylikler üzerinde hakimiyet kurma politikasından kaynaklanmıştır.Hanedanların üstünlük kurma mücadelesidir.Savaşın ilk dönemlerinde İngilizler üstünlük sağladılar.Jean Deark adlı Fransız kızının başlattığı mücadele Fransızların ulusal duygularını harekete geçirdi.Fransızlar sonunda İngilizleri ülkelerinden uzaklaştırdılar.
Yüz yıl savaşlarını kazanan Fransız kralı ülke içerisinde gücünü artırdı.Feodaliteye son vererek ülkenin tek hakimi haline geldi.Fransa’da yeni kurulan yönetim şekline “Milli Monarşi”denir.Milli Monarşi daha sonra tüm Avrupa’ya yayıldı.İngiltere’nin yüzyıl savaşlarında yenilmesi “Çifte Gül Savaşları” denilen iç mücadelenin çıkmasına sebep oldu.

NOT:Yüzyıl savaşlarında ilk defa top kullanıldı.Yüzyıl savaşları Osmanlıların Avrupa’da ilerlemesini kolaylaştırmıştır.Bu savaşlar Feodalitenin yıkılışına etki yapmıştır.Fransa’da milli duygunun gelişmesinde etkili olmuştur.Yine bu savaşlar Barut ve topun öneminin anlaşımsına sebep olmuştur.
F-HAÇLI SEFERLERİ(1096-1270):
Orta çağda Hırıstiyan Avrupa devletlerinin, İslam dünyasına karşı gerçekleştirdiği askeri saldırılara verilen addır.Avrupa’dan İslam dünyasına gelen askerler, elbiselerine ve silahlarına haç işareti takıyorlardı. Haçlı seferleri denilmesi bu olaydan kaynaklanmıştır.Haçlı seferleri orta çağın en önemli olayıdır.Dünya tarihinin ise on önemli olayından birisidir.Haçlı seferleri çok önemli sonuçlar meydana getirmiştir.
Haçlı Seferlerinin Sebepleri:
a)Dini sebepler:
*Hıristiyanların kutsal olan Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak istemeleri
*Katolik kilisesi lideri Papanın, haçlı seferlerinden yararlanarak doğu Hıristiyanlarını denetim altına almak istemesi
*Kluni tarikatının Hırıstiyanları Müslümanlara karşı kışkırtması
*Dört Halife döneminden beri; İslam dininin, Hıristiyan coğrafyasında yayılmasının yarattığı gerginlik.
NOT:Haçlı seferlerinin en önemli sebebi,Kudüs’ü Müslümanlardan geri alma düşüncesidir.Kudüs’ü ziyaret edecek her Hırıstiyanın günahlardan kurtulup cennete gideceği inancı Hırıstiyanları etkilemiştir.
b)Siyasi Sebepler:
*Avrupa krallarının doğuda yeni topraklar kazanarak güçlerini artırmak istemeleri
*Malazgirt savaşından sonra Anadolu’yu Selçuklulara bırakmak zorunda kalan Bizans İmparatorluğunun Papadan yardım istemesi.Türkleri Anadolu’dan atma düşüncesi.
*Avrupa’da oturacak taht bulamayan soyluların doğuda feth edilecek topraklarda hükümdar olmak istemeleri.
NOT:Türklerin Anadolu’yu fethi Avrupa’da tepki ile karşılanmıştı.Bizans Hırıstiyanlığın doğudaki kalesi olarak görülüyordu.Türklerin Anadolu üzerinden Avrupa’ya yürümelerinden korkuluyordu.Anadolu’yu feth eden Türklerin Müslüman olması, haçlı seferlerinin başlamasında yakın sebebi oluşturdu.

c)Ekonomik sebepler:
Orta çağda Avrupa ülkeleri yoksuldu.İslam dünyası zengindi.İpek ve Baharat yolları Müslümanların elinde idi.İslam dünyasında yaşanan ekonomik zenginlik Avrupa devletlerinin doğuya yönelmelerine sebep oldu.Amaçları İslam dünyasının zenginliklerini ele geçirmekti.
NOT:Haçlı seferleri ile Coğrafi keşiflerin ekonomik sebebi aynısıdır.Her iki olayın amacı doğunun zenginliklerini ele geçirmektir.
Haçlı seferlerinin başlaması ve gelişimi:
Haçlı seferleri, Bizans İmparatoru Aleksi’nin Selçuklulara karşı papadan yardım istemesi ile başladı.İslam dünyasına karşı sekiz büyük sefer yapıldı.İlk dört seferin önemli sonuçları oldu.Daha sonraki seferlere katılım gittikçe azaldı.Haçlılar önemli bir başarı elde edemediler.
Haçlı seferlerinin başladığı sırada İslam dünyasının en büyük devleti B.Selçuklulardı.Anadolu’da Türkiye Selçukluları, Mısırda ise Fatımiler bulunuyordu.Haçlı seferleri başladığı sırada B. Selçuklular Melik şahın ölümünden sonra başlayan taht kavgalarını yaşıyordu.Türkiye Selçukluları da henüz tüm Anadolu’ya hakim olamamış ve yeterince güçlenememişti.Bu durum haçlıların 1.seferde İslam dünyasına yerleşmelerine sebep oldu.Haçlılarla mücadele Türkiye Selçuklularının üzerine kaldı.B.Selçuklular başarılı olamadılar.
1.Haçlı Seferi(1096-1099)
Haçlılar “Keşiş Piyer” öncülüğünde Fransa’dan yola çıktılar.Geçtikleri ülkelerden katılanlarla sayıları 600.000 ulaştı.Haçlılar İstanbul’a gelince Bizans İmparatoru ile bir anlaşma yaptılar.Buna göre;Bizans haçlılara her türlü yardımı yapacak, haçlılarda Anadolu da alacakları yerleri Bizans’a vereceklerdi.
Haçlılardan Anadolu’ya ilk geçenler Selçuklu şehzadelerinden Kulan Arslan tarafından yok edildiler.Haçlılar Selçukluların başkenti İznik’i kuşattılar.Sultan 1.Kılıç Arslanla haçlılar arasında şiddetli savaşlar yaşandı.İznik haçlıların eline geçti.1.Kılıç Arslan çok kalabalık ve zırhlı olan haçlıları meydan savaşında yenemeyeceğini anladı.Danişmendliler beyi Ahmet Gazi ve Kayseri Emir-i Şehzade Hasanla ittifak yaptı.Türk liderler haçlılara karşı vur kaç taktiği ile savaştılar.Onları Çukurova’ya kadar takip ettiler.Ancak haçlıların Anadolu’dan geçmelerine engel olamadılar.Haçlılar Antakya ve Urfa’yı ele geçirdiler.1099 yılında Fatimiler’den Kudüs’ü aldılar.Kudüs de 75.000 İnsanı katlettiler.
Haçlılar 1.Sefer sonunda; Kudüs’te haçlı krallığı ve bu krallığa bağlı olarak Antakya,Urfa ve Trablus Şam kontluklarını kurdular.Haçlılar İslam dünyasına yerleştiler.Bu sefer haçlıların en başarılı oldukları seferdir.Selçuklular,1.Seferden sonra batı Anadolu’dan orta Anadolu’ya çekildiler.Başkenti Konya’ya taşıdılar.

2.Haçlı Seferi(1147-1149):
Musul atabeyi İmadeddin Zengi 1144 yılında Urfa haçlı kontluğuna son verdi. Bu olay papanın 2.haçlı seferini başlatmasına sebep oldu. 2. seferi Fransa kralı VII.Lui ve Alman imparatoru III.Konrat gerçekleştirdi. İstanbul üzerinden Anadolu ya giren Alman imparatoru Selçuklu sultanı I.Mesut idaresindeki Türk ordusu tarafından Eskişehir’de ağır bir yenilgiye uğratıldı. Konrat canını zor kurtarıp İstanbul’a kaçtı. Bu durumu öğrenen Fransa kralı Ege sahillerinden Antalya’ya ,oradan da Suriye sahillerine geçti.Şam’ı kuşattı. Ancak başarılı olamayarak ülkesine geri döndü.

3.Haçlı Seferi(1189-1192):
Eyyubiler sultanı Selahaddin Eyyubi 1187 tarihinde Kudüs haçlı krallığını “Hıttin savaşı” nda yenilgiye uğrattı. Kudüs’ü geri aldı.Bu olay III.haçlı seferine sebep oldu. III.haçlı seferine Alman imparatoru Frederik Barbaros ,Fransa kralı Filip Ogüst ve İngiltere kralı Arslan yürekli Rişard katıldılar. Alman imparatoru T.Selçukluları’nın iç karışıklık içinde olmasından yararlanarak Anadolu’dan geçmeyi başardı. Ancak Göksu ırmağını geçmeye çalışırken boğularak öldü. Ordusu dağıldı. İngiliz ve Fransız kralları denizden Filistin ve Lübnan’a geldiler. Eyyubilerle üç yıl savaş yaptılar. Ancak başarılı olamadılar. Selahaddin Eyyubi ile barış anlaşması imzaladılar. Buna göre ;Hırıstıyanlar silahsız olarak Kudüs’ü serbestçe ziyaret edebileceklerdi. İngiliz kralı Rişard 200.000 askerle çıktığı sefer den ülkesine birkaç askerle dönebildi. III.Seferden sonra haçlılar Anadolu’dan geçme cesaretlerini kaybetmişlerdir.Diğer seferleri hep denizden gerçekleştirmişlerdir. Bu durumda, Anadolu Selçuklularının haçlılara vurduğu askeri darbeler etkili olmuştur.

4.Haçlı Seferi(1204):
Eyyubi hükümdarı Melik Adil’in Lübnan ve Suriye sahillerindeki haçlıların elinde bulu nan bazı kale ve şehirleri alması yeni bir haçlı seferine sebep oldu. Haçlılar İtalya’da toplandılar. Bu sırada Bizans imparatorluğunda taht değişikliği yaşandı. Tahtı kaybeden imparator haçlılara para vaad ederek yardım istedi. Haçlılar İstanbul’a gelince şehri yağmaladılar. İstanbul da Latin krallığı kurdular.Bizans hanedanı Anadolu’ya kaçtı. İznik ve Trabzon da iki ayrı devlet kurdular.Haçlılar İstanbul da aralarında Ayasofyanın da bulunduğu çok sayıda mabedi tahrip ettiler. İstanbul 1261 yılına kadar haçlıların elinde kaldı. Haçlıların İstanbul da yaptığı tahribat ve zulüm politikası Katolikler ve Ortodokslar arasındaki ayrılığı derinleştirmiştir. Haçlı seferlerinin başlamasına sebep olan Bizans devleti IV.haçlı seferinde ağır zarar görmüştür. Bu sefer İslam dünyasına ulaşamamıştır.

5-6-7-8. Haçlı seferleri:
Bu seferler genelde Kudüs’ü geri almak amacıyla yapılmıştır.5.Haçlı seferi Eyyubilere karşı Macar kralı öncülüğünde yapıldı. Haçlılar başarılı olamayarak geri döndüler. 6.Haçlı seferini Alman imparatoru Frederik gerçekleştirdi. Haçlılar Eyyubilerle savaştılar. Kısmen başarılı oldular. 7.Haçlı seferini Fransa kralı Sen Lui düzenledi. Mısır’a gelen Fransız kralını Eyyubiler esir aldılar. Haçlılar başarılı olamadılar. 8. ve son haçlı seferi Napoli kralı tarafından Tunus’a yapıldı. Amacı İtalya sahillerine akınlar yapan Müslüman korsanları yok etmekti. Ancak başarılı olamadılar.

NOT:Büyük haçlı seferleri 1270 yılında sona erdi. Ancak Osmanlıların Balkanlara geçmelerinden sonra tekrar başlamıştır.Osmanlılara karşı yapılan ilk haçlı seferi Sırp sındığı savaşına sebep olmuştur.

Haçlı seferlerinin sonuçları:
Haçlı seferleri İslam dünyası için olumsuz sonuçlar meydana getirmiştir. Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır yüzlerce yıl savaş sahası olmuştur. Türk-İslam devletleri büyük oranda mal ve can kaybına uğramıştır. İslam medeniyetinin gelişimi zayıflamıştır. Türklerin tüm Anadolu’yu fethi gecikmiştir.
Haçlı seferleri Avrupa devletlerini genelde olumlu yönde etkilemiştir. Bu seferlerin sonuçları dört başlık altında incelenebilir.
a-Siyasi sonuçları:
*Avrupa da feodal beylikler zayıfladı. Merkezi krallıklar güçlendi.Feodalite rejimi çöküş sürecine girdi.
*Türklerin İslam dünyasındaki nüfuzları arttı. Sebebi haçlılara karşı İslam dünyasını Türk devletlerinin savunmasıdır.
*Bizans imparatorluğu bir süre için Türk saldırılarından korundu.Anadolu’nun tamamen Türkleşmesi gecikti.

b-Dini sonuçları:
*Avrupa da Kiliseye ve papa ya olan güven sarsıldı. Çünkü yanılmaz olduğuna inanılan papanın ve din adamlarının haçlı seferleri ile ilgili hiçbir açıklamaları doğru çıkmadı.
*Kiliseye olan güven sarsılınca skolastik felsefede zayıfladı.Bunun sonucunda önce hümanizm ardından ise Rönesans hareketleri başladı.Akılcı düşünce ön plana çıktı.
*Hırıstıyanlar ,Müslümanları yakından tanıdılar. Onlara karşı olan düşmanlıkları azaldı. Ancak Müslümanların Hırıstıyanlara tepkisi arttı.

c-Ekonomik sonuçları:
*Haçlı seferleri doğu-batı ticaretinin gelişmesine sebep oldu. Akdeniz limanları önem kazandı. Özellikle Venedik, Ceneviz ve Napoli adlı İtalyan devletleri zengin oldular.
*Avrupa da hayat standardı yükseldi. Şehirler büyüdü. Sanayi gelişti.
*İslam dünyası ekonomik alanda olumsuz yönde etkilendi. Çünkü savaşlar İslam coğrafyasını tahrip etti. Şehirler yakılıp yıkıldı. Yalnız T.Selçukluları 13.yy başlarında gelişen doğu-batı ticaretinden olumlu yönde yararlandılar. Bu durum Moğol istilası ile sona erdi.

d-Bilimsel ,Teknik ve Sosyal sonuçları:
*Avrupalılar İslam uygarlığını yakından tanıdılar. İslam dünyasından akılcı düşünceyi öğrendiler. Bilimsel eserleri Avrupa’ya götürdüler.
*Avrupalılar ; İslam dünyasında tanıdıkları kağıt, matbaa, pusula, barut ve Usturlap gibi teknik buluşları Avrupa’ya götürdüler. Bu teknik buluşların öğrenilmesi Avrupa da ;Rönesans, Reform ve coğrafi keşiflerin başlamasına sebep olmuştur.
*Haçlı seferlerinden sonra Avrupa da köylüler feodal beylerin kölesi olmaktan kurtulma ya başladılar. Köylüler ayaklanarak feodal beylerin topraklarına el koydular.

TÜRK DÜNYASI –II.
A- MOĞOL İSTİLASI VE SONRASI
1-CENGİZ VE MOĞOL DEVLETİ.
Moğol boylarını tarihte ilk defa Cengiz adlı bir lider 1196 tarihinde tek bayrak altında birleştirmiştir. Cengiz ,Moğolları tek çatı altında topladıktan sonra önce Uygur ve Kırgız Türklerini devletine kattı.Çin’in büyük bir kısmını ele geçirdi. 1220 de Harzemşahlar devletini ortadan kaldırarak tüm Türkistan’a egemen oldu. Sevk ettiği ordular Macaristan’a kadar ilerledi. Cengiz Hindistan’ın kuzeyini ele geçirdi. Ordusu batı istikametinde ilerlerken 1227 de başkent Karakurum da öldü.
Cengiz’in ölümünden sonra Moğol imparatorluğu 1256 tarihine kadar birliğini korumuştur. 1256 da dört parçaya ayrılmıştır. Parçalanmalarının sebebi İslamiyet’ten önceki Türk devletlerinde olduğu gibi ülkenin hanedanın ortak malı sayılması geleneğidir. Moğol İmparatorluğunun topraklarında şu devletler kuruldu.
a)Altınorda devleti.
b)İlhanlılar devleti.
c)Çagataylılar devleti.
d)Kubilay Hanlığı.

2-MOĞOL DEVLETİNİN PARÇALANMASI VE MOĞOL TÜRK DEVLETLERİ A-ALTIN ORDA DEVLETİ:(1256-1502) Cengiz’in torunlarından Batu han tarafından kurulmuştur. Hakim oldukları topraklar;Batı Sibirya ,Harezm bölgesi, Kuzey Kafkasya, Kıpçak bozkırları(Günümüzdeki Rusya) ve Macaristan’a kadar olan doğu Avrupa’dır. Başkentleri kuzey Kafkasya’daki SARAY şehridir. Altın orda devletinin asıl halk kitlesini Kıpçak Türkleri oluşturmakta idi. Ayrıca İdil Bulgarları ,Başkurtlar gibi Türk boyları da yer almaktadır.
Devletin yöneticileri ilk zamanlarda Moğollardan oluşmaktaydı. Ancak Moğolların sayısı çok azdı. Kısa süre sonra bölgeye gelen Moğollar Türkleşti. Bu devlet, hükümdarları BERKE hanın (1256-1266) Müslüman olması ile hızla Türk-İslam devleti haline geldi. Özbek han zamanında Moğolların Türkleşmesi ve İslamlaşması tamamlandı. Özbek han Altın orda ya en parlak dönemini yaşattı.Altınorda devletinin siyasal hayatı İran da kurulan İlhanlılar ,Rus prenslikleri,Balkan devletleri ve Timur imparatorluğu ile mücadele içinde geçmiştir.Altınorda devleti Türkiye Selçukluları ,Memluklular ve Osmanlı imparatorluğu ile çağdaştır.
Altınorda devleti iç karışıklıklar sonucu zayıflamıştır.Timur’un yaptığı askeri seferlerden sonra güçten düşmüşler ve yıkılış sürecine girmiştir. Altıorda topraklarında çok sayıda hanlık ortaya çıkmıştır. Bunlar; Kırım hanlığı, Kazan hanlığı , Astarhan(Ejderhan)hanlığı, Noğay hanlığı, Kasım hanlığı ve Sibir hanlığıdır.
Altınorda devleti çok sağlam bir teşkilata sahip olduğu için Timur saldırılarından sonra kısa sürede yıkılmamıştır. 1502 ye kadar yaşamayı başarmıştır. Devletin varlığına Kırım hanlığı son vermiştir.
NOT=Altınorda devletinin Timur saldırılarından sonra güçten düşüp parçalanması Rusların güçlenmesine sebep olmuştur. Hızla güçlenen Ruslar 16.yy’ın ortalarından itibaren Altınorda topraklarında kurulan Türk hanlıklarını ortadan kaldırmaya başlamışlardır. Türk toplulukları Rus esaretine düşmüştür. Altınorda devletinin kültür ve uygarlığı Rus devlet ve toplumu üzerinde etkili olmuştur.
B-İLHANLILAR=(1256-1335) İlhanlı devletini Cengiz soyundan gelen Hülagu kurmuştur.Hakim oldukları topraklar İran, Kafkasya ,Anadolu ve Irak’tır. Başkentleri Tebriz dir.
İlhanlıların kurucusu Hülagu 1258 de Bağdat a girerek Abbasi halifeliğine son verdi. İlhanlılar bir süre sonra Suriye ye girdiler. Türk Memluk devleti İlhanlıları 1260 yılında gerçekleşen AYN-CALUD savaşında yenilgiye uğrattılar. Bu olay sonucu Moğolların İslam dünyasındaki ilerleyişleri sona erdi .Suriye’yi terk etmek zorunda kaldılar.İlhanlılar siyasal hayatlarında; Çağatay, Altınorda,Türkiye Selçukluları ve Memluklu devletleri ile mücadele etmişlerdir.
İlhanlıların Türkiye yi istila etmeleri Türkiye Selçuklularının yıkılışlarına ve Anadolu da yükselen Türk medeniyetinin tahrip olmasına sebep olmuştur. İlhanlılar Anadolu’yu 1243-1335 tarihleri arasında yağmalanmıştır.
İslam medeniyetine en çok zarar veren devlet Moğol İlhanlı devletidir.Bağdat ı ele geçirmelerinden sonra halkı kılıçtan geçirmişlerdir. Kütüphanelerdeki eserler tahrip edilmiştir. Bu durum İslam uygarlığının yükselişini sona erdirmiştir.
İlhanlılar Gazan han zamanında tamamen Müslüman oldular.Bunlarda Türkleştiler. İç karışıklıklar sonucunda 1335 de yıkıldılar. Topraklarında Celayirliler, Karakoyunlular ve Akkoyunlular ortaya çıktı.
C-ÇAĞATAYLILAR:(1256-1370)= Cengiz han ölmeden önce oğlu Çağatay’a yönetmek üzere Türkistan’ı vermişti. Cengiz in ölümünden sonra Türkistan da Çağatay devleti kuruldu. Etraflarında hep Moğol devletleri bulunduğu için sınırlarını genişletememişlerdir. Hakim oldukları topraklarda;Karluk,Çiğil,Uygur,Tohsi,Oğuz,Kıpçak,Kırgız gibi Türk toplulukları yaşıyordu. Bu toplulukların etkisi ile 14.yy başlarında hükümdar Tarmaşirin zamanında tamamen Müslümanlaştılar ve Türkleştiler. Moğolluk özelliklerini kaybettiler. Bu devletin varlığına 1370 de Timur son verdi.
D-KUBİLAY HANLIĞI(1256-1368)= Moğolistan ve Çin de hakimiyet kurmuşlardır.Kubilay han devletin merkezini Karakurum dan Pekine taşımıştır. Kubilay han tüm Çini hakimiyeti altına aldı. Ancak dünyanın en kalabalık milleti olan Çin’de Moğollar benliklerini koruyamadılar ve hızla Çinlileştiler. Çin vatanseverleri 1368 de Moğolları ülkelerinden uzaklaştırdılar. Moğollar egemenliğine son verdiler. Venedikli seyyah Marko Polo Kubilay hanlığı hakkında Avrupa’ya bilgi aktarmıştır.Avrupalıların coğrafi keşiflere yönelmelerinde Marko Polo’nun “Garibeler”adlı eseri etkili olmuştur.
Moğol devletlerinin Dünya tarihindeki önemli rolleri:
*Moğollar; Çin’den Akdeniz’e ve Macaristan’a kadar uzanan topraklarda siyasi birlik ve istikrar oluşturmuştur. Siyasi istikrar milletlerin ekonomik ve kültürel alanda ilerlemelerine sebep olmuştur.
*Moğol saldırıları özellikle Türk –İslam devletlerine zarar vermiştir. İslam medeniyetinin ilerlemesi zayıflamıştır. Moğollar yakıp yıktıkları şehirleri bir süre sonra tekrar imar etmişlerdir.
*Moğollar doğu-batı ticaretini geliştirmişlerdir. Tüccarların mal ve can güvenliğini sağlamışlar ve ortak adı verilen ticaret şirketleri oluşturarak ticareti geliştirmişlerdir. Ticari faaliyetlerin artması uygarlıklar arası iletişimi geliştirmiş ve dünya medeniyetinin gelişmesine önemli katkılar yapmışlardır.
*Moğol devletleri döneminde Tıp,Matematik,Coğrafya,Astronomi gibi bilim dalları ilerlemiştir.
*Moğolların resmi dillerinin Uygurca olması, Uygur alfabesini kullanmaları Türk dil ve kültürünün dünyaya yayılmasına sebep olmuştur.
*Moğollar bütün Türk boylarını tek devlet çatısı altında toplayarak onların ortak kültürde birleşmelerine ortam hazırlamışlardır. *Moğol istilası Harzemşahlar ve Anadolu Selçuklu devletinin yıkılmasına sebep olmuştur.
*Moğolların önünden kaçıp Anadolu’ya gelen Türkmenler Anadolu’yu Türkleştirmişlerdir.
B-TİMURLULAR(1370-1507)=
Timur imparatorluğunun kurucusu Barulas boyundan Timur dur. Timur Çağatay devletini ortadan kaldırarak kendi devletini kurmuştur. Başkentleri Semerkanttır. Timur yaptığı seferler sonucunda ;Türkistan ,İran,kafkasya,Irak,Anadolu ve kuzey Hindistan bölgelerine hakim olmuştur. Timur Altınordu devletine vurduğu askeri darbe ile bu devletin dağılmasına sebep olmuştur. Osmanlılarla yaptığı Ankara savaşı da Osmanlıların fetret devrini yaşamalarına sebep olmuştur.Timur tarihin gördüğü büyük askerlerden biridir. Ancak fethettiği toprakları teşkilatlandırmamış kendisinin ölümü ile imparatorluğu parçalanmıştır.Timurdan sonra; Pir Muhammed,Şahruh ve Uluğ Bey gibi önemli hükümdarlar görev yapmıştır.Timurlular 15.yy başlarında dünyanın en güçlü devleti idiler.
Timur dan sonra bir çok parçaya ayrılan devletin son kalıntısı 1507 yılında Özbekler tarafından ortadan kaldırılmıştır.
NOT=Timur imparatorluğu siyasal açıdan çok önemli tarihi role sahip olamamıştır. Ancak kültür ve uygarlık alanında önemli role sahiptirler.
C-TİMURLULARDAN SONRAKİ SİYASAL GELİŞMELER:
1-Karadeniz’in kuzeyindeki siyasi gelişmeler:
A)KIRIM HANLIĞI: Altın ordu devletinin topraklarında kurulan hanlıklardan birisidir. 1440 tarihinde Hacı Giray han tarafından Kırım da kuruldu. Altın ordu topraklarında kurulan en önemli hanlıktır.Başkentleri Bahçesaray dır.
Kırım hanlığı bir İtalyan devleti olan Cenevizlilere karşı Osmanlı hükümdarı Fatih ten yardım istedi. Fatih önce Kırım hanlığına yardım etti, sonra hanlığı Osmanlılara kattı. (1475) Osmanlılar Kırım hanlığını iç işlerinde serbest bıraktı. Kırım hanları, Giray hanedanı içerisinden Osmanlı yönetimi tarafından seçildi. Osmanlılar; Rusya ve Lehistan’dan gelecek saldırılara karşı Kırım hanlığını mücadele etmekle görevlendirdi. Kırım hanlığından vergi alınmadı. Sadece askeri seferlerde Kırım ordusu Osmanlı ordusuna katılmakla görevli idi. Osmanlılar Kırımın güçlü olması için Lehistan’ın ödediği yıllık vergileri Kırım hanına bıraktı.
Kırım hanlığı 1774 Küçük Kaynarca anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıktı. Kırımı ,Ruslar 1792 Yaş anlaşması ile topraklarına kattılar. Rusların 1.Petro ile başlayan sıcak denizlere inme politikası Kırımın Rus egemenliğine girmesine sebep oldu. Ruslar 1783 tarihinden itibaren Kırıma Rus halkı getirip yerleştirdiler. Kırım Türklerini soy kırıma tabi tuttular. Rus katliamlarından kaçan binlerce kırımlı Osmanlı toprakların sığındı. Ruslar 1944 yılında da tüm kırımlıları Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile Sibirya’ya sürgüne gönderdiler.1991 yılında Sovyetler dağılınca Kırım özerk bir Cumhuriyet olarak Ukrayna’nın egemenliğinde kaldı. Kırım Türkleri liderleri Mustafa Cemiloğlu öncülüğünde Kırıma dönme mücadelesi vermektedirler.
B)ASTARHAN(Ejderhan) HANLIĞI: Astarhan ,Volga ırmağının hazara döküldüğü bölgede bulunur.Burası kuzey-güney, doğu-batı ticaret yollarının önemli merkezlerindedir. Bu devleti 1466 yılında Kasım han kurmuştur.Bu hanlığın toprakları zengin ticaret yolları üzerinde bulunduğu için Ruslar,Kırım hanlığı ve Noğay hanlığı ile bu bölgeyi ele geçirmek için mücadeleye giriştiler. Rus çarı 4. İvan 1557 yılında Ejderhan hanlığına son verdi. Bölgedeki Türk- Müslüman nüfus katledildi. Osmanlı devleti Rusları bölgeden uzaklaştırmak için 1569 da Astarhan a kuvvet sevketti. Ancak kırım hanının yeterli destek vermemesi ve hazar da Osmanlı donanmasının olmamasından dolayı Ruslar Astarhan dan çıkartılamadı.
C)KAZAN HANLIĞI: Altın ordu topraklarında kurulan hanlıklardan birisidir. Hanlığı Altın ordu hanedanından Uluğ Muhammed 1437 de kurmuştur. Hanlığın insan kitlesini idil ve kama Bulgarları oluşturuyordu.Başkentleri Kazan şehridir. Kazan hanlığı bu günkü Tataristan,Başkurdistan ve Çuvaşistan bölgelerinde hakimiyet kurmuştur. Hanlık idil ırmağı boyunca yapılan ticari faaliyetler sonucu zengin olmuştur.
Uluğ Muhammedin ölümünden sonra hanlık iyi yönetilemedi. Bu durumdan yararlanan Moskova kinezliği Kazana saldırdı. Kazanı ele geçirerek halkı katlettiler. Kazanlıların gösterdiği direniş ve kahramanlık dillere destan oldu.
NOT:Rus egemenliğine giren ilk Türk hanlığı Kazan dır.Bu olaydan sonra bin yıldır Türk egemenliğinde bulunan idil nehri Rusya’nın egemenliğine girdi. Ruslar idili Rus nehri Volga yaptılar. İdil boyunca güneye doğru ilerleyerek hazara indiler. Bölgedeki ticaret yollarını ve Türk topluluklarını egemenlikleri altın aldılar.
D)KASIM HANLIĞI: Bu hanlık Kasım han tarafından 1445 yılında Oka nehri civarında bulunan Hankirman şehri ve çevresinde kurulmuştur. Kasım hanlığı Kazan ve Kırım hanlıkları ile mücadele etmiştir. Tarihlerinin son dönemlerinde Rusların denetimleri altın girmişlerdir. Moskova’dan tayin edilen valiler bu hanlığı kontrol etmiştir. Son hükümdarları Fatıma Sultan Bike’nin ölümü ile 1681 yılında sona ermiş ve Ruslara katılmıştır.
E)KÜÇÜM (SİBİR) HANLIĞI: Batı Sibirya bölgesinde Altın ordu topraklarının doğu bölgesinde kurulmuştur. Halkının büyük çoğunluğunu Kıpçak,Kırgız ve Saka(Yakut) Türk boyları oluşturmuştur. Hanlığın kurucusu Taybuğa başkentleri ,ise Tümen şehri idi.
Hanlığın en önemli hükümdarı Küçüm handır. 1563 de hükümdar olunca İrtiş ırmağı boyunca yaşayan Şamanist Türkler arasında İslamiyet’i yaymaya çalıştı. Küçüm hanın çalışmaları sonucunda Sibirya bölgesindeki Türklerin medeniyet seviyeleri yükselmeye başladı. Küçüm hanın başarılarından dolayı adı hanlığın adı oldu.
Küçüm han Rus saldırılarına karşı ülkesini ölene kadar savundu. Kendisinin ölümünden sonra (1598) küçüm hanlığı ortadan kalktı. Ruslar 1598-1683 tarihleri arasında Mançurya’ya kadar ilerleyerek Sibirya’yı ele geçirdiler.
F)NOĞAY HANLIĞI: Hanlık adını Altın ordunun ünlü komutanı Noğay’dan almıştır. Altı ordunun çöküşünden sonra kurulan Türk hanlıklarındandır. Hanlığın merkezi Saraycık şehridir. Hakim oldukları topraklar; İdil ırmağından, İrtiş ırmağına ve hazar denizinden ,Aral gölüne kadar uzanan bölgedir. Halkının çoğunluğunu Kıpçak Türkleri oluşturuyordu. Kazan ve Astarhan hanlıklarından sonra Rus egemenliğine girmişlerdir. (1557) Rusya’nın bölgede yaptığı katliamlar Noğaylar’ın büyük kısmının Türkiye’ye göç etmesine sebep olmuştur.
NOT:Altın ordu devletinin yıkılması Türk tarihi için olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Altın ordu topraklarında kurulan hanlıkların siyasi birlik kuramamaları Rusların güçlenmesine sebep olmuştur. Ruslar 16.yy dan 17.yy ın sonuna kadar Altın ordu sahasında kurulan Müslüman Türk hanlıklarını ortadan kaldırmıştır. İç siyasi mücadeleler tarihin her döneminde Türk devletlerinin önce parçalanmasına sonra da tamamen yıkılmalarına ve bağımsızlıklarını kaybetmelerine yol açmıştır.
2-TÜRKİSTAN, HİNDİSTAN VE İRAN’DAKİ GELİŞMELER:
A)ŞEYBANİLER(1412-1558): Bu hanedan Moğol hükümdarı Batu hanın kardeşlerinden Şeyban’ın soyundan gelmektedir. Devletin kurucusu Ebul Hayr handır. Bu devletin hakim olduğu topraklar Uralların doğusundaki Sibirya bölgesidir. Şeybanilere Özbekler de denir. Şeybaniler güçlü dönemlerinde Türkistan’ın büyük kısmında egemenlik kurmuşlardır. Siyasal hayatlarında Timurlular ve Safevilerle yaptıkları mücadeleler önemli yer tutar. Devletin son hükümdarı Pir Muhammed dir. Devletin varlığına Cengiz soyundan Canoğulları son vermiştir.
NOT:Şeybani’lerin yönettiği kabileler günümüzdeki Özbek Türklerini meydana getirmiştir.
B-SAFEVLER(1502-1736): Safevi devleti 1502 de Şah İsmail adlı bir Türk lider tarafından kurulmuştur. Devletin kuruluşu Şah İsmail’in Akkoyunlu Türkmen devletine son vermesi ile gerçekleşmiştir. Devletin merkezi Tebriz dir. Devlet adını bir tarikat lideri olan Şeyh Safiyüddün’den alır. Şah İsmail bir tarikat lideri olmanın kazandırdığı otoriteden de yararlanarak on yılda tüm İran’ ele geçirdi. Şah İsmail Anadolu’ya gönderdiği Şii propağandacılar aracılığı ile Anadolu’da isyanlar çıkarttı. Amacı Anadolu yu ele geçirmekti. Şah İsmail’in bu politikası Osmanlı hükümdarı 1.Selim’in Safevi’lere karşı harekete geçmesine sebep oldu. Şah İsmail 1514 tarihinde gerçekleşen Çaldıran savaşında yenildi.Safevilerin tarihi Osmanlılarla mücadele içerisinde geçmiştir. Safeviler Osmanlıların Avrupa’daki düşmanları ile ittifaklar yapmışlardır. Doğudan gelen ticaret yollarını Osmanlılara kapattılar. Orta Asya Türk hanlıkları ile Osmanlıların bağlantısını kestiler. Anadolu’da Şii mezhebine dayanarak hakimiyet kurmak istediler. Osmanlılarda Safeviler’in bu davranışlarından zarar gördükleri için safevilerle askeri mücadeleler yaptılar. Safevi Osmanlı mücadelesi Yavuz Sultan Selim zamanında başladı. Kanuni’nin yaptığı üç İran seferinden sonra Safevilerle Amasya andlaşması imzalandı. (1555). Safeviler bu anlaşma ile Irak, Doğu Anadolu ve güney Kafkasya’nın Osmanlılara ait olduğunu kabullendiler.
Osmanlı devleti ile Safeviler arasındaki çatışma 1639 Kasr-ı Şirin anlaşması ile büyük oranda sona erdi. İki devlet arasında 1724 tarihine kadar sürecek barış dönemi başladı. Kasr-ı Şirin ile Osmanlı İran sınırı büyük oranda kesinleşti.Osmanlılar Safevileri etkisiz hale getirebilmek için Babür İmparatorluğu ve Özbeklerle ittifak yapmıştır.
Safevi hanedanını varlığına devletin komutanlarından Nadir han son vermiştir. (1736) Bu tarihte İran da Avşar hanedanı iktidara gelmiştir.
NOT: Safeviler’in Osmanlılarla mücadelelerinde bir mezhebi ön plana çıkarmaları Oğuz boyları arasındaki birlik ve beraberliğin bozulmasına sebep olmuştur. Şii’lik propagandasının etkisi ile Anadolu’ya gelen çok sayıda Oğuz boyu tekrar İran a göç etmiştir. Anadolu’daki Türk nüfusu azalmıştır. Safeviler, Osmanlıların Avrupa’daki ilerleyişlerinin durmasında etkili olmuştur. M.Kemal Atatürk; dinin politikaya alet edilmesinin, Türk milletini bölüp parçaladığını bildiği için “Laiklik” kavramını Türkiye Cumhuriyetinin temeli yapmıştır. Atatürk milliyetçiliği mezhepçiliğin bölücü etkisini azaltmıştır. Türk milletinin birlik ve beraberliğine katkı sağlamıştır.
C-HİNDİSTAN TÜRK SULTANLIKLARI VE BABÜRLÜLER:
Hindistan, Gazneliler hükümdarı sultan Mahmut’un Hindistan’a yaptığı 17 seferden sonra İslamiyet’le tanışmıştı. Gazneliler Hindistan’da gelecekte kurulacak Türk devletletlerinin temellerini oluşturdular. Gaznelilerden sonra bölgede Delhi Türk Sultanlığı, Kalaçlar, Tuğluklar, ve Babürlüler adlı Türk devletleri kurulmuştur. Bunların en önemlileri Babürlüler’dir.
BABÜRLÜLER(1526-1858) Babür Timur un torunlarındandır. Babür Fergana (Türkistan)bölgesinde bir hükümdardı. Türkistan’ın egemenliği için Özbeklerle yaptığı mücadeleyi kaybetti. Afganistan’a doğru çekilerek Kabil’e yerleşti. Burada yeni bir devlet kurdu. Daha sonra kuzey ve batı Hindistanı fethetti. Başkent Ağra olmak üzere Hindistan’da Babür devletini kurdu.
Babür 1530 da Ağra da öldü. Babür’ün yerine Oğlu Hümayun geçti. Hümayun Gücerat ve Bihay’ı fethetti. Babürlülerin en başarılı hükümdarı Ekber’dir. Ekber Hindistanda din ve mez hep ayırımı gözetmeksizin herkese eşit davrandı. Çok değişik dinlerin bulunduğu Hindistanı huzura kavuşturmak için dini hoşgörüyü devletin temel politikası haline getirdi. Ekber Safeviler, Özbekler, Osmanlılar ve Portekizlilerle ilişkiler kurdu. Portekizliler Cihangir adlı hükümdar za manında Hindistanı ekonomik denetimleri altına almaya başladılar. Portekizlilerden sonra İngilizler ve Hollandalılarda Babürlülerden ticari imtiyazlar elde ettiler. Alemgir adlı hükümdarın ölümü ile Babür devleti gerilemeye başladı.(1707).Ülkede dini nitelikli büyük ayaklanmalar başladı. Babür hükümdarları İngilizlerin denetimi altına girdiler. İngilizler 1857 yılında çıkan Sipahi isyanını fırsat bilerek Babür devletine son verdiler. 1858 yılında Hindistanı İngiliz imparatorluğuna bağladılar.
NOT:Babürlüler Osmanlıların çağdaşıdır. 16 yy da dünya üzerinde bulunan beş süper güçten birisi olmuştur. Tarihte tüm hindistana egemen olan ilk devlettir. Bu devletten kalma en ünlü sanat eseri “Taç Mahal” dir. Babürün Türkçe yazdığı Vekai (Babürname) adlı eseride Türk kültürü açısından önemlidir. Babürlüler hem yeni çağ hem de yakın çağda yaşamışlardır.
D-ÖZBEKLER VE ÖZBEK HANLIKLARI: Hazar denizi ile Balkaş gölü arasındaki Türkistan topraklarında yaşayan Türk topluluklarına Altınordu hükümdarı Özbek handan dolayı Özbekler adı verilmiştir. Bu toplulukları bir süre Şeybaniler hanedanı yönetmiştir. Şeybanilerin iç karışıklıklar sonucunda dağılmasından sonra Hive,Buhara ve Hokand olmak üzere üç yeni Özbek hanlığı ortaya çıkmıştır. İçlerinde siyasi açıdan en güçlü olanı Hive hanlığıdır. Hive hanlığı Türk kültürünün gelişmesine çok önemli katkılar yapmıştır.Bu hanlıklar Ruslar ve safevilere karşı Osmanlılar tarafından askeri alanda desteklenmişlerdir. Ancak aralarındaki mücadeleler güçten düşmelerine ve Ruslar tarafından ortadan kaldırılmalarına yol açmıştır. 1991 de Sovyetlerin dağılmasından sonra bağımsız Özbekistan Cumhuriyeti kurulmuştur.
NOT:Timurlulardan sonra Orta Asya da siyasi birliğin kurulaması bölgenin Rus istilasına düşmesine sebep olmuştur. Ruslar 16. yy ortalarından 1920 yılına kadar geçen sürede tüm Türkistan’ı ele geçirmişlerdir. Bölgedeki Türk topluluklarının milli şuura değil de boy şuuruna sahip olmaları birlik kurmalarını engellemiştir.
Tarihte meydana gelen bu gelişmeler Atatürk’ün milliyetçilik ilkesinin Türk milletinin birlik ve bütünlüğü için ne kadar önemli olduğunu gösterir.
E-KAZAK HANLIĞI VE YÜZLER(Cüzler): Kazaklar ,Kıpçak boyunun bir koludur. Bir çok Türk boyunun ve bazı Moğol boylarının karışımı ile ortaya çıkmışlardır.Kazak; hür,serbest, yiğit manalarına gelir. Kazakların siyasi bir teşkilat olarak tarih sahnesine çıkmaları 15.yy da gerçekleşmiştir. Kazak hanlığı hazar denizinin doğusu ile Aral gölünüm kuzey doğusunda kalan topraklarda hakimiyet kurmuşlardır. Burunduk ve Kasım han dönemlerinde büyük bir güç haline geldiler.
Kazak hanlığı 17.yy da iç karışıklıklar sonucunda parçalandı.Büyük,Orta,Küçük cüzler denilen üç devlete ayrıldı. Bu olay güçten düşmelerine sebep oldu. Moğol kalmukların saldırıları güçlerini daha da azalttı. Kazak hanlıkları 1731-1742 tarihleri arasında Rus egemenliğine girdiler. Bundan sonraki dönemde Ruslara karşı mücadelelerini sürdürdüler. Ruslar tüm Kazakistan a 1847 yılında hakim olabildiler. Ruslar kazakları azınlık durumuna getirebilmek için bölgeye Rus nüfus getirip yerleştirdiler. Kazakistan Sovyetlerin dağılması üzerine 1991 yılında bağımsızlığına kavuştu.
F-SAYAN ALTAY TÜRKLERİ VE KIRGIZLAR: Kırgızlar Türklerin tarihi bilinen en eski boylarından birisidir. Hun ,Göktürk ve Uygur devletlerine bağlı olarak yaşadılar. Kırgızlar 840 yılında Uygur devletini yıktılar. Bir süre Türk’lerin kutsal yurdu “Ötügen”bölgesini yönettiler. Kırgızları Moğollar Ötüğen den uzaklaştırdı(921). Bu tarihten sonra kuzeybatıya doğru göç ederek günümüzdeki yurtlarına yerleştiler.
Kırgızlar 1207 tarihinde Cengiz imparatorluğuna katıldılar. Kırgızların tarihi Moğollarla mücadele tarihidir. Moğollarla yaptıkları mücadeleler Manas destanının doğmasına sebep olmuştur. Kırgızlar Moğol ve Rus baskıları sonucunda Orta Asya’nın değişik bölgelerine dağılmışlardır. Kırgızların yaşadığı topraklara 1864 de tamamen Ruslar hakim oldular. Kırgızların Altay bölgesinde yaşayan boyları Altay Türkleri denilen “Hakas,Tuva,Şar” Türkleriyle kaynaşmışlardır. Söz konusu Türk boyları bugün Rusya federasyonu içinde muhtar (Özerk) Cumhuriyetler şeklinde yaşamaktadırlar.Yine Mançurya bölgesinde yaşayan Sakalar kendilerini İskitlerin torunları kabul etmektedirler. Sakalara, Ruslar Yakut adını vermişlerdir. Ruslar diğer Türk topluluklarının topraklarında gerçekleştirdiği Rus göçmenler yerleştirme politikasını Kazakistan’da da uygulamıştır. Kırgızların elindeki verimli topraklar zorla ellerinden alınarak Rus göçmenlere verildi. Kırgızlar artan Rus baskılarına karşı 1916 tarihinde “Milli İsyan” adı verilen mücadeleyi başlattılar. İsyan tüm Türkistan a yayıldı. Ruslar bu isyanı Kırgız ve Kazak bölgesinde bir milyon Türk’ü katlederek bastırdı. 300 bin Kırgız ve Kazak Çin de bulunan doğu Türkistana sığındı. Sovyetlerin dağılmasından sonra Kırgızistan bağımsızlığını kazandı.
G-YAKA TÜRKMENLERİ(TÜRKMENİSTAN: Türklerin en kalabalık boyu olan Oğuzlar 10.yy da Müslüman olunca Türkmen adını almışlardı. Bu Türkmenlerin yerleştikleri yerlerden biriside Hazar denizinin doğusu ile güneyindeki topraklardır.Bu bölgeye “Yaka” adı verilmektedir. Bu bölgede; Mangışlak, Merv,ve Gürcan ırmağı arasında yaşayan Türkmenlere Yaka Türkmenleri denilmiştir YakaTürkmenlerini;Göklen,Oklu,Salur,Eymir ve Bayındır boyları oluşturuyordu. Bunlar siyasi birlik oluşturamamışlardı. Yaka Türkmenleri B.Selçuklulardan sonra Harzemşahlar,Timur imparatorluğu,Türk-Moğol devletleri ,Safeviler ve Hive hanlığına bağlı olarak yaşadılar. Bu devletlerin zayıfladığı dönemlerde bağımsız oldular. Türkmenistan a 1860 dan itibaren Rus saldırıları başladı. Ruslara karşı Merv bölgesinde yaşayan Teke ve Salur boyları 15 yıl süreyle kahramanca mücadele ettiler. Ancak Rusların üstün silah gücüne direnemediler. Ruslar Türkmenistan’ın tamamına 1890 da hakim oldular. Türkmenistan da 1917 yılında bağımsızlık amacıyla Basmacılar adı verilen örgüt tarafından bağımsızlık mücadelesi başlatıldı. Bu milliyetçi hareket büyük başarılar kazandı. Ancak iç çekişmelerden dolayı başarılarını devam ettiremediler. Bu milli hareketi Ruslar 1926 yılında tamamen bastırdı.
Ruslar böl,parçala ,yönet taktiği ile 1924 yılında Türkmenistan Cumhuriyetini oluşturdular. Türkmenistan 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsız hale geldi.
NOT:Türkmenistan halkı Türkiye Cumhuriyeti,Azerbaycan devletleri gibi Oğuz Türklerinin bir devletidir. H-DOĞU TÜRKİSTAN(KAŞGAR HANLIĞI): Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri yaşamak taydı. Bu bölgeye 19.yy da Çinliler hakim oldular. Çinlilere karşı bu bölgede sık sık ayaklanmalar görüldü. Bunlardan 1866 yılında başlatılan bağımsızlık amaçlı isyan başarıya ulaştı. Yakup bey (Atalığ gazi)Çinlileri yenerek “Kaşgar hanlığı”nı kurdu. Yakup bey Çin,Rus baskılarına karşı Osmanlılara bağlandı. Sultan Abdülaziz adına para bastırdı.Sultan Abdülaziz kaşgar hanlığına askeri öğretmenler ve silah gönderdi. Fakat Yakup beyin ölümünden sonra başlayan iç mücadeleler devletin Çin tarafından yıkılmasına sebep oldu.
Çin, Ruslar gibi doğu Türkistan ı Çinlileştirmek için bölgeye Çin nüfusu getirip yerleştirdi .Bölgeye Sincan (Yeni kazanılmış toprak)adını verdi. Uygur Türkleri Günümüze kadar bağımsızlık mücadelesini sürdürmektedirler.
I-AZERBEYCAN HANLIKLARI: Azerbaycan bölgesi M.Ö. 4.yy dan itibaren Türklerin yaşamaya başladığı bir bölge olmuştur.Azerbaycan’da ilk olarak Saka Türkleri (İskit) hakimiyet kurmuşlardır.Daha sonra Hunlar,Bulgarlar,Hazarlar,Ağaçeriler, ve Sabirler bölgeye yerle şen Türk kavimleri olmuşlardır. B.Selçuklu devletinin kurulmasından sonra Azerbaycan bölgesine Oğuz boyları yerleşmişlerdir. Bölgede B.Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu ,Akkoyunlu, ve Safevi devletleri hakimiyet kurmuştur. İlhanlılar hariç diğer devletleri Oğuz boyları kurmuştur. Azerbaycan 16. ve 18.yy arasında Osmanlılar ve Safeviler arasında bir çok defa el değiştirdi. Safevi devletinin yıkılmasından sonra (1736) bu bölgede “Karabağ,Şeki,Gence,Bakü,Kuba,Nahcıvan,Talış,Tebriz,Erdebil,Hoy,Şirvan,Maku,Revan” hanlıkları ortaya çıktı.
Ruslar Azerbaycan’da siyasi birlik bulunmamasından istifade ederek 18.yy sonlarından itibaren Dağıstan üzerinden Azerbeycana girdiler. 1813-1826 tarihleri arasında Azerbaycan’ı işgal ettiler. Rusya ile İran arasında 1828 de imzalanan “Türkmen çayı” anlaşması ile kuzey Azerbaycan Rusya’ya Güney Azerbaycan İran’a kaldı. 1917 Rus ihtilalinden sonra Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti. Azerbaycan’ın kurucusu “Mehmet Emin Resulzade” adlı liderdir. Resulzade’nin “Yükselen bayrak inmez” özdeyişi Azerilerin bağımsızlık duygularını sürekli güçlü tutmuştur. Azerbaycan 1920 yılında tekrar Rus hakimiyetine girdi. Bu durum Sovyetlerin dağıldığı 1991 e kadar devam etti. Bu tarihte yeniden bağımsız hale geldi. Başkentleri Bakü’dür.
NOT:Türkmenistan,Azerbaycan ve Türkiye Cumhuriyeti devletleri Oğuz Türklerine dayanır. Ayrıca İran,Irak,Kıbrıs,Suriye ve Balkanlarda yaşayan Türklerde Oğuz boylarından gelmektedir. Türkiye’ye dil ve kültür alanında en yakın Türk Cumhuriyetleri Azerbaycan ve Türkmenistan’dır.


D-KÜLTÜR VE MEDENİET
DEVLET YÖNETİMİ:
Moğollar tarih boyunca Türk toplulukları ile komşu yada iç içe yaşayan bir millettir. Uzun yüzyıllar Türk devletlerine bağlı olarak yaşamışlardır. Moğollar kültür ve uygarlık alanında Türk kültürünün etkisinde kalmışlardır.
Moğol devletini kuran Cengiz han Orta Asya Türk devletlerinin teşkilatlarını benimsedi. Moğol devletini ;Kağan, Hakan veya han unvanlı hükümdarlar yönetiyordu. Türk devletlerinde olduğu gibi egemenliğin kaynağı dinsel kökenlidir.Türklerdeki “Kut” inancı Moğollarda da görülür. Ülke hanedanın ortak malı sayılır. Hanedanın tüm erkek üyelerinin tahta çıkma hakları vardır. Ülke hanedan üyeleri arasında paylaşılarak yönetilirdi.
Moğol devletinde hükümdarı “Kurultay” seçerdi. Bir Moğol hükümdarı ölünce, yerine yenisi seçilene kadar ülkeyi ölen hükümdarın eşi yönetirdi.Taht değişikliklerinde belirli bir veraset yasası olmadığı için hanedan üyeleri arasında taht mücadeleleri görülürdü. Tahta hükümdarın Moğol asıllı ve ilk eşinden doğan prensler geçerdi.
Moğol devletinin kurucusu Cengiz, Devletin mali ve idari teşkilatını Uygur Türklerine kurdurmuştu. Bu nedenle Moğollarda resmi dil Uygurca idi. Türk devlet teşkilatı Uygurlar aracılığı ile Moğollara geçmiştir.
Moğol devletinde en önemli devlet organı “Kurultaydı”. Kurultay;Moğol boy beyleri, Kabile liderleri , hanedan üyeleri,yüksek rütbeli komutan ve idarecilerden oluşurdu. Kurultayın başkanı Kağan idi. Kurultay çok önemli konularda toplanırdı. Kurultayda ,hükümdar seçimi, savaş kararı verilmesi, halktan alınacak vergilerin miktarları gibi konular görüşülürdü. Kurultaya kadınlarda katılırdı.
Moğol devletleri Cengiz hanın Türk törelerini esas alarak düzenlediği yasalara (yasag) dayanılarak yönetilirdi.Cengiz yasaları oldukça sertti. Moğol devletleri askeri karakterliydi.
Altın orda ,Çağatay ve İlhanlı devletleri Türkleşip,Müslümanlaşınca Türk-İslam devletlerinin idari düzenlerini benimsediler. Kurultayın yerini “Divan teşkilatı” aldı.
Moğol ordusu;ilk defa Hun hükümdarı Mete’nin oluşturduğu onluk sisteme göre teşkilatlanmıştı. Moğol kabileleri onluk sisteme göre asker çıkartabilecek gruplara bölünmüştü. Noyan denilen komutanlar aynı zamanda bir sosyal grubun yöneticisiydi. Moğol ordusu atlı idi. Savaşlarda “Türk Turan taktiğini uygularlardı. Moğol ordusunun en önemli bölümü Kağana bağlı 10.000. kişilik Muhafız(Keşik) kıtasıydı. Moğol ordusu maaş almaz ancak ganimetlerden pay alırlardı. Cengiz hanın ölümünden sonra kurulan Türk-Moğol devletlerinin ordularının çoğunluğu Türk’tü. Moğol ordusunda katı bir disiplin ve komuta anlayışı vardı. Başarısızlık halinde komutanlar cezalandırılırdı.
Cengiz han devletini sağlam temellere oturtmak için Türk törelerini esas alarak bir çok konuda yasalar çıkarttı. Moğol devleti büyüdükçe Cengiz yasaları genişletildi. Büyük bir kanun kitabı (Yasag) meydana getirildi. Moğol devletleri bu kanun kitabını hazinede koruyordu. Yasada ;yabancı ülkelerle ilişkiler , askeri teşkilat, posta teşkilatı,vergi düzeni, miras işleri ile ilgili kurallar bulunuyordu. Cengiz yasalarında ; cinayet ,hırsızlık ,zina,büyü ve kötülük yapmak,çalınmış mal saklamak gibi suçların cezası idamdı. Adalet işlerine “Yargucı” denen hakimler bakardı. Türkleşen ve Müslümanlaşan Moğol devletlerinde İslam hukuku uygulandı. Kadı adlı yargıçlar görev yaptı.
NOT:Moğolların;devlet yönetimleri,ordu teşkilatları ve hukuk yapıları İslamiyet’ten önceki Türk devletleri ile benzer özelliktedir. Bu olay Moğolların Türk kültürünün etkisinde kaldıklarını gösterir.

Timurlular ve Timurlulardan sonra kurulan Türk devletlerinde devlet yönetimi:
Timur imparatorluğu, Türk Moğol gelenekleri ve İslami değerlerin karışımı bir yapıya sahipti. Timur Müslüman olmasına rağmen devlet yönetiminde eski Türk geleneklerini uygulamada bir sakınca görmemiştir. Timurlular devletinde Şahruh zamanında devlet idaresinde islami kurallar etkin hale geldi. Timurlularda diğer Türk devletlerinde olduğu gibi ülke hanedanın ortak malı sayılıyordu. Mirza denilen hanedan üyeleri yarı bağımsız olarak eyaletleri yönetiyorlar. İktidar değişikliklerinde taht kavgaları yaşanıyordu. Bu olay Timur imparatorluğunun kısa süre sonra parçalanmasına sebep olmuştu. Timurluların devlet yönetimlerinde hanedana mensup kadınlarda etkiliydi.
Timurluların merkez teşkilatlarında iki türlü divan vardı. Bunlar:
a-Tavacı Divan-ı (Türk divanı):Devletin askeri işlerini yürüten divandır.
b-Divan-ı Mal :Vergi toplamak, para bastırmak, gelir –gider hesaplarını yapmak ve şehirlerin bayındırlık hizmetlerini yürütmekten sorumlu divandır.(Bakanlık)
Timurlularda şehirlerin idari, adli ve askeri işlerini “Daruga” veya “Hakim” denilen görevliler yürütürdü.
Timurlum ordusu onluk sisteme göre teşkilatlandırılmıştı. Timurlu ordusunda fillerde bulunurdu. Timur un bin kişiden oluşan “Kavçin” adlı özel yetiştirilmiş muhafız kıtası vardı. Timurlularda savaşta yararlılıkları görülen askerlere “Siyurgal” adı ile iktalar verilirdi. (Siyurgal, devlete ait toprak vergisinin askere bırakılması uygulamasının adıdır)
Babürlülerin devlet yönetimleri Timurlulara benzemekteydi. Babür hükümdarları padişah,hakan, şah gibi ünvanları kullanmışlardır.Babürlülerde hükümdarların eşleri de devlet yönetiminde söz sahibiydi. Babürlülerde hükümdardan sonra yönetimde en etkili kişi “Vekili Mutlak “tı . Bu görevli Osmanlılardaki Sadrazamın ve günümüzdeki Başbakanın yaptığı görevleri yapardı. Devletin mali işlerine Vezir bakmaktaydı. Babürlülerde ülke Şubelere ( il) ayrılmıştı. İlleri hem vali hem de komutan olan “Şubedar” yönetirdi.
Babürlü ordusu büyük oranda “Siyurgal” sahibi sipahilerden oluşuyordu. Ayrıca hazineden maaş alan Hassa askerleri de vardı. Babürlü ordusunu ateşli silahlar konusunda Osmanlı subayları eğitmiştir.
Safeviler, Akkoyunlu devlet teşkilatını aynen benimsemişlerdi. Safeviler , Çaldıran savaşından sonra Osmanlı idari ve askeri sistemini örnek aldılar. Safevilerde devletin başında Safevi hanedanından gelen Şah ünvanlı hükümdar bulunuyordu. Şah’tan sonra Veziri azam en yetkili yöneticiydi. Ondan sonra Divan beyi (Begi) gelir ve bütün adli işleri yürütürdü. Şehirlerin güvenliğini sağlardı.
Safevilerde çok önemli devlet işleri “Müşavere” adlı mecliste görüşülürdü. Bu uygulama eski bir Türk geleneği idi . Safevi ordusu devletin ilk kuruluş yıllarında göçebe Türkmenlerden oluşturulan süvari birliklerine dayanıyordu. Ancak Çaldıran savaşında yenilmelerinden sonra Osmanlı ordu sistemini örnek alarak yeni düzenlemeler yapmışlardır.
Kazak ve Kırgızlarda devlet yönetimi Timurlulara benzemekteydi. Bu Türk toplulukları boylar halinde teşkilatlanmıştı.Kazaklarda boy ve oymakları ;Türe, Ak ve Süyek ünvanlı beyler yönetirdi. Ülke üç orda’ya ayrılmıştı (Cüz-Yüz). Her orda’nın ayrı bir hanı vardı. Kazaklar boy beylerinin katıldığı kurultaya benzer bir meclis toplarlardı. Bu meclis yılda bir defa toplanır ve önemli devlet işlerini görüşürdü. Kazaklarda adalet işlerine “Biy” (Bey) ünvanlı hakimler bakardı.
Kırgız boylarını ; Aksakal denilen tecrübeli liderler yönetirdi. Kırgızların boy lideri olan aksakalların katıldığı “Urug Şurası” adlı meclisleri bulunurdu. Bu meclis çok önemli konuları görüşmek üzere toplanırdı.
NOT:Türk devletleri birbirlerinden çok uzak coğrafyalarda kurulmuşlardır. Buna rağmen devlet yönetimleri birbirlerine çok benzer. Bu olay Türklerin milli geleneklerine bağlılıklarını gösterir. Tüm Türk devletlerinde hanedan yönetimi görülür(Monarşi vardır). Egemenliğin kaynağı dinsel kökenlidir. Ülke hanedanın ortak malı sayılmıştır. Türk devletlerinde ;Kurultay ,Müşavere, Uruğ Şurası gibi meclislerin yönetimde söz sahibi olması Türk devletlerine demokratiklik özelliği kazandırmıştır. Tüm Türk devletleri askeri karakterlidir.
Babürlüler Çin’den sonra dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Hindistan’ı 1526 –1858 tarihleri arasında yönetmişlerdir. Değişik dinlerin ırkların ve kültürlerin bulunduğu Hindistan’ın tamamına hakim olan ilk devlet Babürlüler’dir. Bu olay Türklerin teşkilatçılık özelliklerini gösterir. Türk devletlerinin adalet ve dini hoş görüye önem vermeleri değişik ırktan ve dinden toplulukları bir devlet çatısı altında toplamalarını kolaylaştırmıştır.
DİN VE İNANIŞ
Cengiz hanın Moğol imparatorluğunu kurduğu sırada Moğol boyları arasında ;Totemizm, Şamanizm, Budizm ve Hırıstiyanlık gibi dinler yayılmıştı. Moğolların en eski dini inançları İslamiyet’ten önceki Türk inancına benziyordu(Gök Tanrı inancına). Moğol boylarında inanç birliği yoktu. Cengiz kurduğu imparatorlukta değişik dinlerin faaliyetine izin vermişti. Ancak din adamlarının devlet yönetimine katılmasına izin verilmemişti. Moğol devletlerinden Çağatay, Altın orda ve İlhanlı hanlıkları 14.yy da Türk topluluklarının etkisi ile İslamiyet’i benimsediler. Bu devletlere bağlı Müslüman olmayan Türk ve Moğol boyları Müslüman oldular. Müslüman olan Moğollar Türkleşti. Moğolların Türkleşmesinde Kıpçak ve Uygur Türkleri etkili oldu.
Timurlularda Şahruh zamanında İslam dini devlet ve toplum hayatına hakim oldu. Karadeniz’in kuzeyi Kafkasya ve orta Asya’daki Türk devlet ve toplulukları arasında Hoca Ahmet Yesevi’nin Hoşgörülü İslam anlayışı (tasavvuf) taraftar buldu. İslamiyet Türk topluluklarının kültür ve uygarlıklarını şekillendirdi. Türk örf ve adetleri İslami kurallarla kaynaşarak varlığını korudu. Türk devletleri topraklarında yaşayan farklı dinden insanlara da hoşgörülü davrandılar. Babürlüler İslamiyet’i Hindistan’da yaymaya çalışırken baskı ve şiddete başvurmadılar.
Safevi devletini kuran Şah İsmail bir tarikat lideriydi. Safevi hanedanı ve devleti Şii mezhebinin Türk boyları arasında yayılmasında etkili oldu.
İran dışındaki Türk toplulukları arasında Sünni –Hanefi İslam anlayışı etkili olmuştu. Hindistan’da hakimiyet kuran Kalaç hanedanından sultan Alaaddin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunmuştur.
SOSYAL VE İKTİSADİ HAYAT
Moğolların toplum yapısı İslamiyet’ten önceki Türk toplum yapısına benzemekteydi. Moğolların büyük çoğunluğu boylar halinde göçebe olarak yaşıyorlardı. Ekonomik yapıları hayvancılığa dayalıydı. Moğollarda aileye “Yasun” deniliyordu.Moğol ailesi önce Ana erkil yapıda idi. Daha sonra Türklerin etkisi ile aile düzenleri Baba erkil hale gelmişti. Moğollarada çok kadınla evlilik yaygındı. Moğol toplumunda askeri bir örgütlenme şekli vardı.Yasun’ların birleşmesi ile “Obag”lar (Oba) ,Obagların birleşmesi “İrgen”(boy)leri,İrgenlerin birleşmesi “Ulus”(millet) u meydana getiriyodu. Millette devleti oluşturmaktaydı.
Moğol toplumunda hanedan ve askerler ayrıcalık sahibiydi. Savaş esirlerinden oluşan kölelerde bulunmaktaydı. Kölelerden yararlı hizmetler yapanlara hürriyet verilirdi. Moğol toplumunda kadın önemli bir yere sahipti. Baba ölünce aileyi anne yönetirdi. Hanedan üyesi kadınlar kurultaya katılırdı. Hükümdarın ölümün den sonra yeni hükümdar seçilene kadar ülkeyi hükümdarın eşi yönetirdi.
Moğollar geniş ülkeleri fethettikten sonra ticaret özel bir önem verdiler. Çin’den Akdeniz e uzanan İpek yolunun güvenliğini sağladılar. İpek yolu üzerindeki Kervansarayları ıslah ettiler. Doğu-Batı ticareti gelişti. Bölgede asayiş ve güvenliğin sağlanması ticari faaliyetler yolu ile uygarlıklar arası iletişim arttı. Bunun sonucunda da dünya uygarlığının gelişimi hızlandı. Moğollar “Kırtas” adı ile kağıt para kullandılar. Çek kullanıldı. Devlet sermayesi ile “Ortak” adlı ticaret şirketleri kuruldu.
Moğolların Cengiz han döneminde hayvan ürünlerine dayalı ilkel bir sanayileri vardı. Farklı uygarlıklarla tanışmaları sonucunda sanayileride gelişti. Moğol devletleri zamanında kumaş ve keçe dokumacılığı ,gümüş ve bakır işçiliği ,demircilik ve marangozlukla ilgili sanatlar gelişti. Moğollar Orta Asya’dan batıya doğru yayılınca göçebelikten yerleşik hayata geçtiler. Yaşam şekilleri ve ekonomik yapıları değişti. Bu olay yaşam şeklinin ve ekonomik yapının coğrafi faktörlerce şekillendirildiğini gösterir.
Timurlular ,Babürlüler, Safeviler ve diğer Türk hanlıklarının ekonomilerinde ticaret önemli bir yere sahipti. Timurlular zamanında İpek yolu üzerinde bulunan Semerkant dünyanın en büyük şehriydi. 13. ve 19. yy’lar arasında Türk dünyasında ;Kaşgar,Taşkent, Hokand, Semerkant, Tebriz, Ağra, Delhi, Saray, Akmescid, Bahçesaray, Merv gibi şehirler ticaret ,sanayi ve bilim merkezleri konumundaydı.
Türk hükümdarları siyasi ve askeri faaliyetlerini ülkelerinin ekonomik çıkarlarına göre düzenlemişlerdi. Çünkü Türk törelerinde hükümdar açları doyurmak, Çıplakları giydirmek ve halkın ekonomik durumunu iyileştirmekle görevliydi . Türk hükümdarları bu töreye uymuşlardır.
Avrupalıların 15.yy sonlarında gerçekleştirdiği coğrafi keşifler Türk dünyasını olumsuz yönde etkiledi. İpek ve Baharat yolu karalardan denizlere kaydı. Bu ticaret yollarının önemini kaybetmesi sonucu Türk toplulukları yoksullaştı. Devletlerin ekonomilerinin bozulması iç karışıklıkları artırdı. Bu durum Rusların Türk hanlıklarını ortadan kaldırmasını kolaylaştırdı.
Sovyetlerin dağılmasından sonra Orta Asya’da Kırgızistan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan adlı Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazandılar. Bu Cumhuriyetlerin ekonomik olarak güçlenmeleri için Türkiye Cumhuriyeti İpek yolunu tekrar canlandıracak demiryolu projesini uygulamaya koydu.Bu proje tamamlanırsa Çin’den Avrupa’ya uzanan demiryolu ağı kurulmuş olacaktır.Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Rusya ,İran ve Çin gibi üç büyük güçle çevrilidir. Türk Cumhuriyetlerinin bu ülkelere karşı varlıklarını korumak için ekonomik,siyasi ve askeri alanda işbirliği yapmaları zorunludur. Tarihin acı tecrübelerinden Türk topluluklarının ders çıkartmaları gerekir.Türk Cumhuriyetlerinde zengin petrol, doğalgaz, altın yatakları bulunmaktadır. Bu zenginlikler büyük güçlerin bölge üzerinde çıkar çatışmalarına girmelerine sebep olmaktadır. Rusya bölgeyi tekrar denetim altın almak için fırsat kollamaktadır. Rusya ,İran ve Çin’de çok sayıda Türk topluluğunun bulunması bu ülkelerin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine karşı yıkıcı politikalar izlemelerine sebep olması muhtemeldir.
YAZI DİL VE EDEBİTAT
Moğolca Türkçe gibi Ural –Altay dil ailesinin Altay koluna mensuptur. Türkçe gibi sondan eklemeli diller grubuna girer . Moğolca Türkçe’nin etkisinde kalmış bir dildir.
Cengiz han kurduğu devletin resmi dili olarak Uygurca’yı benimsemişti. Moğol devletinde yazı olarak Uygur alfabesi kullanılmıştır. Bu olayın sebebi Cengiz hanın devletinin teşkilatını ileri bir uygarlığa sahip oldukları için Uygur Türklerine kurdurmasıdır.
Moğol ve Türk-Moğol devletleri zamanında Türkçe Macaristan’dan Çine kadar olan geniş coğrafyada yayıldı. Çağatay ,Altın orda ve İlhanlı devletlerini kuran Moğollar Türkleşti. Moğolca’yı unuttular . Çin’de hakimiyet kuran Kubilay hanlığında bile yazı olarak Uygur alfabesi kullanılıyordu.
Moğolların Cengiz handan önceki kültür ve uygarlıkları hakkında yazılı belge yoktur. Sebebi göçebe olmalarıdır. Moğol dilinde yazılan ilk eserler Cengiz yasaları ve Moğolların gizli tarihidir. Moğolların gizli tarihinde Moğol topluluklarının hayat tarzları anlatılır.
Moğol istilasından sonra gelişmeye başlayan ve Timurlular zamanında klasik şeklini alan doğu Türkçe’sine dil bilimciler Çağatayca adını verdiler. Doğu Türkçe’si ile meydana gelen Edebiyata Çağatay edebiyatı adı verilir. Bu ünitede anlatılan devletler döneminde Türk dili ve kültürü ile ilgili çok sayıda fikir adamı yetişmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Ali Şir Neva-i: Çağatay lehçesinin en büyük şairidir. Timurlular zamanında yaşamıştır. Türkçe’nin farsça’dan aşağı bir dil olmadığını göstermek için “Muhakemet-ül Lügateyn” adlı eseri yazmıştır. Bu eserde Türkçe ve Farsça dilleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Türk aydınlarının edebiyat dili olarak farsçayı kullanmalarının gereksizliği vurgulanmıştır.
Fuzuli: Azerbaycan’da doğmuş ve oğuz Türkçe’sinin önemli bir şairidir. Şiirleri yüzlerce yıl Azerbaycan ,Türkiye ve Orta Asya ‘da dillerden düşmemiştir. Fuzuli; Divanı ,Leyla ve Mecnun adlı eserleri ile Osmanlı edebiyatına tesir etmiştir. Fuzuli’nin Kanuniye yazdığı Mersiyesi ünlüdür.
Zahüriddin Babür: Babürlüler devletinin kurucusudur. Bu hükümdar hatıra türünde ,Vekayi (Babürname) adlı eseri yazmıştır. Babür bu eserinde ;İdari,Ahlaki,Fikri ve edebi hayatını anlatmıştır. Babür ana dili gibi farsça bilmesine rağmen eseri Türkçe yazmıştır. Bu olay Babürde milli şuurun güçlü olduğunu gösterir. Babürün Aruz Risalesi ve Divanı da vardır. Reşüdiddin: İlhanlı veziridir. Cami ‘üt –Tevarih adıyla bir dünya tarihi yazdırmıştır. Bu eserde ağırlıklı olarak Türk tarihi hakkında bilgi verilmiştir. Oğuz Kağan destanı ilk olarak bu eserde yazıya geçmiştir. Eseri değişik milletlerin bilim adamlarından meydana getirilen bir komisyon yazmıştır.
Mahdum kulu Türkmen edebiyatının en önemli şairidir. Özbek hanı Ebul Gazi Bahadır, Türkmen soyunu anlatan “Şecere-i Terakime”adlı eseri yazmıştır. Safevi hükümdarı Şah İsmail “Hatayi” mahlası ile şiirler yazmıştır. Aşık Ömer’in şiirleri Kırımda etkili olmuştur. Hüseyin Baykara Çağatay Türkçe’sinin önemli şairidir. Gence’li Nizami Azerbaycan’da etkili olan bir Türkmen şairidir.
Timurlular , Orta Asya Türk hanlıkları ,Altın Orda sahasında kurulan Türk hanlıkları ve Azerbaycan hanlıklarında resmi dil Türkçe idi. Babürlüler ve safevilerde resmi dil farsca idi. Ancak bu devletlerin saraylarında ve ordularında Türkçe konuşuluyordu. Safevilerde en geçerli dil Türkçe idi. Kazak ve Kırgız edebiyatında sözlü destanlar önemli bir yere sahipti. Kazaklarda ;Koblandı, Edige ve Çorabatır adlı kahramanlık destanları ünlüdür. Kırgızların kahramanlık destanları ise “Manas” tır. Manas dünyanın en uzun destanıdır.
NOT;Cengiz imparatorluğunun dağılmasından sonra kurulan Türk-Moğol devletleri döneminde Türk dili önem kazanmıştır. Türkçe; 13 ve 19. yy lar arasında Asya ,Doğu Avrupa ve kuzey Afrika’da en geçerli dil olmuştur. Ruslar Türk dünyasını işgal ettikten sonra Türk boyları arasındaki dil birliğini bozmaya çalışmıştır. Bu politikanın sonucunda Türk boylarının konuştuğu şiveler arasındaki farklılıklar artmıştır. Azerbaycan Türkiye’den önce Latin alfabesini benimsemişti. Atatürk, 1928 yılında Türkiye de Arap Alfabesini yürürlükten kaldırdı.Yerine Latin alfabesinden düzenlenen yeni bir Alfabe kabul edildi.Bunun üzerine Sovyetler Birliği (Rusya) Azerbaycan da Latin alfabesinin kullanılmasını yasakladı. Latin alfabesinin yerine Kiril alfabesi getirildi. Amaçları Azerbaycan Türkleri ile Türkiye arasındaki kültürel bağı koparmaktı. Türk toplulukları Kırımlı Türk aydını Gaspıralı İsmailin “Dilde ,Fikirde ve İşte” birlik çağrısını çok iyi değerlendirmelidirler. Bir topluluğun millet olmasında ortak dil temel unsurlardan biridir.
BİLİM VE SANAT
13 ve 19. yy lar arasında Türk dünyası çok geniş bir coğrafyayı ifade ediyordu. 16.yy başlarında Osmanlı’lar ,Memluklu’lar ,Safeviler, Timurlular ve Babürlüler dünyanın süper güçleri idi. Bunların hepsi Türk devleti idi. Türk devletlerinin süper güç olmaları bilim, teknik,ekonomi ve askeri, alanda güçlü olma larından kaynaklanıyordu.
Türk devletleri ;İpek ,Baharat ve Kürk yolları üzerindeki ticari faaliyetleri kontrolleri altına almıştı. Bu ticaret yolları farklı uygarlıkların tanınması ,hayat seviyesinin yükselmesi ve bilimin gelişmesinde etkili oldu
Türk –Moğol hükümdarları değişik ırk ve dinden bilim adamlarını saraylarında barındırdılar . Bilim adamlarının bilimsel araştırmalar yapabilmeleri için Rasathaneler ,Medreseler, Kütüphaneler ve Hastaneler yaptırdılar. Fikir hürriyetine önem verdiler. Bilim adamlarına geniş ekonomik imkanlar hazırladılar.
Moğollar döneminde özellikle Tarih bilimi önem kazanmıştır. İlhanlı veziri Reşidüddin (1248-1318) “Cami üt-Tevarih adıyla dünya tarihi yazmıştır. Cüveyni adlı bilim adamı “Tarihi Cihan Kuşa “ adlı eserinde Moğollardan, Cengiz yasalarından, Uygur efsanelerinden, Harzemşahlar ve Orhun kitabelerinden bilgiler aktarmıştır. Orhun anıtları hakkında ilk bilgi bu eserde bulunur. Ayrıca Moğollar zamanında Tıp, Matematik, Astronomi ve Kimya dallarında gelişmeler olmuştur. İlhanlı hükümdarı Hülagu han Meraga da bir rasathane yaptırmıştır. Astronomi bilgini Nasruddin Tusi bu rasathanede çalışmıştır.
Bilim ve sanat alanında Timurlular döneminde önemli gelişmeler görüldü. Timurlu hükümdarlarından Uluğ bey Astronomi alanında orta çağın en önemli bilim adamlarından biriydi. “Yıldızların Fihristi” adlı eseri Avrupa’da dahi yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutuldu. Timurlu topraklarında yetişen Ali Kuşçu ve Kadı zadeyi Rumi Astronomi alanında diğer önemli bilginlerdi. Ali Kuşçu ileride Osmanlı topraklarına gelerek önemli hizmetler yaptı.
Matematik dalında; Kuvamettin, Azerbaycanlı Fettulah, Tıp dalında Dilşat Şirvani, Mevlana Yusuf, ve Abdul Hayy da Timurlular zamanının önemli bilim adamlarındandır. Yine Timurlular zamanında yetişen Molla Cami çok yönlü bir filozoftur.
Abdulkadir Meragi Klasik Türk Musukisinin temellerini atan bir bilim adamıdır.
Bilim alanında Timurlular zamanında görülen önemli gelişmeler uzun ömürlü olmadı. 17. ve 18.yy’larda Medreselerde yalnız dini bilimlere ağırlık verildi.Pozitif bilimler ihmal edildi. Bu uygulama bilimsel gelişmenin zayıflamasına sebep oldu.
Moğolların istila hareketleri sırasında Türkistan, İran, Anadolu , Irak ve Suriye’deki Türk –İslam mimarisine ait eserler yakılıp yıkıldı. Moğollar Türk-İslam sanatına büyük zararlar verdiler. Ancak bir süre sonra yakıp yıktıkları şehirleri yeniden onardılar . Türk-İslam sanatını yeniden canlandırdılar. İlhanlılar Tebriz ve Tahran arasında Sultaniye adıyla yeni bir şehir kurdular. Moğollardan günümüze kalan önemli sanat eserleri Sultaniye’de Olcaytu han türbesi, Tebriz de Vezir Ali Şah mescidi, Merağa yakınlarında Serçem kervansarayıdır. İlhanlılar zamanında Resim sanatı gelişti. Resimler Çin ve Uygur etkisinde yapıldı.
Timurlular devrinde özelikle Mimari, Resim ve Musuki sanatları gelişti. Timurlular Türk-İslam mimarisine Armut şeklinde kubbeler ve mimari eserlerin dış cephelerinin çinilerle kaplanması yeniliklerini kazandırdılar. Timurlular döneminden kalan önemli eserler ;Gök Saray, Bibi hanım mescidi (Semerkant Camii) Hoca Ahmet Yesevi Türbesi, Uluğ bey medresesi ve Timur türbesidir.Timurlular devrinde Minyatür sanatına özel bir önem verilmiş ve bu sanatla ilgili okullar açılmıştır.
Babürlüler’den günümüze kalan en önemli sanat eseri Taç Mahaldir. Taç Mahal Osmanlı mimarlarından Mehmet İsa bey tarafından yapılmıştır. Babürlülerden kalma diğer sanat eserleri ise Humayun türbesi (Delhi), Atakalan türbesi (Delhi), Padişahi Camisi (Lahor) dir. Babürlüler Türk-İslam mimarisini Hindistana taşıdılar. Babürlülerin Bahçe mimarisi Avrupa yada tesir etmiştir.
Doğu Türk dünyasının yetiştirdiği en büyük bestekar “ Abdulkadir Meraği” dir (1360-1435). Timurlular zamanında yetişmiştir. Osmanlı topraklarında da görev yapmıştır. Bu bilim adamının Musuki ile ilgili” Kenzü’l Elhan, Camiu’l Elhan ve Makasıdü!l Elhan” çok değerli eserleridir.



TÜRKİYE TARİHİ

Bugünkü milli sınırlar içerisinde ve çevresinde devlet kuran Türklerin tarihine Türkiye Tarihi denir. Üzerinde yaşadığımız Anadolu, tarih boyunca çeşitli kavimler tarafından işgal edilmiş ve bu yarımadada birçok devlet kurulmuştur. Ancak bu devletlerin hiç birisi Anadolu'nun tarihi üzerinde Türkler kadar etkili olamamışlardır. Türklerin Anadolu'yu fethederek İslâmlaştırmaları ve burayı vatan yapmaları Türk ve dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir.
Genel Türk tarihinin devamı olan bu döneme 2.anayurdumuzun adı verilmiştir.

Bu dönem 5 bölüme ayrılır ve günümüze kadar devam eder:
1- Anadolu’ya ilk Oğuz akınları ve ilk Türk Devletleri(Türkmen Beylikleri) devri
2- Anadolu Selçuklu Devleti Devri(1075–1308)
3-Anadolu Türk Beylikleri Devri(1308–1515)
4-Osmanlı İmp. Devri(1299–1922)
5-Türkiye Cumhuriyeti Dev.Devri(1920-....)

ANADOLU’NUN ADI:
“Anatolia” Güneşin doğduğu yer anlamına gelmektedir. Batılı araştırmacılar bu şekilde ifade ederken İslam yazarları Memalik-i Rum (Diyar-ı Rum ) demişlerdir.12.yüzyıldan itibaren ise batılılar Turkia demişlerdir. Ayrıca Küçük Asya diyen batılılar da vardır.

ANADOLU'YA İLK TÜRK AKINLARI

1. İskitler: Anadolu’ya ilk Türk akınları İskitler tarafından yapıldı (MÖ 650).
2. Hun Akınları: Türklerin Anadolu'ya ikinci akınları Hun Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Karadeniz'in kuzeyine hâkim olan Batı Hunları (Avrupa Hunları), Roma İmparatoru I.Theodios'un (Teodyus) ölümünden sonra bir yandan Balkanlar üzerinden Trak¬ya'ya yürürken, diğer yandan Kafkasları aşarak Anadolu'ya yönelmişlerdir (395). Kursık ve Basık adındaki iki başbuğun komutasındaki Hun atlıları Erzurum, Malatya ve Çukurova bölgelerini atlarıyla çiğneyerek, Kudüs'e kadar akınlarda bulundular ve aynı yoldan geri döndüler (398).
3. Sabar Akınları: Hunlar'dan sonra Anadolu'ya yapılan ikinci akın, Sabar (Sabir, Sibir) Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Komşuları Sâsâniler ile ittifak kuran Sabarlar, hükümdarları Balak öncülüğünde Doğu Anadolu'ya girdiler. İleri harekâtlarına devam ederek Kayseri, Konya ve Ankara'ya akınlar düzenleyip pek çok ganimet ele geçirdiler (515–516).
4. İlk Müslüman-Tük Komutanların Akınları: Abbasilerin hizmeti¬ne giren ilk Müslüman Türk komutanların Bizans'la mücadelesi,
Anadolu'ya yapılan akınların diğer bir devresini oluşturur. Özellikle Abbasiler zamanında Bizans üzerine yapılan gazalarda Türk komutanları önemli rol oynamışlardır. Tarsus Malatya- Erzurum hattı boyunca gerçekleşen mücadelede Sugur ve Avasım adı verilen uç (sınır) bölgelerine yerleştirilen Türkler, Batı Anadolu'ya kadar uzanan akınlara katılmışlardır (8.-9.yüzyıllar). Bu akınların başında Afşin, Vasıf et-Türkî, Kayıoğlu Ahmet, Haris, Buğa, Korinoğlu Fazl, Tolun, Eşnas, Bilge Şur gibi Türk komutanlar bulunmaktaydı.
Abbasi hizmetindeki bu komutanların akınları Selçuklu Türklerinin Anadolu akınlarına öncülük etti.
NOT: Anadolu’ya yapılan ilk Türk akınları yerleşme amacıyla yapılmamıştır. Akınların amacı, önemli yolları ve geçitleri keşfetmek, karşılaşacakları güçlükleri öğrenip Anadolu’yu tanımaktı.

SELÇUKLU TÜRKLERİNİN ANADOLU’YA AKINLARI
• Çağrı Bey 1015-1021 tarihleri arasında Anadolu’ya keşif amaçlı sefer yaptı.
• Tuğrul bey 1044 tarihinde Selçuklu ordularını Anadolu’nun fethi ile görevlendirdi.
• 1048 tarihinde Bizans ve Gürcü kuvvetleri Pasinler savaşında yenildi.Bizans’a karşı ilk önemli askeri başarı kazanıldı.
• Alparslan 1064 de Ani kalesini feth etti.
• 1066 yılından itibaren Gümüştegin, Afşin, Emir Sanduk gibi ünlü Türk komu¬tanları Anadolu'ya akınlar düzenler
• Alparslan Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’i Malazgirt savaşında yenilgiye uğrattı.
• Malazgirt zaferinden sonra Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başladı.Anadolu da ilk Türk devlet ve beylikleri kuruldu.

UYARI: Türklerin İslamiyet’ten önce Anadolu’ya yaptıkları akınlar ganimet ve keşif amaçlıydı.İslami dönemde yapılan akınlar ise Anadolu’yu vatan yapmaya yöneliktir.

Oğuzların Anadolu’yu Fetih etmelerinin sebepleri:
a-Oğuzların yerleşecek yurt arayışı içinde olmaları
b-Gaza-Cihat İdeolojisinin etkisi

Türkiye'de Kurulan İlk Türk Devletleri (I.Beylikler Dönemi)

a-Danişmentliler (1072- 1178)

Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya ve Kayseri civarında kurulmuştur. Devletin kurucusu Melikşah'ın komutanlarından Danişment Gazi Ahmed
Bey'dir. Rivayete göre Türkmenlere öğretmenlik yaptığı için Dânişmend Gazi diye anılan Ahmed
Bey,Türkiye Selçukluları Sultanı Süleymanşah’ın ölümüyle nüfuzunu daha da artırdı. Ankara,
Kastamonu, Çankırı’yı ele geçirdi. I.Kılıçarslan ile beraber Haçlılara karşı savaştı ve Antakya Haçlı
Prensi Bohemond’u esir ederek Malatya’yı ele geçirdi. Yerine geçen oğlu Gazi Bey zamanında
devlet en güçlü devrini yaşamıştır (1104).
Danişmentliler, her zaman Haçlılara ve Bizans’a karşı başarılar kazanmışlar ve fethettikleri toprakların Türkleşmesini sağlamışlardı. Bu sebeple Türkiye Selçukluları, Türkler arasında itibarı çok fazla olan Danişmentlileri en büyük rakipleri olarak görmüşlerdir. Nitekim taht mücadelelerinden faydalanan II.Kılıçarslan, Danişmentli şehirlerini ele geçirerek bu devlete son vermiştir (1178).
UYARI:Türkiye de kurulan ilk beyliklerin en güçlüsüdür.Türkiye Selçukluları ile üstünlük mücadelesine girmişlerdir.

Saltuklular (1072-1202)

Anadolu'da kurulmuş ilk Türk devletidir. Erzurum ve çevresinde kurulmuş, Gürcüler ve Haçlılarla mücadele etmişlerdir. 1202'de Anadolu Selçukluları tarafından yıkılmıştır.
UYARI:Anadolu da kurulan ilk Türk devleti Saltuklulardır.

c-Mengücekler (1072-1228)
Erzincan ve Kemah dolaylarında kurulmuştur. Trabzon Rumları ve Gürcülerle savaştılar. 1228'de Anadolu Selçukluları tarafından yıkıldılar.

d-Artuklular (1101-1409 )
Beylik adını ünlü Türkmen komutanı Artuk beyden alır.Beyliği Artuk beyin oğulları Sökmen ve İl-Gazi kurdu.Beylik üç kol halinde teşkilatlandı.

Hasankeyf-Amid (Diyarbakır)
Artuklu Kolu (1101- 1231): Artuk Bey’in oğlu Sökmen tarafından Hasankeyf’te (Hısn-ı Keyfâ)
kuruldu. Sökmen ve oğulları Haçlılar’a karşı mücadeleleriyle ün kazandılar. Artuklular zamanında Diyarbakır ve çevresi Türk kültürünün en önemli merkezi hâline gelmişti
.Mardin Artuklu Kolu (1108-1409): Artuklu şubeleri içerisinde en güçlü ve uzun ömürlü kolu
oluşturur . Artuk Bey’ in diğer oğlu İl-Gazi tarafından Mardin’de kurulmuştur(1108). Karakoyunlular
bu devlete son verdiler (1409).

Harput Artuklu Kolu (1185-1234): Hasankeyf koluna hükümdar
olamayan Ebûbekir, Harput’a gelerek, Harput Artuklu kolunu kurmuştur (1185). Alaaddin
Keykubad’ın Harput’a girmesiyle bu kol sona ermiştir (1234).

e-Sökmenliler(Ahlatşahlar)- (1100-1207):
Ahlat’ta Sökmen bey tarafından kuruldu.

f-İnaloğulları (1103-1183):
Diyarbakır ve çevresinde kurulmuştur. Kurucusu
İnal beydir. Yaklaşık 80 yıl süren beylik, Amid’in Selahaddin Eyyubî tarafından ele geçirilmesiyle sona ermiştir (1183). İnaloğulları, Amid’de (Diyarbakır) birçok eser bırakmıştır. Onlar zamanında şehirde 40 bin ciltlik bir kütüphane kurulmuştur.

g-Çubukoğulları (1085-1113):

Çubuk bey tarafından Elazığ çevresinde kuruldu.

İnançoğulları (1262-1335):

Kurulduğu yerden dolayı Lâdik -Denizli Beyliği adıyla da bilinir. Germiyanlıların ilhakıyla İnançoğulları beyliği sona ermiştir (1335).

ğ-Çaka Bey (1081-1097)
İzmir ve çevresinde kurulduğundan İzmir Beyliği olarak da anılır. Oğuzların Çavuldur boyuna mensup
olan Çaka Bey, uzunca bir müddet kaldığı İstanbul’dan kaçarak, İzmir’ e gelmiş ve burada beyliğini kurmuştur (1081).
UYARI: Çaka Bey, Anadolu’daki ilk Türk denizcisi, kurduğu donanma ise ilk donanma olarak kabul edilmektedir.Ege adalarına seferler yapmıştır. İstanbul’u Türkiye Selçukluları ve Peçeneklerle ittifak yaparak fetih etmeyi düşünmüş ancak başarılı olamamıştır.

h-Tanrıvermişoğulları(1081-1093):

Çaka Bey’in İzmir’de hâkimiyetini kurduğu yıllarda Tanrı-bermiş adlı bir Türk komutanı da ele
geçirdiği Efes’te beyliğini kurmuştu. Bizans’ın sahil bölgelerine yolladığı donanma Efes’i ele
geçirince bu beylik de ortadan kalkmıştır ( 1097).

TÜRKİYE SELÇUKLULARI(1075-1308):

Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’tır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu'ya gelen Süleyman Şah Bizanslılardan İznik'i alarak başkent yaptı ve devletini kurdu. Bizanslıları büyük ölçüde Anadolu'dan atan Süleyman Şah Antakya'yı da ele geçirdi. Ancak, Suriye Selçukluları ile yaptığı savaşı kaybetti ve öldü. Mezarı Caber kalesindedir.
Türkiye Selçuklu tahtı 1086-1092 tarihleri arasında boş kaldı.Bu fetret devrinde devleti saltanat naibi(vekili) Ebul Kasım ve kardeşi Ebul Gazi yönetti.

I. Kılıç Arslan Devri (1092 - 1107) :

-Tahta geçmesinden kısa süre sonra 1.haçlı seferi başaladı.I.Kılıçarslan Danişmendlilerle birleşerek haçlılara karşı mücadele etti.Ancak haçlılar başkent İznik’i aldılar.Selçuklular başkenti Konya’ya taşıdılar.Haçlıları vur kaç taktiği ile Antakya’ya kadar takip ettiler.Haçlılara büyük kayıplar verdirdiler.I.Kılıçaraslan Musul yakınlarında Büyük Selçuklularla yaptığı savaşta hayatını kaybetti.

I. Mesut Devri (1116-1155):

-Danişmentlilerin Anadolu'daki siyasi üstünlüğüne son verildi.
-I. Mesut döneminde yapılan II. Haçlı Seferi'ne başarıyla karşı konuldu. Sultan Mesut, Bizans ve Haçlıları yenerek Anadolu'nun güvenli bir Türk yurdu olmasında önemli rol oynadı.
- Devletin bağımsızlık alametlerinden olan ilk Türkiye Selçuklu parasını bastırdı(1155)

II. Kılıç Arslan Devri (1155 -1192):

Miryokefalon Savaşı (1176)
II. Kılıç Arslan'ın sınırlarını doğuda Fırat nehrine batıda Sakarya'ya kadar genişletmesi Bizans'ı rahatsız ediyordu. Bu durum Balkanlardaki durumunu düzelten Bizans'ı harekete geçirdi.
Savaşın Nedenleri:
1. II. Kılıç Arslan'ın Anadolu'da birliği sağlaması ve güçlenmesi
2.Türkmenlerin Bizans topraklarına sürekli akınlar düzenlemesi
3. Bizans'ın Türkleri Anadolu'dan çıkararak Anadolu'ya tamamen hakim olmak istemesi
Denizli yakınlarındaki Miryokefalon (Kumdanlı) vadisinde yapılan savaşta II. Kılıç Arslan Bizans imparatoru Manuel'i mağlup etti (1176).
Savaşın Sonuçları:
1. Bizans Anadolu'yu Türklerden geri alma ümidini tamamen yitirdi.
2. Anadolu'da Haçlı Seferleriyle elden çıkan üstünlük tekrar Türklere geçti.
3.Anadolu kesin olarak Türk yurdu haline geldi. Hıristiyan dünyası da Anadolu'nun Türk yurdu olduğunu kabul etti.
4. Bizans taarruzdan savunmaya, Türkler ise, savunmadan taarruza geçtiler.
NOT:Bu savaştan sonra Türkiye Selçuklularının yükselme dönemi başladı.

- II.Kılıçarslan Danişmentlilerden Malatya alınarak bu devlete son verildi (1178).

Rükneddin Süleymanşah Devri (1196 -1204):

-Bizans İmparatorluğunu vergiye bağladı.
-Kilikya Ermeni krallığını yenilgiye uğrattı.
-Saltukoğulları beyliğine son verdi.Anadolu Türk birliğini sağlamaya çalıştı.
-Gürcistan seferine çıktı ancak başarılı olamadı.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev Devri (1204 -1211)
I. Gıyaseddin Keyhüsrev askeri hareketlerini iktisadi ve ticari amaçlara yönelik olarak düzenledi.
•İznik İmparatorluğu ile anlaşarak Karadeniz'in ticaret yolunu tehdit eden Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine sefer düzenlendi. Trabzon Rum imparatorluğu mağlup edilerek kapanmış olan Karadeniz ticaret yolu açıldı.Samsun Selçuklu hakimiyetine girdi.
•Milletlerarası ticareti teşvik ve himaye amacıyla Venediklilerle ilk ticaret antlaşması yapıldı.
•Antalya fetih edildi(1207). Antalya’da donanma kurularak ilk defa denizcilik alanında faaliyetler başladı.
I. Gıyaseddin Vergisini ödemeyenİznik imparatorluğu'na savaş açtı. Alaşehir yakınlarında yapılan savaşı Türkiye Selçuklularıkazandı. Ancak I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu savaşta şehid edildi (1211).

I. İzzeddin Keykavus Devri (1211 -1220):

I.İzzeddin Keykavus, fetih politikasına devam ederek Türkiye Selçuklularının ekonomik çıkarları için birtakım girişimlerde bulundu;
•Sinop fethedildi ve Selçuklular yeniden Karadeniz'e ulaştı. Başta tüccarlar olmak üzere buraya Türkler yerleştirildi. Sinop ithalat ve ihracat limanı haline geldi.
•Kıbrıs kralı ile ticaret antlaşması yapıldı. Çünkü Avrupa ülkeleriyle ticaret Kıbrıs üzerinden oluyordu. Daha sonra da Venediklilerle ticaret antlaşması yapıldı.
•Trabzon Rum imparatorluğu ve Çukurova Ermenileri vergiye bağlandı.
II. Kılıç Arslan döneminde Anadolu'da kurulmaya başlayan kervansarayların sayısını artırarak ticareti geliştirmeye çalıştı.

I. Alaeddin Keykubat Devri (1220 - 1237):
Türkiye Selçukluları Alaeddin Keykubat devrinde en parlak dönemini yaşadı. Bu dönemin önemli olayları şunlardır;
•Bu dönemde Moğol tehlikesi ortaya çıktı. Bu tehlikeye karşı Türkiye Selçukluları Eyyubilerle anlaşma yaptılar. Konya, Kayseri ve Sivas gibi büyük şehirlerin surlarını tamir ederek Moğollara karşı tedbir aldılar.
•Rumların elinde bulunan askeri ve ticari önemi büyük Kolonoros (Alanya) karadan ve denizden kuşatılarak fethedildi (1223). Alanya'da (Alaiye) tersane kuruldu.
•Daha önceden Sinop'ta kurulan bir donanma Kırım'ın önemli ticaret limanlarından olan Suğdak üzerine gönderildi. Deniz aşırı yapılan bu sefer ticari amaç taşıyordu. Suğdak'ın alınması Türkiye Selçuklularının denizcilikte geliştiğini göstermektedir.
- Mengücek Devleti yıkılarak toprakları Selçuklulara katıldı (1228). Alaeddin Keykubat Trabzon'u kuşattıysa da kötü hava şartlarından dolayı burayı alamadı.
- Harzemşahların Selçuklulara bağlı sanat, bilim ve kültür merkezi olan Ahlat'ı işgal ederek yağmalamaları ilişkilerin bozulmasına neden oldu. iki devlet arasında Erzincan yakınlarında “Yassı çemen Savaşı” yapıldı (1230). Bu savaşta mağlup olan Harzemşahlar bir daha toparlanamadı. Celaleddin Harzemşah'ın ölümüyle bu devlet tarihe karıştı (1231). Bu savaş Türkiye Selçuklularıyla Moğollar arasındaki tampon bölgenin kalkmasına neden oldu.
- Alaeddin Keykubat Anadolu'da siyasi birliği tamamen sağladı ve devleti en geniş sınırlarına ulaştırdı. Ayrıca Anadolu uluslararası ticaret merkezi haline geldi.

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ DAĞILMASI

II. Gıyaseddin Keyhüsrev Devri (1237 -1246):
-II.Gıyaseddin tahta çıkmasını sağlayan Sadettin Köpek’i vezir yaptı.Sadettin köpek kendisine rakip olabileceğini düşündüğü değerli devlet adamlarını komplolarla idam ettirdi.
- Baba İshak İsyanı (1240)
Moğolların önünden kaçan Türkler ilk önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yerleştiler. Bölgede nüfusun artması, ekonomik sıkıntılara ve huzursuzluklara neden oldu. Türkmenlerin ticaret kervanlarını soymasına devlet sert tepki gösterdi ve bölgede huzursuzluk iyice arttı. Bu durumdan faydalanan Baba İshak peygamber olduğunu ileri sürerek Anadolu Selçuklularına isyan etti.

İsyancılar Adıyaman ve Maraş'ı ele geçirdiler. İsyan Sivas, Tokat ve Amasya'ya kadar genişledi. Dini nitelik taşıyan isyan Baba İshak'ın öldürülmesiyle sona erdi. Bu isyanın güçlükle bastırılması Türkiye Selçuklu Devleti'nin eski kuvvetini kaybettiğini ortaya koydu. Durumu gören Moğollar Anadolu'yu işgale karar verdiler.

Kösedağ Savaşı (1243)
Yassıçemen Savaşı'ndan sonra Selçuklulardan çekinen Moğollar, devletin iç isyanlarda bile zorlanmasından cesaretlenerek Erzurum'u yağmaladılar. Selçukluların gücünü sınayan Moğollar istedikleri sonucu alınca Anadolu'ya Baycu komutasında bir ordu gönderdiler. Sivas ile Erzincan arasında yapılan Kösedağ Savaşı'nda sayı üstünlüğüne rağmen iyi yönetilmeyen Selçuklu ordusu yenildi (1243). Kösedağ Savaşı'nın kaybedilmesiyle;
1.Moğollar Anadolu'yu istilâ ederek hakimiyetleri altına aldılar.
2.Anadolu Selçukluları Moğollara bağlandı ve ağır vergi ödemeye başladılar.
3. Selçuklu Devleti parçalanma ve yıkılma sürecine girdi.

Türkiye Selçuklu Devleti'nin Yıkılışı

-II.Gıyaseddin'in ölümünden sonra II. İzzeddin Keykavus tahta geçti. II. İzzedin Keykavus, ilk yıllarında kendine karşı olan devlet adamlarıyla uğraştı. Bu arada Moğollar, Türkiye Selçuklularına müdahale ederek ülkeyi üç kardeş arasında paylaştırdı.
-Türkiye Selçukluları Moğollara karşı Altın Orda Devleti'nden yardım istedi. Bu durum Moğol baskısını arttırdı.
-Selçuklu vezirlerinden Celaleddin Karatay ülkeyi toparlamaya çalıştı. Onun ölümünden sonra karışıklık iyice arttı. Moğolların büyük hanı Kubilay kardeşi Hülagu'yu batı seferiyle görevlendirdi. Hülagu, İran merkez olmak üzere İlhanlı Devleti'ni kurdu. Türkiye Selçukluları İlhanlılara bağlandı.
-Türkiye Selçuklularının son dönemlerinde Mühezzibüddin Ali, Muineddin Süleyman Pervane gibi devlet adamları önemli rol oynadılar.
- Anadolu, Moğol baskısı altında ekonomik ve siyasi buhranlarla ezildi. II. Mesut'un ölümüyle Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı (1308).

A. UÇLARDA HAYAT VE BEYLİKLER
Uc'larda Hayat:
Türk devletlerinde sınırlara ve sınır boylarındaki vilayetler ile sancaklara uc adı veriliyordu. Malazgirt zaferinden sonra Bizans sınırı boyunca Karadeniz'den Akdeniz'e uzanan uc bölgelerine Türkmen beyleri, aşiret ve oymaklarla birlikte yerleştirildi. Bu beyler Bizans'la savaşarak fetihler yaptılar. Anadolu'da ilk uc teşkilatı, XI. yüzyılda Bizans sınırında Danişmentliler tarafından kuruldu. Daha sonra da Trabzon Rum İmparatorluğu sınırında kuruldu.
Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşundan itibaren sınırlarda düzenli bir uc teşkilatı kuruldu. Uc beyleri yarı bağımsız olup sürekli sınırların genişletilmesi için mücadele ediyordu. Merkezi otoritenin güçlü olduğu dönemlerde düzenli işleyen uc teşkilatı, otoritenin zayıfladığı dönemlerde bozuluyordu. Bu durumlarda uc beylikleri bağımsız beylikler haline geliyordu.
Türkiye Selçukluları zamanında üç yönde uc bölgesi oluşturuldu;
1.Güneyde, Alanya ve Antalya merkezli Çukurova Ermenileri ve Kıbrıs Krallığı'na karşı ucbeyliği kuruldu.
2.Samsun, Bafra, Sinop ve Kastamonu merkezli Trabzon Rum İmparatorluğuma karşı uc beyliği
kuruldu.
3. Batıda, Bizans'a karşı Afyon Karahisar, Kütahya ve Denizli merkezli uc beyliği kuruldu.
Uc beyliği irsi şekilde devam ediyordu. Yarı bağımsız yaşayan bu beyler, ancak I. Alaeddin Key-kubat tarafından Türkiye Selçuklu merkezi yönetimine bağlanabildi. Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğol baskısına dayanamayan halk ve uc beyleri değişik bölgelerde İlhanlı hakimiyetinin sona ermesiyle bağımsız hale geldiler.
1.Osmanoğulları (1299 -1918)
Osmanoğulları Beyliği Oğuzların Kayı boyundandır. Yassı Çemen Savaşı'nda Türkiye Selçuklularını destekleyen Kayılar I. Alaeddin Keykubat tarafından Ankara'nın batısındaki Karacadağ'a yerleştirildi. Ertuğrul Gazi başkanlığında Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç'e gelerek bir uc beyliği olarak kurulan Osmanoğulları Beyliği daha sonraki dönemlerde Anadolu Türk birliğini kurdu.

2.Karamanoğulları (1256 -1487):

Oğuzların Afşar kolundan olan Karamanoğulları I. Alaeddin Keykubat tarafından Ermenek ve çevresine yerleştirildi (1228). Karamanoğulları Türkiye Selçuklularının zayıflamasıyla bağımsız bir beylik oldu (1256). Beyliği Nûre Süfi'nin oğlu Kerimûddin Karaman kurdu.
Karamanoğulları Anadolu'da Moğollara karşı en çok mücadele eden beyliktir. Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları Konya ve Karaman çevresini ele geçirdiler. Türkiye Selçuklularının merkezini ele geçiren Karamanoğulları kendilerini Selçukluların varisi kabul ederek Anadolu'da Türk birliğini kurmaya çalıştılar. XIV. yüzyılda en güçlü Anadolu beyliği haline gelen Karamanoğulları Türk birliğinin sağlanmasında en çok Osmanoğullarıyla mücadele etti. İki taraf arasında ilk mücadeleler I. Murat zamanında başladı. Yıldırım Bayezid'e yenilen Karamanoğulları Osmanlılara katıldı. Ancak Ankara Savaşı'nda Osmanlıların Timur'a yenilmesiyle Anadolu'da siyasi birlik bozuldu (1402) ve Karamanoğulları beyliği yeniden kuruldu.
Osmanlılarla Memlükler arasında sıkışıp kalan Karamanoğulları gelişme imkanı bulamadı. Fatih dönemindeki savaşlarla iyice zayıflayan Karamanoğulları'na II. Bayezid son vererek topraklarını Osmanlı Devleti'ne kattı (1487).
NOT: Karamanoğulları Anadolu'da ilk defa Türkçeyi resmi dil olarak kabul ettiler (1277).
3. Germiyanoğulları (1299 -1429):

XIII. yüzyılın ilk yarısında Malatya civarına yerleşen Germiyan aşireti, I. Alaeddin Keykubat zamanında Kütahya civarına göç etti. Beylik Yakup Bey tarafından Kütahya merkezli kuruldu (1299). Yakup Bey topraklarını Birgi, Tavşanlı, Simav, Emet ve Selçuk'u alarak genişletti. Anadolu'nun güçlü beyliklerinden olan Germiyanoğullarına Bizans bir süre vergi ödedi. Germiyanoğulları, Osmanoğullarıyla akrabalık kurarak Kütahya, Emet, Simav ve Tavşanlı'yı kızının çeyizi olarak Osmanlılara verdi. Toprakları küçülen bu beyliğe Yıldırım Bayezid son verdi (1390).
Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden kurulan beylik II. Yakup Bey'in vasiyeti üzerine II. Murat zamanında Osmanlılara katıldı (1429).

4. Karesioğulları (1304 -1360):

Türkiye Selçukluları 1178'de Danişmentli Devleti'ni ortadan kaldırdı. Selçukluların hizmetine giren Danişmentliler, Bizans sınırlarında uc beyi olarak görevlendirildi. XIII. yüzyıl sonlarında bu aileden uc beyi Kalem Bey ile oğlu Karesi Bey bazı Bizans şehirlerini ele geçirdiler. Karesi Bey Balıkesir merkez olarak Çanakkale ve Bergama'yı içine alan bölgede Karesioğulları Beyliği'ni kurdu (1304).
Bu beyliğin büyük bölümü Orhan zamanında Osmanlılara katıldı (1345). Çanakkale ve çevresini alan I. Murat, Karesi topraklarını tamamen Osmanlılara kattı (1360).
• Karesioğulları Osmanlılara katılan ilk beyliktir. Karesioğuilarının Osmanlılara katılmasıyla Osmanlılar donanmaya sahip oldu. Bu durum Osmanlılarda denizcilik faaliyetlerini başlattı ve Balkanlara geçişi kolaylaştırdı.
• Karesioğulları Ankara Savaşı'ndan sonra kurulmadı.

5. Hamitoğulları (1300 -1423):

Uluborlu merkez olmak üzere İsparta, Eğirdir ve Antalya çevresinde Feleküddin Dündar Bey tarafından kuruldu. Beyliğin merkezi daha sonra Eğirdir'e taşındı.
Hamitoğullarının Antalya (Tekeoğulları) koluna Yıldırım Bayezid son verdi (1390). Ankara Savaşımdan sonra yeniden kurulan beylik II. Murat tarafından Osmanlılara katıldı (1423).

6. Aydınoğulları (1308 -1426):

Birgi merkezli olarak İzmir, Aydın Efes, Tire ve Selçuk civarında Germiyanoğlu komutanlarından Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından kuruldu.
Beylik en parlak devrini Umur Bey döneminde yaşadı. Güçlü bir donanmaya sahip olan Aydınoğulları, Saruhanoğullarıyla birlikte Yunanistan ve Ege adalarına seferler düzenledi.
Umur Bey'in ölümünden sonra beylik zayıfladı. Yıldırım Bayezid bu beyliği Osmanlı topraklarına kattı (1390). Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden kurulan beylik yeniden II.Murat zamanında Osmanlı topraklarına katıldı (1426).

7. Menteşeoğulları (1261-1424):

XIII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya'dan Muğla kıyılarında karaya çıkan Türkmenlerden Menteşe Bey tarafından kuruldu. Beyliğin merkezi Milas'tı. Fethiye ile Söke arasındaki sahillerden Denizli'ye kadar olan bölgeyi ele geçirdiler.
Denizcilikle uğraşan Menteşeoğulları Mesut Bey zamanında en parlak dönemini yaşadılar. Rodos Adası'nın bir bölümü Rumlardan alındı.
Menteşeoğulları Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı hakimiyetine alındı (1391). Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden kurulan beylik II.Murat tarafından Osmanlı topraklarına katıldı(1424).

8. Saruhanoğulları (1313 -1410)
Harzem komutanlarından Saruhan önce Türkiye Selçuklularının hizmetinde idi. Batı Anadolu'ya geldikten sonra Germiyanoğullarının uc beyliği görevinde bulundu. Saruhan Bey, Manisa'yı alarak burada beyliğini kurdu. Denizcilik faaliyetlerinde bulunan Saruhanoğulları, Aydınoğullarıyla işbirliği yaparak Ege adalarına ve Balkanlara seferler düzenlediler.
Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı hakimiyetine alınan beylik, Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden kuruldu. Çelebi Mehmet Saruhanoğullarını topraklarına kattı (1410). Böylece Ankara Savaşı'ndan sonra Anadolu'da ikinci defa Türk birliğini sağlama çalışmaları başladı.

9. Candaroğulları (1292 -1461):

Şemseddin Yaman Candar tarafından Kastamonu ve Sinop civarında kuruldu. Kuvvetli bir donanmaya sahip olan Candaroğulları Karadeniz ticareti için Venedik ve Cenevizlilerle bazen dostça geçindiler, bazen de savaştılar.
Yıldırım Bayezid Kastamonu koluna hakim oldu (1392). II.Murat tarafından Osmanlılara bağlanan Candaroğulları Beyliği'ni Fatih tamamen Osmanlı topraklarına kattı (1416).

10. Pervaneoğulları (1277 -1322):

Türkiye Selçuklu vezirlerinden Muineddin Pervane'nin oğlu Mehmet Bey tarafından Sinop merkez olarak kuruldu. Moğollarla iyi geçinen beylik Kırım'a seferler yaparak Cenevizlilere karşı başarılı oldu. Bu beylik bir süre sonra Candaroğullarına katıldı.

11. Taceddinoğullan (Canik Beyleri) (1328 -1428):

Beyliğin merkezi Niksar'dır. Taceddin Bey Bafra, Samsun, Terme ve Ordu'yu topraklarına kat-
tı.Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı hakimiyetine giren beylik II.Murat döneminde tamamen Osmanlılara katıldı (1428).

12. Eşref oğulları (1284 - 1326):

Seyfeddin Süleyman Bey tarafından Beyşehir merkezli kuruldu. Önceleri Türkiye Selçuklularının uc beyliği olan Eşrefoğullarına daha sonra Moğollara bağlandı. Moğolların Anadolu valisi Timurtaş tarafından beylerinin öldürülmesiyle sona erdi (1326).

13. Alaiye Beyleri (1293 -1471):
I.Alaeddin Keykubat tarafından fethedilen Alanya daha sonraki dönemlerde Karamanoğulları tarafından yönetiliyordu. Karamanoğulları Alaiye'yi Memlüklere sattı (1427). Fatih bu şehri Osmanlı topraklarına kattı (1471).

14. Sahip Ataoğulları (1275 -1342):

Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata'nın oğulları ve torunları tarafından kuruldu. Türkiye Selçuklularının iç mücadelesine karışan bu beylik önce Moğolların daha sonra da Germiyanoğullarının hakimiyetine girdi.

C. TÜRKİYEDE KURULAN DİĞER DEVLETLER
1. Eratna Devleti (1335 -1381)

Uygur Türklerinden Eratna Bey tarafından Orta Anadolu'da kuruldu. Devletin merkezi önce Sivas daha sonra Kayseri oldu. Moğolların Anadolu valisi Timurtaş Anadolu'dan ayrılırken yerine Eratna Bey'i bıraktı. İlhanlı hükümdarı Ebu Said'in ölümüyle başlayan karışıklıklardan faydalanan Eratna kendi devletini kurdu.
Eratna Bey Niğde.Tokat, Amasya ve Erzincan'ı ele geçirdi. Ancak ölümünden sonra zayıflayan beyliğe vezir Kadı Burhaneddin son verdi.

2. Kadı Burhaneddin Devleti (1381 -1398)

Kadı Burhaneddin tarafından Sivas merkez olarak kuruldu. Kadı Burhaneddin Akkoyunlularla yaptığı bir savaşta öldü ve devleti zayıfladı. Timur tehlikesinin ortaya çıkması üzerine Sivas halkı şehri Osmanlılara teslim etti. Böylece Kadı Burhaneddin Devleti yıkıldı.

3. Dulkadiroğulları (1337 -1515)
Zeyneddin Karaca Bey tarafından kuruldu. Karaca Bey, Eratna Devleti'nden Elbistan'ı alarak burayı kendine merkez yaptı. Dulkadiroğulları Memlüklere bağlı olarak yaşadılar. Zaman zaman Memlûk hakimiyetinden kurtulmak için Memlüklerle savaştılar.
Osmanlılarla Memlükler arasında tampon olan Dulkadiroğulları zaman zaman iki devlet arasında ilişkilerin bozulmasına ve çatışmalara neden oldu. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferi sırasında Osmanlılara düşmanca tavır takınan Dulkadiroğulları dönüşte yapılan Turnadağ Savaşı'yla Osmanlılara katıldı (1515). Böylece Anadolu'da ikinci defa Türk birliği kesin olarak sağlanmış oldu. Ayrıca Osmanlılarla Memlükler komşu oldu ve devletler arasında savaş kaçınılmaz hale geldi.

4. Ramazanoğullan (1353 -1608):

Oğuzların bir kolu olan Yüregir Türkmenlerinden Ramazan Bey tarafından Adana ve çevresinde kuruldu. Kurulduğunda Memlüklere bağlı olan devlet, daha sonradan Osmanlıların yanında yer aldı. Ramazanoğulları Yavuz Sultan Selim ile birlikte Memlüklere karşı Mısır Seferi'ne çıktı (1516).
Bu tarihten itibaren Ramazanoğulları Osmanlı hakimiyetine girdi. Ramazanoğlu Pir Mansur görevden alınarak toprakları Osmanlı Beylerbeyliğine çevrildi (1608).

5. Karakoyunlular (1365 -1464):
Oğuz boylarından olan Karakoyunlular, Moğol istilasından sonra Doğu Anadolu'ya gelerek Celayirlilerin hizmetine girdiler. Bayram Hoca Erzurum, Erciş ve Musul dolaylarını alarak bu devleti kurdu.
Karakoyunlular, Azerbaycan'ı Türkleştirdiler, Artuklulara son verdiler ve devlet teşkilatında İlhanlıları kendilerine örnek aldılar. Timur'la mücadele eden Karakoyunlular, Osmanlılara sığınarak Ankara Savaşı'na neden oldular. Karakoyunluları Akkoyunlular yıktı (1469).

6. Akkoyunlular (1350 -1502):
Akkoyunlular Devleti, Diyarbakır merkez olarak Kara Yülük Osman Bey tarafından kuruldu. Devlet en parlak devrini Uzun Hasan zamanında yaşadı. Karakoyunluları yıkan Uzun Hasan merkezini Tebriz'e taşıdı. Uzun Hasan sınırlarını doğuda Horasan'a batıda Fırat'a kuzeyde Kafkaslara ve güneyde Umman Denizi'ne kadar genişletti. Toprakların genişlemesinden cesaretlenen Uzun Hasan kendisini Cihan Hükümdarı gibi görmeye başladı. Doğu Anadolu'ya hakim olma isteği Uzun Hasan'la Fatih'i Otlukbeli Savaşı'nda karşı karşıya getirdi (1473). Bu savaşı kaybeden Akkoyunlular, yıkılış sürecine girdiler. Akkoyunluları Safevi hükümdarı Şah İsmail yıktı (1502).

F-KÜLTÜR VE MEDENİYET
1-DEVLET YÖNETİMİ:
a)Hükümdar ve saray: Türkiye Selçuklularının devlet yönetimleri Büyük Selçukluların örnek alınması ile ortaya çıkmıştır. T.Selçukluları,B.Selçukluların devamı özelliğindedir. B.Selçuklu düzenini Anadolu’daki yeni şartlara uydurmuşlardır. T.Selçukluları, milli bir devlet karakterindedir. Sebebi;Anadolu’da Türk nüfusun kısa sürede diğer topluluklara göre sayıca üstünlüğe ulaşmasıdır.
T.Selçuklularında hükümdar Selçuklu hanedanından seçilmekte idi. Hükümdarlık
anlayışları diğer Türk devletleri ile aynıdır. Hanedandaki bütün üyelerin “Kut” inancından dolayı tahta geçme hakları bulunmaktadır. Ülke hanedanın ortak malıdır. Taht değişikleri sırasında iç mücadeleler görülürdü. Bir hükümdar hayatta iken oğullarından birini veliaht gösterebilir di. Ancak hükümdar öldükten sonra devlet adamlarının desteğini alan tahta geçebilirdi. Tahta çıkacak adayın çok olduğu dönemlerde şiddetli iç mücadeleler yaşanırdı.
T.Selçuklu hükümdarları kendilerini Tanrıya karşı sorumlu hissederlerdi. Yani egemenliğin kaynağı dinsel kökenli idi. Selçuklu sultanları İslam dini kuralları ve Törelere uyarlardı.
Hükümdarlık alametleri; Hutbe okutmak, Para bastırmak, Növbet çaldırmak, Halifeden onay almak, Tuğra, Çetir (Hükümdarlık şemsiyesi), v.s. dir. T.Selçukluları otoritelerini artırmak için diğer Türk hükümdarları gibi Abbasi halifelerinden onay almışlardır. Halife; Menşur (hükümdarlığı onaylama belgesi) ,Hilat (bir tür elbise), ve sancak göndererek Türk hükümdarlarına hükümdarlık yetkisi verirlerdi. Bu uygulama, Orta çağda Avrupa da Papaların krallara taç giydirmesine benzer. Egemenliğin dinsel kökenli olduğunu gösterir.
T.Selçuklularında devletin tüm yöneticileri sultan adına yetki kullanırlardı. Sultan devlet başkanlığı, Başkomutanlık yetkilerini kendisinde toplamıştı. Tüm devlet yöneticileri sultan adına atanırdı. Sultan zaman zaman “Mezalim Divanı” na başkanlık yaparak adalet işlerine de bakardı. Selçuklu sultanlarının B.Selçuklulardakine benzer saray teşkilatları vardı.
T.Selçuklularında sultan dışındaki diğer hanedan üyeleri de illere Vali olarak atanırdı.
Ancak T.Selçuklularında illere vali olarak atanan Melikler kendi adlarına para bastıramazlar ve hutbe okutamazlardı. Sadece sultan adına ili yöneten vali konumunda idiler.
NOT:Bu uygulama, T.Selçuklularının merkezi devlet sistemine ilk adım atan Türk devleti olduğunu gösterir. Diğer Türk devletlerinde hanedan üyeleri kendilerine verilen bölgeyi yarı bağımsız olarak yönetirlerdi. Kendi adlarına para bastırıp ,Hutbe okutabilirlerdi. Merkeze bağlılıkları büyük sultana vergi vermekten ibaretti. T.Selçuklularında Melikler yarı bağımsız hükümdar değil, sadece bir validirler.
T.Selçukluları da; B.Selçuklular gibi hanedan üyesi Meliklerin yanlarına Atabey isimli tecrübeli bir devlet adamı vererek, illere vali olarak atardı. Atabeyler hem yaşı küçük olan Meliki eğitirler ,hem de görevli oldukları ili yönetirlerdi Bu uygulama Osmanlılar tarafından da devam ettirilmiştir. Osmanlılarda Atabeyin adı lala olmuştur.

b-Hükümet Teşkilatı: T.Selçuklularında hükümet teşkilatına “Divan-ı Ala” veya “Divan-ı saltanat” deniyordu. Divan teşkilatı hükümdar adına devletin yönetiminden sorumlu idi. Divanın
başkanı sultan adına Vezirdi. Büyük divanın üyeleri ise ;Tuğracı, Arız, Müstefi, Müşrif, Pervane, Beylerbeyi ve Naib’dir. (Naib,Sultan başkentte bulunmadığı zaman sultana vekalet eden görevlidir) Büyük divana bağlı ikinci derecede divanlar ve görevliler şunlardır;
-Divan-ı Tuğra:Sultan adına iç ve dış yazışmaları yapardı. Resmi belgelerin altına sultanın tuğrasını (Mührünü-imzasını)çekerdi. Başkanına Tuğracı denirdi.
-Divan-ı Arız(Divan-ı ceyş):Askeri işlere bakan divandı. Merkez ordusunun araç-gereç, silah, cephane, giyim, beslenme ve maaş işlerine bakardı. Ancak ordunun komutasına karışmazdı. Başkanına Arız denirdi.
-Divan-ı İstifa:Maliye işlerine bakardı. Vergileri toplamak, yıllık bütçe yapmak bu divanın göreviydi. Osmanlılardaki karşılığı Defterdardır. Günümüzdeki maliye bakanlığının yaptığı
görevi yerine getirirdi. Başkanına Müstefi denirdi.
-Divan-ı İşraf:Devlet yöneticilerinin görevlerini kanuna uygun yapıp yapmadıklarını denetleyen divandır. Başkanına Müşrif denirdi.
-Divan-ı Pervane:B.Selçuklularda olmayan bir bakanlıktır. Görevi Tapu sicil kayıtlarını tutmak ve istihbarat faaliyetlerini yürütmekti. Anadolu’ya gelen Türkmenlere düzenli olarak toprak dağıtılmasını bu teşkilat yerine getirmiştir. Başkanına Pervaneci denmiştir.
Ayrıca T.Selçuklularında Beylerbeyi(Başkomutan) ve Atabeylerde zaman zaman divan toplantılarına katılırlardı T.Selçuklularında Büyük divanın üyesi olmayan Örfi hukuku
uygulamakla görevli “Emir-i Dad” başkanlığında faaliyet gösteren divanda bulunurdu. Emir-i Dad tüm devlet görevlilerini yargılayabilirdi. Bu görevini yerine getirebilmesi için
büyük divana üye yapılmamıştır. Divanda alınan kararlar sultan tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girerdi. Bu uygulama divanın icra organı olmaktan ziyade danışma organı özelliğinde olduğunu gösterir.

c-Taşra Teşkilatı: T.Selçuklularının taşra teşkilatları B.Selçuklularla benzerlik gösterir. Ülke eyaletlere ayrılmıştır. Eyaletler üç çeşittir. Bunlar:
1-Merkeze bağlı eyaletler: Bu eyaletleri “Subaşı” adlı askeri valiler yönetirdi. Subaşılar,sultan tarafından atanırdı. Subaşı bulunduğu eyaletin hem askeri komutanı, hem valisidir. Bu eyaletlerin vergisi doğrudan devlet hazinesine gönderilirdi.
2-Meliklerin yönettiği eyaletler:Selçuklu sultanları Melik unvanı verilen oğullarını devlet yönetimine hazırlamak için bazı eyaletlere vali olarak gönderirlerdi. Meliklere eyaletin yönetiminde Atabey yardım ederdi. Melikler doğrudan hükümdara bağlı idiler. Eyaletlerde, Merkezdeki divanların benzerleri yer alırdı. T.Selçuklularında Melikler diğer Türk devletlerindeki gibi yarı bağımsız hükümdar özelliğine sahip değillerdi.
3-Uç Eyaletleri:Orta çağ Türk-İslam devletlerinde Hıristiyan devletlerle olan sınır bölge sine uç denirdi. T.Selçuklu devleti üç ayrı bölgede Uç eyaletleri oluşturmuşlardı. Uç eyaletlerinin merkezleri Denizli, Kastamonu ve Antalya idi. Uç eyaletlerinin bulunduğu bölgeye Türkmenler yerleştirilmişti. Bu eyaletlere; göçebe Türkmenlerin boy beyleri, vali olarak atanmıştı (Beylerbeyi). Uç eyaletleri ülkenin güvenliğini korumada stratejik öneme sahiptiler.
Eyaletlerde belediye işlerine “Muhtesip” denilen görevliler bakardı. Eyaletlerdeki kale komutanlarına “Dizdar”denirdi. Kadılar adalet işlerine bakardı. T.Selçuklu beyliklerinde taşra da hükümdar adına Mirliva ve kadı görev yapardı. Mirliva ;Vali konumunda idi. Kadı ise yargıyı temsil ederdi. Beyliklerin yönetim yapısı, T.Selçukluları ile aynı özelliktedir.

ORDU: T.Selçuklularının askeri yapıları B.Selçuklulara benzemektedir. T.Selçuklu ordusu kara ve deniz ordusu olmak üzere iki bölümden oluşurdu.T.Selçukluları ve beylikler döneminde, Türk denizciliği gelişmiştir.T.Selçuklularında kara ordusunun bölümleri ;Gulam, İkta askerleri (Sipahiler),Türkmenler, Bağlı devletlerin kuvvetleri ,ücretli askerler ve gönüllülerdir.
Gulam birlikleri:Bu birlikler; savaşlarda esir alının yada köle pazarlarında satın alınan değişik milletlere mensup çocukların, özel olarak eğitilmesiyle oluşmuşlardır. Gulamlar, hükümdarın şahsına bağlıdırlar. Ömür boyu askerlik yaparlardı. Hazineden üç ayda bir maaş (Bistegani) alırlardı. Gulam birliklerinin en yetenekli olanlarından hükümdarı koruma amacı ile Hassa birlikleri oluşturulurdu. Savaşlarda bu birlikler hükümdarın güvenliğinden sorumlu idiler.
İkta askerleri: İkta askerlerinin tamamı Türk’tür. Barış döneminde eyaletlerin güvenliğinden sorumluydular. Hazineden maaş almazlar ,kendilerine tahsis edilen ikta topraklarının vergi geliri(Dirlik) ile geçinirlerdi. Bu ordunun tamamı atlıdır. Ordunun en kalabalık bölümünü oluştururlardı.
T.Selçuklularında uç bölgesini göçebe Türkmenler korurdu. Göçebeler devletin doğal askeri konumunda idiler. Bizans,Trabzon Rum imparatorluğu ve Ermeni krallığına karşı Türkmen kuvvetleri sınırları koruma ,yeni topraklar fethetme ve düşmanı zayıflatma amacı ile askeri görevler yaparlardı.
T.Selçuklularında az sayıda paralı askerde vardı. Yükseliş döneminde Hıristiyan topluluklardan paralı askerler toplanmıştır. Askeri seferlere ,bağlı devletlerin kuvvetleri de katılırlardı. Savaşlara gönüllülerde katılırdı. Özellikle Hıristiyan devletlere karşı yapılan askeri seferler “Cihad” olarak görülür ve çok sayıda gönüllü orduya katılırdı. Türkmen dervişleri gönüllü ordusuna öncülük yapardı.
T.Selçuklu ordusu seferlerde; öncü, artçı, sağ kanat, sol kanat ve merkez (kalp) olarak
beş bölüme ayrılarak hareket ederdi. Ordu, muharip gruplar ve destek grupları olarak ikiye ayrılırdı. T.Selçuklularında savaş kararları divanda görüşülerek alınırdı. Seferlerde hükümdar başkomutanlık yapardı. Kara ordusunda en yüksek rütbeli komutana ise Emir ül Ümera (Emir ler Emiri) veya Beylerbeyi adı verilirdi.
Türkler Anadolu’ya gelene kadar denizcilik alanında bir faaliyet göstermemişlerdi. Ancak Anadolu’nun fethinden sonra üç tarafı denizlerle çevrili bu yarımadayı koruyabilmek için denizcilikte faaliyet göstermek zorunda kaldılar. Anadolu da ilk donanmayı İzmir de bir beylik kuran Çaka bey oluşturdu. Daha sonra T.Selçukluları oluşturdular. T.Selçuklu sultanı 1.Gıyaseddin Keyhüsrev, Akdeniz ticaretini kontrol altına alabilmek için Antalya’yı fethetti.
Burada bir tersane inşa ettirdi. 1.İzzettin Keykavus da, Sinop’u fethederek bir tersane yaptır dı. Bu iki kentte oluşturulan tersane ve donanma ile Akdeniz ve Kara deniz ticareti Selçukluların kontrolü altına girdi. Anadolu sahillerinin güvenliği sağlandı. 1.Alaaddin Keykubat, “Kolonoros”u (Alaiye-Alanya) fethederek burada en büyük tersaneyi inşa ettirdi. T.Selçuklularında donanma komutanına “Emir üs Sevahil”(Sahiller emiri) veya Reis ül Bahr denilmekteydi.
Türk denizciliği beylikler döneminde daha da büyüdü. Aydın oğullarının donanması Adriyatik denizine kadar seferler yaptı. Sinop’ta kurulan Pervane oğulları beyliği hükümdarı Gazi çelebi,Cenevizlileri Karadeniz’den uzaklaştırdı. Beylikler Osmanlılara katılınca Osmanlılar beyliklerin donanması sayesinde denizlere hakim oldular.

Hukuk: Orta çağ Türk-İslam devletlerinin hepsinde hukuk sistemi aynı idi. T.Selçuklularında da hem İslam hukuku hem de Örfi hukuk birlikte uygulanıyordu.İslam hukukunu (şeri hukuk) kadı’lar uyguluyorlardı. T.Selçuklularında Konya kadısı baş kadı (Kadi’l Kudat-Kazi’l
Kudat) olarak görev yapardı. Ülkedeki diğer bütün kadıları atamak ,onları denetlemek baş kadının yetkisinde idi. Kadılar üzerinde hükümetin etkisi yoktu. Bu durum yargının bağımsızlığını gösterir. Kadılar; şeri hukukla ilgili Ölüm, Boşanma, miras, hayır işleri, adi suçlar, vakıfların idaresi ile ilgili davalara bakarlardı. Kadıların verdiği kararı, ancak başka kadılardan oluşturulan bir komisyon değiştirebilirdi. Siyasi otorite kadıların kararına müdahale edemezdi.
T.Selçuklularında Örfi hukukla ilgili davalara Emir-i Dad’ın yönettiği teşkilat bakardı. Emir-i Dad a bağlı yargıçlar Örfi hukuk alanına giren davalara bakarlardı.Emir-i Dad gerekli gördüğünde divan üyelerini de tutuklama, yargılama yetkisine sahipti. Diğer Türk-İslam devletleri gibi T.Selçukluları da kamu hukuku alanında (Vergiler,askeri teşkilat,toprak sistemi, ticari hayat,devlet teşkilatı v.s.)örfi hukuku uygulamışlardır. Örfi hukukun kaynağı Türk milletinin Örf ve adetleridir. Örfi hukukun düzenleyicisi Sultandır. Örfi hukuk İslam hukukunun eksiklerini tamamlamak amacıyla düzenlenmiştir. Yalnız örfi hukuk, şer’i hukuka aykırı olamazdı.
T.Selçuklu sultanları haftanın belirli günlerinde “Mezalim Divanı” nı kurar ve halkın şikâyetlerini dinlerlerdi. Gelen şikâyetler Şeri hukuk alanına giriyorsa bu davalar kadıya havale edilirdi. Dava örfi hukukla ilgili ise sultan divan aracılığı ile çözümlerdi. T.Selçuklu sul tanları, yılda bir defa şer’i mahkemeye girip kendisinden davacı olan varsa kadıların hüküm vermesini beklerlerdi. Sultanlar, mahkemeye sıradan bir vatandaş olarak girerlerdi. Dünyada 1945 li yıllara kadar hükümdarlar,devlet başkanları mahkemelerde yargılanamamıştır. T.Selçuklu sultanlarının; orta çağda hukuk karşısında eşitlik prensibine uymaları, günümüzün hukuk anlayışına uygun bir davranıştır. Bu durum, T.Selçuklularının adalet üzerine kurulu bir devlet özelliğine sahip olduklarını gösterir.
T.Selçuklu beylikleri , Akkoyunlular ve Karakoyunlular devletlerinin hukuk sistemleri, T.Selçukluları ile aynı özellikteydi.

2-DİN VE İNANIŞ: Göçebe Türkmen boylarının, Anadolu’ya ilk geldikleri dönemlerde İslami kimlikleri henüz tam olarak şekillenmemişti. T. Selçuklu sultanları, Türkmen boylarının İslami
Alan da bilgilendirilmelerine büyük önem verdiler. Fethedilen şehirlerde ilk olarak cami, Tekke ve zaviyeler açtırdılar. İran, Azerbaycan bölgesinden fikir ve din adamlarını Anadolu’ya getirttiler. Selçuklu sultanları, Anadolu Erenleri denilen sofi ve dervişlerle işbirliği yaptılar. Horasan Erenleri, Anadolu’nun fethine öncülük yaptılar. Türkmenlerin İslam dini kurallarını tam olarak öğrenmelerinde etkili oldular. Horasan Erenlerinin görüşleri Anadolu’da tasavvuf hareketinin ve tarikatların doğmasına sebep oldu. Tarikat ,kelime anlamı olarak gidilen yol demektir. Tasavvuf ise;Allaha yönelme,samimi bir düşünce, Allah sevgisi, Telkin ve zikir yolu ile Allah’a ulaşma felsefesinin adıdır.
T.Selçukluları, Hanefi mezhebine mensuptu. Anadolu Türklerinin çoğunluğu da Hanefi mezhebindendir. Ancak Selçuklu sultanları geniş bir dini hoş görü politikası izlemişlerdir. Sultan 2.Gıyaseddin Keyhüsrev bir gürcü prensesle evlenmişti. Prenses Konya’ya gelirken yanın da bir Papaz ve kutsal eşyalarını getirmişti. Bu prenses için saray da küçük bir kilise yaptırılmıştı. Sultan 2.Kılıç Arslan, Malatya da bulunan Süryani patriği Mihail ile dostluk kurmuştu.
Patriğe yazdığı bir mektupta, Bizans’a karşı kazandığı zaferlerin patriğin dualarıyla gerçekleştiğini belirtiyordu. Selçuklu sultanları değişik din ve mezhep liderlerini saraylarında toplayıp İlmi tartışma yaptırıyorlardı. T.Selçukluları Anadolu da yaşayan Hıristiyan halka din değiştirme yönünde baskı yapmamışlardı. Mezhepleri farklı olduğu için yüzlerce yıl Bizans’ın zulmü altında kalan Ermeniler Selçukluları bir kurtarıcı gibi karşılamışlardır. İlk defa Hz.Ömer tarafından uygulanan ve diğer İslam hükümdarlarınca devam ettirilen gayrimüslimlerin, farklı kıyafet giymeleri kuralını T.Selçukluları uygulamamışlardır. Gayrimüslimler, Selçuklu sultanlarının ölümünden sonra Müslümanlar gibi yastutmuşlardır. III.Haçlı seferi sırasında Alman İmparatoru Fredrik Barbaros Göksu ırmağını geçerken boğularak ölmüştü. Bu olaydan sonra Alman ordusu dağıldı. Bölgeden uzaklaşmaya çalışan Alman askerleri, Rum ve Ermeniler tarafından ganimet amacıyla katledildiler. Antalya yöresinde bir grup askeri Ermeni ve Rumların elinden Türkler kurtardı. Onların yaralarını tedavi ettiler ve yiyecek verdiler. Bu davranıştan sonra 3000 civarında Alman askeri Müslüman oldu. Bu olay üzerine bir Hıristiyan papazı “Merhamet sen zulümden de daha tehlikelisin” sözünü söylemiştir.
Anadolu da ortaya çıkan belli başlı tarikatlar şunlardır:
Babailik: Baba İlyas adlı bir Türkmen şeyhi tarafından kurulmuştur. Ölümünden sonra tarikatın başına baba İshak geçmiştir. Baba İshak; yarı şaman yarı Müslüman kimliği ile Adıyaman, Tokat, Amasya yörelerinde taraftar buldu. İdari ve ekonomik bozuklukları bahane ederek Selçuklu yönetimine karşı isyan etti. Amacı yeni bir devlet kurmaktı. Ancak isyanı bas tırıldı ve öldürüldü. Ölümünden sonra Baba İshak’ın görüşleri Babailik tarikatına dönüştü. Nure sofi, Barak baba ,Sarı Saltuk,Buzağı baba, Börklüce Mustafa, Şeyh Bedrettin gibi liderler bu tariktın içinden çıkmıştır.
Bektaşilik: Yesevilikten doğan Bektaşiliğin Babailik tarikatı ile de ilişkisi vardır. Tarikatın kurucusu, Horasan erenlerinden “Hacı Bektaş Veli”dir. Hacı Bektaş İslamiyeti Anadolu’daki siyasi ve sosyal şartların gereği olarak hoşgörülü bir tarzda yorumlamıştır. Göçebe Türkmenler arasında geniş bir taraftar bulmuştur. Bu tarikatın Cihad faaliyetlerine ağırlık vermesi Anadolu’nun fethinde etkili olmuştur. Bektaşilik Osmanlılarda yeniçeri askerlerinin de resmi tarikatı olmuştur.
Mevlevilik: Horasan erenlerinden olan “Mevlana Celaleddin Rumi”nin görüşleri, ölümün den sonra oğlu sultan veled tarafından tarikat haline getirilmiştir. Bu tarikat daha çok devlet ve fikir adamları tarafından benimsenmiştir. Mevlana, İslamiyet’in hoşgörü felsefesini dünya ya tanıtan evrensel bir şahsiyettir. Onun, “72 milleti aynı gözle görmeyen bizden değildir”,”Hatasız dost arayan dostsuz kalır” ve “Gel,gel ne olursan gel-Kafir isen de,Mecusi,Putperest isen de yine gel-Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir-Yüz kere tövbeyi bozsan da yine gel.” Sözleri onun hoş görü ,insan sevgisi ve insana evrensel bakış açısını gösterir.
Ekberilik: İspanya Müslümanlarının içinden çıkan “Muhyiddin Arabi” bir süre Selçuklu topraklarında yaşamıştı. Muhyiddin Arabi’nin sıra dışı görüşleri onun Mısır,Suriye gibi memleketlerde tepki ile karşılanmasına sebep olmuştu.Selçuklu topraklarında ise büyük saygı gördü
Muhyiddin Arabiye göre, Evrendeki bütün varlıklar Allah’ın bir parçasıdır.Her şey Allah’tan gelmiş ve Allah’a dönecektir. Onun bu düşüncelerine “Vahdet-i Vücut” (Varlıkta birlik” felsefesi adı verilir. Muhyiddin Arabi’nin ölümünden sonra görüşleri “Ekberilik” adıyla tarikat a dönüştürülmüştür.
Ayrıca; Bayramilik, Nakşibendilik,Kadirilik, Kübrevilik ve Rufailik tarikatları da Anadolu’da taaraftar bulmuştur.
Moğol istilası sırasında sahipsiz kalmış Anadolu halkını bu tarikatler sahiplenmiş,halkı ekonomik ve dini alanlarda örgütlemişlerdir. Halkın sorunlarını çözmede öncülük yapmışlardır.
Anadolu beyleri; Moğol baskılarına karşı direnme, Anadolu halkını birleştirme ve fetih faaliyetlerinin yürütmede İslam dinini temel dayanak olarak görmüşlerdir.

3-SOSYAL-İKTİADİ HAYAT:
Sosyal Hayat: Türkler Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Anadolu ya gelen Oğuz boyları çoğunlukla göçebe olduğu için Anadolu’nun kısal kesimine yerleştiler. Önce doğu ve Orta Anadolu’nun kırsal kesiminde Türkleşme başladı. Şehirlere ise ilk yerleşenler askerler, devlet yöneticileri ve ilim adamları oldu. Moğol istilası sırasında ise Maveraünnehir, İran ve Kafkasya bölgesinden yerleşik hayata sahip büyük Türk kitlesi Anadolu’ya geldi. Anadolu’nun şehirleri de Türkleşti. Selçuklular zamanında Uçhisar, Selçuk ve Kızıltepe adlı yeni şehirler kuruldu. Selçuklular göçebe Türkmenleri düzenli bir şekilde Anadolu’ya yerleştirdiler. Göçebelik giderek azaldı. Anadolu da değişik ırktan,dinden insanlar devletin kanunları karşısında eşitti. Bizans döneminde toprak kölesi durumuna düşen Anadolu halkı, Selçuklular zamanında devletin kendilerine dağıttığı topraklara sahip oldular. T.Selçukluları gelir farklılığına dayanan toplumsal sınıfların oluşmasına izin vermediler. Halkın tamamının refah ve mutluluğunu hedefleyen politikalar izlediler. T.Selçuklularında din,mezhep ve ırk çatışması yaşanmadı.
Selçuklular ve beylikler döneminde Halk yerleşim durumuna göre Şehirler, Köylüler ve göçebeler olmak üzere üç gruba ayrılmaktaydı. Şehirlerde; devlet yöneticileri, askerler, tüccarlar,zanaatkarlar,bilim adamları ve öğrenciler yaşarlardı. T.Selçuklularında şehirlerdeki ekonomik ve sosyal hayatın şekillenmesinde Ahi teşkilatının önemli bir rolü vardı. Ahilik 13.
yy da ortaya çıkan dini-ekonomik ve sosyal bir örgütlenmedir.
T.Selçuklarında Müslüman Türklerle ,gayrimüslimler farklı köylerde yaşarlardı. Gayri
Müslimler Anadolu’nun fethi sırasında genellikle batı Anadolu’daki kentlere göç etmişlerdi. Köylü gayrimüslim çok azdı. T.Selçukluları köylüye işleyebileceği kadar toprak dağıtmıştı. Bu uygulama Avrupa’daki sosyal dengesizliklerin T.Selçuklularında ortaya çıkmasını engelle
miştir.

Sanayi ve Madencilik: T.Selçuklularında tarım,hayvancılık ve ticaretin gelişmesi sanayinin gelişmesine zemin hazırladı.Anadolu da Konya, Kayseri,Sivas,Malatya,Erzincan ve Erzurum kısa sürede birer sanayi merkezi haline geldiler. Sivas silah sanayi’nin temel merkeziydi. Sinop,Antalya ve Alanya gemim sanayinin merkezleriydi. T.Selçuklularında en çok tekstil sanayi gelişmişti.Konya ,Ankara,Kastamonu,Kayseri,Malatya ve Denizli dokuma sanayinin önemli merkezleriydi. Ankara’da dokunan tiftikli(sof) kumaşlar dünya pazarlarına ihraç ediliyordu.
Türkmenlerin dokuduğu halı ve kilimler Avrupa’ya ihraç ediliyordu.Kastamonu’da işlenen Maroken adlı deri giysiler ünlü idi. Diyarbakır,Siirt, Balıkesir ve Alaşehir ipekli dokumanın geliştiği merkezlerdi. Mardin ve Silvan da keten sanayi gelişmişti. Konya,Sivas ve Kırşehir de Boya,Sabun ,Madeni yağ sanayileri gelişmiştir.
T.Selçuklularında sanayinin ihtiyacı olan madenler ülke içerisinden karşılanıyordu. Bakır Ergani, Erzincan, Kastamonu (Küre) dan , Gümüş, Ulukışla ,Gümüşhane, Amasya, Kütahya ve Kayseri den çıkartılıyordu. Boya sanayiinde kullanılan Şap madeni Kütahya ve Giresundan çıkarılmakta idi. Demir Sivas tan çıkartılıyordu. Maden işçiliği ile daha çok Hıristiyan (Rum ve Ermeni) halk uğraşıyordu. Kuyumculukta en çok Ermeniler etkili idi.
T.Selçuklularında, 13.yy da Şehirlerde Ahi örgütleri ortaya çıkmıştı. Ahi kelimesi; kardeş manasına gelir. Abbasilerin “Fütüvvet” uygulamaları Anadolu da Ahilik adıyla ortaya çıktı. Ahiliğin kurucusu Kırşehirli Ahi Evran dır. İlk olarak deri sanayiinde çalışanlarca oluşturulmuştur. Daha sonra şehirlerde üretim yapan tüm zanaatkarlar Ahi örgütleri kurdular. Aynı üretim dalında faaliyet gösteren zanaatkarlar kendi aralarından birini lider seçiyorlardı. Bu lidere Ahi baba (Şeyh)adı verilirdi. Şeyhin ;Yiğitbaşı ve Kethüda denilen yardımcıları olurdu. Bu görevlilerin yapmakla yükümlü oldukları görevler;
*Kalite kontrolü yapmak,Üretilecek malların standardını ve miktarını belirlemek.
*Esnafın hammadde ihtiyacını karşılamak.
*Haksız rekabeti önlemek.
*İşyerlerinde çalışan çırak ve kalfaların eğitimlerini yürütmek ve denetlemek.
*Ortak sandık oluşturarak ustalığı hak edenlere yeni işyeri açmak.
*Esnafla devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek .
Ahiler, yalnızca ekonomik bir örgüt değildir. Aynı zamanda dini bir örgüttür. Ahiliğe üye olanlar İslam dini kurallarına göre hayatlarını ve ekonomik faaliyetlerini düzenlerlerdi. Ahi liderleri mutlaka bir tarikatın mensubu idiler. Ahiler cihad faaliyetlerine katılırlardı. Şehirlerin güvenliğini sağlarlardı. Tekke ve zaviyelerinde yolcuları misafir ederlerdi. Sosyal amaçlı yardım faaliyetlerinde bulunurlardı.
Ahi teşkilatlarına Hıristiyanlar üye olamazdı. Hıristiyanların kendilerine ait teşkilatları vardı. Ahilik Osmanlılarda Lonca adını almıştır.

Ticaret: T.Selçukluları 12.yy ın sonlarından itibaren Anadolu’yu uluslararası bir ticaret merkezi haline getirdiler. Ticareti geliştirmek için kervansaraylar yaptırdılar. İlk kervansarayı 2.Kılıçarslan inşa ettirdi. Kervansaraylar, ticaret yolları üzerinde 30-35 km mesafelerde yaptırılmıştır. Kervansaraylar da yerli yabancı tüccarlar 3 gün süreyle hiçbir ücret ödemeden kalabilirlerdi. Tüm ihtiyaçları vakıflar aracılığı ile karşılanırdı.
T.Selçukluları Akdeniz ve Karadeniz ticaretini kontrol altına almak için Sinop ve Antalya’yı feth ettiler. Donanma oluşturdular. Kıbrıs krallığı, Venedikliler ve Eyyubilerle ticaret anlaşmaları yapmışlardır. Bu anlaşmalarda; karşılıklı olarak tüccarlardan alınan vergilerin azaltılması,ölen tüccarın mallarının iadesi ve tüccarların can ve mal güvenliğinin ilgili devletlerin koruması altında olmasını içeriyordu.T.Selçukluları topraklarında yabancı tüccarların mal ve canına bir zarar gelirse devlet hazinesinden ödüyorlardı. Bu bir tür ticaret sigortası uyguluyorlardı. Selçuklular, ticaret yollarını ve kervansarayları askeri güçler görevlendirerek koruma altına almışlardı.
T.Selçuklularının Anadolu da asayişi ve güvenliği sağlamaları ,ticaret sigortasını uygu
lamaları Anadolu’yu doğu-batı, kuzey-güney ticaret yollarının güzergahı haline getirdi. Arap coğrafyasından gelen mallar Sinop’tan Karadeniz limanlarına ,Çin ,Orta Asya, İran ve Hindistan’dan gelen mallar Antalya ve Sinop’a, Avrupa’dan gelen mallar doğuya giderdi. Şehirlerde ticaret hanlarda,Çarşılarda, dükkanlarda ve meydan pazarlarında yapılıyordu. Toptan ticarette en önemli merkez hanlardı. Köylüler ürettikleri malları açık pazarlarda satarlardı. Anadolu’da şehirlerin dışında önemli ticaret yolları üzerinde “Yabanlu pazarı” denilen açık pazarlar kurulurdu. Bunların en ünlüsü, Elbistan-Kayseri arasında kurulan pazardı.
T.Selçukluları ve Beylikler döneminde dışarıya; hayvan ve hayvan ürünleri, kereste buğday,şap,dokuma kumaşlar(Sof), halı ve kilimler, deri eşyalar, şeker, sabun, Bakır ve gümüş eşyalar ihraç edilirdi. Dışarıdan ise; Kadife, Cam eşyalar, Baharat, keten, ipekli kumaşlar,Kurşun, zırh, miğfer ithal edilirdi.
T.Selçukluları, Beylikler ve Osmanlılar Altın ve Gümüşün dışarıya çıkmasını engellemişlerdir. Bu madenler, para olarak kullanıldığı için stratejik maddeler olarak görülmüştür.
T.Selçukluları ve Beylikler döneminde ticari hayatta Çek kullanılmıştır. Ortak denilen ticaret şirketleri oluşturulmuştur. Devlet adamı ve sermaye sahipleri bu şirketlere para yatırarak ortak olmuşlardır.

Maliye: T.Selçukluları ve Beylikler döneminde, Dinar (altın para) ve Dirhem (Gümüş para) adlı para birimleri kullanılmıştır. İlk parayı I.Mesut , İlk altın ve gümüş parayı ise II.Kılıçarslan bastırmıştır. T.Selçuklularında yabancı paralarda alışverişlerde kullanılmıştır.
T.Selçuklularında Maliye işlerine Divan-ı istifa bakardı. İki türlü hazine vardı. Bunlar
“Hazine-i Amire”(Devlet hazinesi) ve “Hazine-i Hassa” (Saray hazinesi) dır. Vergi çeşitleri diğer Türk-İslam devletleri ile aynısıdır.


4-DİL VE EDEBİYAT: T.Selçuklularında bilim dili Arapça,edebiyat ve devlet dili Farsça idi. Divan kayıtlarını İranlı memurlar tuttukları için resmi dil Farsça idi. Türkler Anadolu’ya 11.yy’ın sonlarında geldi. Anadolu’ya dillerini ve kültürlerini de taşıdılar. Anadolu’da ilk Türkçe eserler 13.yy da yazılmaya başlandı. Karamanoğlu Mehmet bey 1277 yılında topladığı divanda Türkçe den başka dil kullanılmasını yasaklayan bir kanun çıkarttı. Bu kanunda (Ferman); “Bu günden sonra divanda, dergahta, bargahta, handa hamamda, mecliste ve meydan
da Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır” denilmekteydi. T.Selçuklu beylikleri zamanında her alanda Türkçe kullanıldı. Türkçe’nin önem kazanmasında Anadolu da bir Türk aydın sınıfının yetişmesi, Moğol istilasından kaçan Türk aydınlarının Anadolu’ya gelmesi ve Türk beylerinin Türkçe den başka dil bilmemeleri etkili oldu. Türkler Anadolu ya geldikten sonra şehir ova,dağ ve ırmaklara yeni adlar verdiler. Mesela; Kunya’nın adı Konya, Smyrini’nin adı İzmir oldu. Alis Kızılırmak oldu.Maveraünnehir bölgesinden göç eden Türkmenler Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının adını Seyhan ve Ceyhan olarak doğu Akdeniz deki ırmaklara taktılar.
T.Selçukluları ve beylikler döneminde gelişen edebiyat üçe ayrılarak incelenir. Bunlar
Halk edebiyatı, Tasavvuf edebiyatı ve Divan edebiyatıdır.
Halk Edebiyatı: Halk edebiyatını oluşmasında ellerinde kopuz adlı çalgılar ile halk arasında dolaşan ve şiirler söyleyen Ozanlar önemli rol oynadı. Halk edebiyatının konusu ,yiğitlik, Mertlik, aşk, vatan, tabiat sevgisi v.s. dir.
Türkmenler Oğuz boylarına ait Dede korkut hikayelerini Anadolu ya taşıdılar ve olgunlaştırdılar. Dede korkut hikayelerinde; hak, adalet, yiğitlik, aile, arkadaşlık, kahramanlık, eğitim, kadın güzelliği, v.s. konular işlenir. Türk milli kültürünün önemli bir hazinesidir.
Türkler Anadolu’yu feth ederken ;Hz. Ali, Battal Gazi, Ebu Müslim adlı İslam kahramanlarının adı etrafında şekillenen destanları benimsediler. Anadolu’da yeni Türk-İslam
Destanları meydana getirdiler. Danişmendname, Anadolu da oluşan Türk-İslam destanlarının ilk örneğidir .Bu destanda, Danişmendli beyi Ahmet Gazinin kahramanlıkları anlatılır. Ayrıca danişmendli topraklarında Arap kahraman Battal Gazi adına Türkçe “Battalname” adlı destan oluşturulmuştur.
Halk edebiyatında fıkra ve nüktelerinde önemli bir yeri vardı. Anadolu da Bektaşi ve Nasrettin hoca fıkraları sevilmiştir.
14.yy da Anadolu da Türkçe yazan ve söyleyen şairler milli bir edebiyat oluşturdular. Kırşehirli Şeyh Ahmet Gülşehri Türkçe “Mantıku’t tayr”( Kuşların dili)adlı eseri yazmıştı. Aşık paşa ,aydınların ve beylerin Türkçe kullanmamalarını eleştirmiştir. Garibname adlı Mesneviyi yazmıştır.

Tasavvuf Edebiyatı: Tasavvuf edebiyatı 13.yy da tarikatların açtığı takke ve zaviyeler de doğmuş ve gelişmiştir. Tasavvuf edebiyatı İslami düşünceyi işler. Moğolların Anadolu’yu işgalinden sonra ortaya çıkan siyasi ve sosyal sarsıntılar Tasavvuf edebiyatının gelişmesinde etkili oldu. Türkistanlı mutasavvıf Ahmet Yesevinin Türklere İslamiyet’i şiir yolu ile sevdirme ve tanıtma felsefesini horasan erenleri denilen Türkmen dervişleri Anadolu da devam ettirdiler.
Tasavvuf edebiyatının Anadolu’daki en önemli temsilcileri, Mevlana Celaleddin Rumi ve Yunus Emre dir.
Mevlana (1207-1273)eserlerini Farsça yazdı. Çok az Türkçe eseri vardır. Ancak Mevlana eserlerinde ,Türk düşüncesini, Ahlakını, yaşam tarzını anlatmıştır. İnsanlığı birliğe, birbirlerini sevmeye davet etmiştir. Mevlananın önemli eserleri ; Divan-ı Kebir, Mesnevi, Mektubat, Fihi Mafih, Rubailer ve Meclisi Sab’a dır.
Yunus Emre(1240-1320),dervişlikten şeyhlik mertebesine çıkmış bir mutasavvuf’tur. Şiirlerini Türkçe yazmıştır. Yunus Emre şiirlerinde Allah ve İnsan sevgisini işlemiştir. Şiirlerini Türkçe yazdığı için Anadolu da Mevlanaya göre daha çok taraftar bulmuştur.Yunus Emre’nin eserleri; Divan-ı ile Risaletü’n Nushuye (Öğütler kitabı) dir.

Divan Edebiyatı: Divan edebiyatı 13.yy sonlarında Selçuklu sarayında doğmuştur. Divan edebiyatı din dışı konularda yazılan kaside ve gazellerden oluşmuştur. Anadolu da yetişen ilk divan şairi Hoca Dehani’dir. Farsça Selçuklu Şehnamesini yazmıştır.
Divan edebiyatı Anadolu da 14.yy da olgunlaşmıştır.Bu yüzyılda Hoca Mesud, Ahme di, Şeyhoğlu Mustafa ve Meddah Yusuf adlı şairler yetişmiştir. Ahmedi’nin en önemli eserleri; Divan-ı, İskendername ve Cemşid’ü Hurşid’dir.
NOT:Karaman oğlu Mehmet beyin dil fermanını yayınladığı 13 Mayıs 1277 tarihi günümüzde Türk dil bayramım olarak kutlanmaktadır. Karaman oğulları ve diğer beylikler Türk diline ve kültürüne önem vermişlerdir. Bu yönleri ile Kara hanlılarla benzer özellik taşırlar.

5-BİİLİM VE SANAT:
BİLİM: Bir ülkede bilimin gelişebilmesi fikir hürriyeti, ekonomik ve sosyal kalkınma, adaletin hakim kılınması ve ilim adamlarına değer verilmesi gibi faktörlerin varlığına bağlıdır.Türkler 12.yy sonlarında Bizans imparatorluğu ve Haçlıları etkisiz hale getirip Anadolu ya ha kim oldular. Anadolu’yu ekonomik alanda kalkındırdılar. Beyler ve hükümdarlar saraylarını ilim adamlarına açtılar. Eğitim amacıyla medreseler açtırdılar. Medreseler için zengin vakıflar oluşturdular. Bu politikalar bilimin gelişmesine ve önemli bilim adamlarının yetişmesine sebep oldu. Türkistan ve İran dan çok sayıda ilim adamı Anadolu’ya geldi. Selçuklular ve beylikler döneminde yetişen önemli bilim adamları şunlardır:
Muhyiddin Arabi: İspanyada yetişen ve bir süre Konya da yaşayan İslami bilimler alanında faaliyet gösteren bir filozoftur. 250 dolayında eser yazmıştır. İslam falsefesine önemli katkılar yapmıştır. Sıra dışı görüşleri yüzünden Suriye ve Mısır da tepki görmüştür. Fikirlerini öğrencisi Sadrettin Konevi Anadolu da devam ettirmiştir. “Vahdet-i Vücut” (Varlıkta teklik) felsefesi ona aittir.
Kadı Siraceddin: 1.Alaeddin Keykubat zamanında yaşadı. Mantık ve Kelamla ilgili Metali ül- Envar adlı eseri yazdı.
Kudbettin Şirazi: Felsefe, Coğrafya ve astronomi alanlarındaki çalışmaları ile tanınır. Medrese de derslerini öğrencileri sıkmamak için nükteli anlatırdı.
Mehmet Ravendi: T.Selçuklularının ünlü bir tarihçisidir. Selçuklu tarihini anlattığı “Rahat üs- Südure” adlı eseri ünlüdür.
İbn-i Bibi: 1.Alaaddin Keykubat döneminde yaşadı. T.Selçuklu tarihi ile ilgili “El Evamir ül alaiye (Alanyadan yüksek emirler) adlı eseri yazmıştır.
Ayrıca; Eflaki, Kerümiddin, Aksarayi, ve Kadı Burhanettin Anevi adlı bilim adamları da tarihi eserler yazmışlardır.
Aydın oğulları zamanında yetişen Hacı paşa ünlü bir tabipti.Tıpla ilgili, “Tabiat-i şifa ül Eskam ve deva’ül ala” adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca T.Selçuklularım döneminde; Konyalı Sadettin, Ekmeleddin ve Kemalettin Karatay gibi tıp uzmanları yetişmişti. Artukoğulları zamanında yetişen El Cezeri mekanik ve alet yapımında ileri giden ünlü bir bilim adamı idi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan bey Kuran-ı Kerim’i Türkçe ye çevirtmiş ve huzurunda okutmuştu. Uzun Hasan Astronomi ve Matematik bilgini Ali Kuşçuyu sarayında barındırmıştı.
Anadolu’da bilimin gelişmesinde camiler, medreseler, Tekke ve zaviyeler ,kütüphane ler ve hastaneler önemli rol oynamıştı. Bazı medreseler rasathane olarak kullanılmıştı.Mesela, Kırşehir de bulunan Caca Bey medresesinin ortasında bir su kuyusu vardı.Geceleri yıldızlar ve gezegenler bu kuyuda inceleniyordu. SANAT: Oğuz Türkleri Orta Asya Türk sanatını önce İran’a oradan da Anadolu’ya taşıdılar. Türk-İslam sanatını Anadolu uygarlıklarının sanatlarından da yararlanarak zenginleştirdiler. Ama Türk milli sanatının özünü korudular.Sanatta taklitçi olmadılar. Anadolu coğrafyasının Türk vatanına dönüşmesinde sanat eserleri önemli rol oynadı.
Selçuklular harabe halinde devraldıkları Anadolu’yu yeniden imar ettiler. Türkler feth ettikleri Anadolu kentlerine ilk olarak cami inşa ettiler. T.Selçukluları ve beylikler döneminde en çok mimari gelişti. Selçuklu mimarisi Alaaddin Keykubat döneminde zirveye çıktı. Selçuklu mimari eserlerini; Dini mimari, sivil mimari, ve askeri mimari olarak üçe ayırarak incelemek mümkündür.
Dini Mimari: Camiler, Mescidler, Tekke ve zaviyeler ve Kümbetler dini mimariyi oluşturur.
T.Selçuklu camilerinde; taş,tuğla ve ahşap kullanılmıştır. Selçuklu camileri genellikle çok kubbeli ulu cami türünde inşa edilmiştir. Camilerde taş ve ağaç sütunlar kullanılmıştır. Konya ve Niğde deki Alaaddin camileri ,Sivas, Malatya, Erzurum, Divriği, Kayseri,
Adana,Mardin ulu camileri, Antalya yivli minare camii, Beyşehir Eşrefoğlu cami ve Kayseri Huand cami T.Selçukluları ve beylikler dönemi camilerinin önemli örnekleridir.
Mescidler, mimberi olmayan küçük mahalle camileridir. Önemli örnekleri; Konya sırçalı mescid, Harput Alaca mescid, Çankırı Taş mescid, Akşehir güdük minare mescididir.
Selçuklu mimarisinde Kümbetlerin (Türbe)önemli bir yeri vardır. Kümbet mimarisi Uygur Türklerinden İslam dünyasına gelmiştir. Kümbetler çadır tipinde inşa edilmişlerdir. Anadolu da yapılan önemli Kümbetler; Emir Saltuk kümbeti(Erzurum), 2.Kılıçarslan kümbeti (Konya), Ulu kümbet (Ahlat), Hüdavent Hatun kümbeti (Niğde),v.s. dir. Kümbetler hayvan ve bitki motifleri ile süslenmişlerdir.
Tekke ve zaviyeler tarikatların eğitim ve ibadet amaçlı kullandıkları yapılardır. Önemli örnekleri;Sahip Ata hankahı, Tokat Sümbül baba zaviyesi, ve Konya da Sırçalı sultan Miskinler tekkesidir.
Sivil Mimari: Medreseler, Köprüler, Saraylar, Kervansaraylar, Darül şifalar, İmaretler, evler, han ve hamamlar dır.
Anadolu da ilk medreseyi Danişmendliler Niksar da yaptırmışlardır. Medreseler eğitim kurumlarıdır. Medreselerin bazıları üstü kapalı, bazıları orta kısımdaki avlunun etrafında sıralanan odalar şeklinde yapılmıştır. Karatay medresesi (Konya), Gök medrese, Buruciye medresesi (Sivas), Çifter minareli medrese (Erzurum), Huand Hatun medresesi (Kayseri), önemli Selçuklu medreseleridir.
Kervansaraylar, ticaret yolları üzerinde yapılan konaklama tesisleridir. Anadolu da ilk kervansarayı Sultan 2.Kılıçarslan inşa ettirmiştir (Alay han). Selçuklu kervansaraylarının çoğu Sultan hanı adını taşır. Konya -Aksaray yolu üzerindeki Sultan hanı ünlüdür. Ağızı Kara han, Karatay hanları, Eğridir han, Alara han, Çay han ve Evdir han Selçuklulardan kalma diğer önemli kervansaraylardır.
Anadoluda köprü mimarisinin ilk örneği Artukoğullarının Habur ırmağı üzerinde inşa ettikleri “Malabadi köprüsü”dür. Tek kemerli olarak yapılmıştır. Tokat yakınlarında yeşil ırmak üzerinde bulunan “Hıdırlık köprüsü” Selçuklulardan kalmadır. Beş kemeri bulunur.
Selçuklu saray ve köşklerinin çoğu günümüze ulaşamamıştır. 1.Alaaddin Keykubat Kayseri de “Kubadiye” Beyşehir gölü kıyısında “Kubad Abad” saraylarını yaptırmıştı. Kubad Abad sarayı insan ve hayvan resim ve heykelleri ile süslenmişti. Artukluların, Diyarbakır iç kalesinde yaptırdıkları Saray Türk kültürünün önemli örneklerindendir.
Darülşifalar günümüzün hastaneleridir. Türk beyleri Anadolu’nun tüm kentlerinde Darülşifalar yaptırmışlardır. Buralarda din ırk ayırımı olmaksızın hastalar tedavi edilirdi. Kayseri de bulunan Gevher Nesibe Darül Şifası Gıyasiye adı ile de anılırdı. Burada akıl hastaları da tedavi ediliyordu. Tıp öğrencileri uygulamalı eğitim görüyorlardı. Ayrıca Konya da Alaaddin Keykubat, Divriği de Turan Melek, Amasya da Torumtay Darül şifaları bu türün önemli örnekleri idi.
Anadolu Türk evleri, genellikle ahşap ve iki katlı olarak yapılmıştı. Günümüze çok az örnek kalmıştır. Türkler İslam inancının etkisi ile dünyayı bir misafirhane olarak görürlerdi. Gösterişli ev ve saraylar yapmayı gereksiz görürlerdi. Ancak halka hizmet amaçlı binalar sağlam ve gösterişli olurdu. B.Selçuklu sultanı Tuğrul beyin “Kendime bir saray yaptırırda yanında bir cami yaptırmaz isem Allah tan utanırım” sözü Türklerin bu konudaki düşüncelerini yansıtır. Anadolu Türk evlerinin en güzel örnekleri Safranbolu da bulunur.
Askeri Mimari: Kale ve surlar askeri mimari alanına girer.
Külliye:Cami, medrese, Darül şifa, kütüphane, hamam gibi sosyal tesislerin bir arada bulunduğu sanat eserlerine verilen addır.Anadolu’daki mimari eserler genellikle külliye karakterinde yapılmıştır.Bu sosyal tesislerin giderleri vakıflar aracılığı ile karşılanırdı.
Diğer Sanatlar:Türklerin milli sanatları olan halıcılık Anadolu da daha zengin motiflerle devam etmiştir. Selçuklu halıları üzerinde ;hayvan ,bitki, geometrik ve hat sanatı ile ilgili yazı türleri süsleme motifi olarak kullanılmıştır. Arap seyyahı İbn-i Batuta seyahatnamesinde, Anadolu’dan dünyanın bir çok ülkesine halı ihraç edildiğini ve halıların güzelliğini anlatır.
T.Selçuklularında ;Minyatür, heykel, kabartma, hat ,tezhip ve musuki sanatları da gelişmiştir. Selçukluların Kubat Abad saraylarının duvarlarında insan ve hayvan resimleri çizilmişti. Konya surları üzerinde Arslan ,kadın ,erkek ve çift başlı kartal heykelleri bulunmaktaydı. Sultanların giydiği elbiseler üzerinde resimler bulunuyordu. Bu örnekler Türklerin sanata özgürlükçü yaklaştıklarını ve dini taassuptan uzak olduklarını gösterir. Türk hükümdarlarının saraylarının önünde günde beş defa Növbet (Bando) çalınırdı. Mevlevi ve Bektaşi semahları musuki eşliğinde yapılırdı. Türk ozanları düğünlerde ,bayramlarda, kervansaraylarda kopuz eşliğinde şiir ve destanlar okurlardı. Bu örnekler Türklerin Anadolu ya geldikten sonra milli kültürlerini koruduklarını göstermektedir.
NOT:Anadolu Türk sanatı, Orta Asya Türk sanatı ve B.Selçuklular zamanında gelişen Türk-İslam sanatı üzerinde yükselmiştir.Türkler Anadolu uygarlıklarının zengin sanat birikimlerin den yararlanmışlardır. Ancak sanatta taklitçi olmamışlardır. Türkler Anadolu uygarlıklarının sanat eserlerini korudular ,yakıp yıkmadılar. Günümüze kadar bir çok kilise, manastır, tiyatro , heykel gibi sanat eserinin ulaşması bu açıklamayı doğrular. T.Selçuklu ve beylikler dönemi sanatı Anadolu’nun değişik şehirlerinde farklılık gösterir. Bu durum yerel kültürlerin etkisi ile gerçekleşmiştir. T.Selçukluları ve beylikler dönemi Türk sanatı Osmanlı sanatının temelini oluşturmuştur. Osmanlılar döneminde Türk sanatı üç kıtaya yayılmıştır.
 
ÖDEV
KONU ANLATIMLARI

Bize Katıl

Blog Arşivi

Support : BYReklaM | hemsut | Eren Network
Copyright © 2011. Dönem Ödevim - All Rights Reserved
Template Created by Evrenin Gizemleri Her Hakkı Saklıdır Dönem Ödevim
Powered by Tayfun Eren Bağcı